Fetva

İpotekli Kredi

23 Aralık 2014

İslam, fert ve toplumda sosyal adaleti temin etmeyi ve ekonomik hayatı olumsuz etkileyen bütün uygulamaları yasaklamıştır. Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah, ticareti helal ve fakat faizi haram kılmıştır.” buyurarak iktisadi alanda tefecilik, karaborsacılık, faiz ve haksız kazancın her türünü kesin bir dille yasaklamış ve karşılığında helal kazancı, ticareti, alın terini ve el emeğini teşvik etmiştir. Dolayısı ile iktisadi hayatı temelinden sarsan haksız kazanç yollarının önlenmesi ve helal kazanç elde etme yollarını faaliyete geçirmesi her Müslüman’ın vazifesidir.

Genel olarak hadîs-i şeriflerde belirlenen faizin cereyan ettiği bütün durum ve alanların haram olduğu konusunda bütün ulema, doğudan batıya, geçmişten günümüze icma etmiştir. Tartışılan konu faizin hükmü değildir. Sorunun özü, günümüzdeki ve özellikle Avrupa bağlamındaki kredilerin faiz kapsamına girip girmemesi meselesidir. Müçtehit imamlarımızdan bir kısmının kâğıt paralarda faiz gerçekleşmez görüşünde olmaları, konunun temelinin içtihada açık olduğunu gösterir. Buna ilaveten gayrimüslim ülkelerde Müslüman ile gayrimüslim arasındaki alışverişlerde faiz cereyan etmediği görüşünü savunan müçtehit imamları da eklediğimizde, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için bu konuda ne kadar genişlik olduğunu açıkça görmekteyiz.

Bugün Avrupa’daki ipotekli kredilere hukuki olarak her ne kadar kredi sözleşmesi adı verilse de içerik olarak fıkıhtaki alışveriş sözleşmesine benzemektedir. Bir Müslüman’ın banka aracılığı ile ev, araç, işyeri vb. ipotekli malı, vadeli bedel üzerinden satın alması bir “murabaha işlemi” olup vadeli bedel hesaplanırken satış bedeline eklenen ziyadeler “vade

farkı” niteliğindedir. Bu fazlalıklara bankacılık sektöründe “faiz” denilmesi sonucu değiştirmez. Burada müşterinin amacı faizli nakit para almak değil, peşin ödemesi yapılan malı vadeli fiyat üzerinden satın almaktır. Bu işlemde müşterinin niyetine ve yapılan işlemin dış görünüşüne göre hüküm vermek gerekir.

Nitekim hadîs-i şerifte, “Ameller niyetlere göredir.” buyurulmuş, Mecelle’de de “Akitlerde itibar lafza değil manayadır.”, “Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.” prensipleri yer almıştır. Yani sözleşmenin amaç ve anlamı göz önüne alınır, söz ve yazılışı değil. Bir şeyin hükmü adının değişmesi ile değil, niteliklerinin değişmesiyle değişir.

Dolayısıyla malın (konut), para karşılığında (kredi) satışında vade uygulandığı zaman, aradaki alınmak istenen fazla miktar faiz değil, vade farkıdır.

Kısaca, arada mal olmaksızın karşılıksız kredi caiz değildir. Çünkü faizdir. Ama ipotek yaparak ev almak bazı ufak tefek farklılıklar arz etmesine rağmen vadeli satışın nitelik itibarı ile aynısıdır. Zira bu ticaret usulü asrımızın getirdiği yeni ticari uygulamalardandır, dolayısıyla hükmü de yenidir.