IGMG Algısı

Kurumsal Öz Tanım Karşısında Üçüncü Tarafların Atıfları

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG), kamuoyuyla ve toplumun tüm kesimleriyle şeffaf iletişim kurmayı, tüm toplumun yararına hizmetler yapmayı, bu faaliyetlerinde hesap verebilirlik ilkesini ve anayasal düzene bağlılığı esas almaktadır. Buna rağmen, zaman zaman haksız ithamlara, etiketlemelere ve ötekileştirmelere maruz kalmaktadır. IGMG’nin özellikle medya, siyaset ve kamu kurumlarındaki olumsuz temsilinin çeşitli sebepleri vardır.

Almanya’daki Algı ve Anayasayı Koruma Raporları

Özellikle Almanya’da IGMG’nin Anayasayı Koruma Dairesi raporlarında yer alması, bugün IGMG hakkında oluşan olumsuz algıların başlıca kaynağı olarak öne çıkmaktadır. Almanya’da 1995 yılında IGMG, Avrupa Millî Görüş Teşkilatları’nın (AMGT) halefi olduğu gerekçesiyle Anayasayı Koruma Dairesi raporlarında ele alınmış, o tarihten bugüne kadar da değişen biçimlerde bu raporlarda konu edilmiştir. Raporların birçoğunda IGMG’nin “demokrasi ve hukuk devletine yönelik asıl hedefleri ve aktiviteleriyle söylemsel bazdaki tutumları arasında büyük bir fark olduğu” ya da “IGMG idarecilerinin demokratik değerler ya da din özgürlüğünden bahsettiklerinde bunların Müslümanlar için özel haklar istemek ile ilintili olduğu” gibi iddialar dile getirilmiştir.[1] Bazı Anayasayı Koruma Daireleri, IGMG’nin sözde “antisemitist söyleme sahip olduğu” ithamında bulunmuş, bu söylemi “Batı karşıtı ve çoğulculuk karşıtı” olmak ile ilintilendirmiştir.[2] “IGMG’nin kurucusunun Necmettin Erbakan olduğu, kurumun onun ideolojik mirasına bağlı olduğu ve bu mirasın içinde antisemitik söylemlerin de bulunduğu” da bu tarz raporlarda ve yayınlarda öne sürülen iddialar arasında yer almıştır.

Geçmişte bu raporlarda IGMG’nin “siyasi parti(ler) ile ilişkili olduğu, Yahudi karşıtı eğilimlere sahip olduğu, gençlik çalışmalarıyla Müslüman gençlerin beyinlerini yıkadığı, kadınlara yönelik geleneksel bakışlara sahip olduğu, göç kökenlilerin entegrasyonunu engellediği” gibi asılsız ve mesnetsiz iddialar da yer almıştır.[3] Raporlar, IGMG’yi “anayasaya düşman olmak” ve “anayasaya düşmanca faaliyetler içerisinde bulunmak” gibi mesnetsiz yaftalamalarla itham etmiştir. Yine IGMG’nin “İslami aşırıcı pozisyonların temsilcisi olarak Alman toplumuna entegrasyonu reddettiği” de bu iddiaların arasında yer almıştır.[4]

Bu raporların da etkisiyle Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerde IGMG’ye “legalist İslamcılık” ithamı yöneltilmiş, bu ithamlar IGMG’nin dinî cemaat olarak kamu tüzel kişiliğine sahip olması önünde büyük engeller teşkil etmiş, IGMG’nin “anayasal açıdan tehlikeli bir izleme objesi” olarak görüldüğü bu raporlardan hareketle IGMG mensubu idarecilerin vatandaşlık ya da işe alım gibi haklarında çok ciddi kısıtlamalar ve engellemeler meydana gelmiştir. Ayrıca bu ithamlar, resmî ya da sivil temsilcilerin IGMG ile ilgili herhangi bir ortak çalışma, iş birliği ya da kuruma yönelik ziyaretinin medyada olumsuz bir şekilde ele alınmasına, hatta IGMG ile iletişime geçen kişilere yönelik dışlama ve ötekileştirme kampanyalarının gerçekleşmesine bile yol açmıştır.[5]

Bu iddiaların gerçeklikle uyuşmadığı, ön yargılı ve çeşitliliği tehdit olarak algılayan ve sahip çıkmakla mükellef olduğu özgürlükçü demokrasiyi kabullenmemiş bir zihnin ürünü olduğu açık olmasına rağmen devlet kurumları tarafından güvenlik politikalarının birer parçası olarak dile getirilen bu ithamlar, yalnızca IGMG’yi hedef almakla kalmamış, birçok ülkede Müslüman kimliğinin kamusal tezahürlerini kriminalize eden bir anlayışa zemin hazırlamıştır. Bu yaklaşım, Müslüman cemaatleri “anayasa düşmanı” gibi göstererek onlara yönelik ayrımcı tutumları ve nefret söylemlerini meşrulaştırmıştır.

Almanya başta olmak üzere geçtiğimiz 30 yılda kamuoyundaki algıyı büyük oranda şekillendiren bu raporların çoğunda bugün IGMG’nin daha önce var olduğu iddia edilen sözde “aşırıcı bağlantılarının azaldığı” iddia edilmektedir. IGMG daha önce de şimdi de aşırıcılıkla herhangi bir ilgisi olduğu iddiasını reddetmekte, yaptığı çalışmalardan hareketle bireylerin zihnindeki IGMG algısının Almanya’daki bu resmî söylemden çok daha farklı ve olumlu olduğunu vurgulamaktadır.

Almanya’da hem federal hem de eyaletlerin Anayasayı Koruma Dairesi raporlarında IGMG’ye yönelik ithamlar her ne kadar zaman içerisinde zayıflasa da bu raporlar, dünyanın birçok ülke ve bölgesinde teşkilatlanan IGMG genel merkezinin Almanya’da olması nedeniyle yalnızca Almanya’daki değil, diğer ülkelerdeki IGMG’nin yapılanmalarına yönelik algı üzerinde de etkili olmuştur.

Almanya Dışı Ülkelerdeki IGMG Algısı

Bazı ülkeler Almanya’daki Anayasayı Koruma Dairesi raporlarını nesnel bir değerlendirmeye tabi tutmaksızın referans almış; bu raporlar doğrultusunda IGMG’nin farklı ülkelerdeki yapılanmalarını çeşitli olumsuz ithamlarla etiketlemiştir. Bu durum hem IGMG’ye yönelik kurumsal ön yargıları beslemiş hem de Müslüman cemaatlerin meşruiyetine yönelik daha geniş çaplı bir güvensizlik iklimini güçlendirmiştir.

Avusturya’da 2023 yılında yayımlanan ve IGMG’nin Avrupa’daki yapılarına dair hatalı, ön yargılı ve ideolojik ithamlar içeren başka bir raporda[6] IGMG sözde “Türk İslamcılığının ana kolu” olarak nitelendirilmiş, IGMG’nin sözde “problemli ve kısmen antisemitizmle şekillenmiş, toplumu bölebilecek bir dünya görüşü propagandası yaptığı” iddia edilmiştir.

Fransa’da ise 2023 yılında yayımlanan ve Fransız Ulusal Meclisi İstihbarat Komisyonu tarafından hazırlanan yıllık raporda[7] IGMG’nin Fransa’daki yapılanmasından sözde “Müslüman Kardeşler çizgisine yakın İslamcı bir örgüt” olarak bahsedilmiş, hükûmetin İslami kurumlara dayattığı “Fransa İslam’ı İçin İlkeler Şartnamesi”ne ilk aşamada imza atmamış olması eleştirilmiştir. Bundan öncesinde de belediyenin Strazburg’da inşa edilen Eyüp Sultan Camii’ne yönelik 2,5 milyon avro tutarındaki yardım kararı, “kriterlere uymadığı gerekçesiyle” Strazburg İdari Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Bu süreçte Fransa İçişleri Bakanı tarafından IGMG’nin Fransa bölgesi, “Fransa İslam’ı İçin İlkeler Şartnamesi’ni imzalamayı reddeden ve siyasal İslam’ı savunan bir federasyon” olarak nitelendirilmiştir. Bu gelişmeler, Fransa’daki olumsuz IGMG algısını yalnızca pekiştirmekle kalmamış, aynı zamanda bu algının devletin resmî söylemiyle şekillendirilmesine ve sistematik olarak güçlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Bu durum, devletin kendi kurumları aracılığıyla toplumsal ön yargıları körükleyerek, bir dinî ve kültürel topluluğun varlık ve meşruiyetini sorgulayan bir yaklaşımı meşrulaştırmasına olanak sağlamıştır.

Hollanda’da 2021 tarihinde Ulusal Güvenlik ve Terörle Mücadele Koordinatörlüğünün (NCTV) Türkiye ile ilgili gizli bir raporu medyaya yansımış, raporda IGMG’nin ülkedeki yapılanmasına yönelik ithamlar da yer almıştır.[8] Daha sonra bu raporun gerçekliği devlet tarafından yalanlanmış olsa da bu iddialar IGMG’ye yönelik yaftalamalara örnek teşkil etmiştir.

İsveç’te 2022 yılında IGMG medyada “iyi bir demokratik aktör olmaktan uzakta olmak” gibi bir ithama maruz kalmış, İsveç’teki bir IGMG idarecisi “homofobik görüşlere sahip olmak”la itham edilerek kurduğu kooperasyonlara yönelik finansmanın sona erdirilmesi talep edilmiştir.[9] Bundan önce IGMG’nin İsveç’teki faaliyetlerini ziyaret eden bir siyasetçi, “radikal İslamcıların programına katılmak” şeklindeki tehlikeli bir ithamla karşılaşmıştır.[10]

Danimarka’da ise 2017 yılında IGMG Danimarka Bölgesi’nin Kilise Bakanlığı tarafından resmen bir dinî cemaat olarak tanınması konusunda çeşitli eleştiriler dile getirilmiş, IGMG sözde “20. yüzyılın en etkili İslamcı hareketlerinden biri” olarak nitelendirilerek Danimarka’daki yapılanmaya yönelik ötekileştirme kampanyası başlatılmıştır.[11]

Bu ve benzeri örnekler, Müslüman cemaatin oluşturulan olumsuz atıf ve iddialarla ötekileştirme ve düşmanlaştırma ile karşı karşıya bırakıldığını ve bu şekilde Müslümanların yaşadıkları ülkelerdeki toplumsal katılımının engellendiğini göstermektedir.

Bu iddiaların, IGMG’nin öz tanımını ve IGMG’nin kamuoyunda algılanış biçimini doğru yansıtmadığı da açıktır. Bu genellemeci ve hatalı ithamlar yalnızca IGMG’yi hedef almakla kalmamış, aynı zamanda Müslümanlara yönelik yaygın ön yargıların hâlâ derinlemesine varlığını sürdürdüğünün bir göstergesi olmuştur. Her ne kadar zamanla bu iddialar zayıflamış ve kamusal söylem IGMG’nin kurumsal gerçekliğine daha yakın bir çizgiye kaymış olsa da geçmişteki karalayıcı söylemler bugünkü algının şekillenmesinde hâlâ belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu durum hem geçmişin izlerinin silinemediğini hem de sistematik ön yargıların toplumsal bellek üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını gözler önüne sermektedir.

Anayasayı Koruma Dairesi raporlarında yer alması, bazı çevrelerde IGMG’nin anayasaya aykırı faaliyetler yürüttüğü yönündeki yanlış algıyı pekiştirmiştir. Bu yanıltıcı algı yalnızca IGMG’ye karşı şüpheleri artırmakla kalmamış, aynı zamanda IGMG’nin toplum nezdinde saygınlığını da ciddi manada zedelemiştir. Bu durum kurumun daha geniş bir kitleye hitap etme ve farklı toplumsal kesimlerle iş birliği yapma çabalarını büyük ölçüde engellemiş, IGMG’ye dair bir güvensizlik kültürünü pekiştirmiştir. Ayrıca bu tür yanlış temsillerin geniş toplum kesimlerinin bilinçaltında kalıcı bir etki oluşturarak, Müslümanlara karşı kişileri güçlendirme ve aşırı sağ argümanların desteklenmesiyle birlikte demokrasiye ve toplumsal barışa zarar verme potansiyeline sahip olduğu unutulmamalıdır.