IGMG SURASI

IGMG unterstützt Musliminnen und Muslime dabei, ihren Glauben auf der Grundlage des Korans und der Sunna bewusst zu leben. Mit Freitagspredigten, Vorträgen, Veranstaltungen, religiösen Publikationen und seelsorgerischer Begleitung bietet sie verlässliche Orientierung zu aktuellen religiösen Fragen und trägt zur spirituellen Entwicklung der muslimischen Gemeinschaft bei.

 
[igmg_section_buttons button_01_label=”Önsöz” button_01_target=”onsoz” button_02_label=”Takdim” button_02_target=”takdim” button_03_label=”Yönetim” button_03_target=”yonetim” button_05_label=”Temel Esaslar” button_05_target=”temel-esaslar” button_04_label=”Tarih” button_04_target=”tarihsel-olusu” button_08_label=”Kurumsal Yapılanma” button_08_target=”cinsiyet” button_09_target=”09″ button_09_label=”Batı Toplumlarında Müslüman Olmak”]
Takdim

02

Takdim

Şûra sürecinin amacı, hazırlık süreci ve genel çerçevesi.

Elinizdeki çalışma, teşkilatımızın söylem ve eylem birliği noktasındaki hedeflerini, geleceğe yönelik vizyon ve misyonunu müzakere etmek amacıyla düzenlenen IGMG Şûrası’nın kısa bir özeti niteliğindedir. Teşkilatımızın tarihinde ilk defa, büyük bir heyecanla 9-11 Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz şûra, kapsamlı bir ön çalışmaya dayanıyordu.

Şûra öncesinde oluşturduğumuz çalıştay grubu dört kez bir araya gelerek, teşkilatımızın geleceğine yön verecek önemli konuları detaylı şekilde değerlendirdi. Bu çalıştaylarda fikir alışverişinde bulunduk, uzman görüşlerinden yararlandık ve metinler üzerinde titizlikle çalıştık. Bu ön istişare süreci sonucunda ortaya çıkan 11 taslak metin, IGMG Şûrası’nda müzakere edilmek üzere hazır hâle getirildi.

Dünyanın her yerinden yüzlerce kardeşimizin katıldığı şûrada sekiz grup hâlinde IGMG’nin tarihsel oluşumu, temel esasları, kurumsal yapılanması, hizmet kuruluşları ve iş birlikleri ele alındı. Ayrıca, üçüncü tarafların IGMG’ye atıfları, cinsiyet ve cinsel kimlik, Batı toplumlarında Müslüman olmak, din özgürlüğü, ırkçılık ve IGMG’nin kamusal hayat ile siyasal katılıma dair duruşu gibi konular da müzakere edildi.

Teşkilatın yenilenme sürecini ve geleceğe yönelik vizyonunu belirlemek amacıyla gerçekleştirilen IGMG Şûrası eylem ve söylem birliğini hedefleyen, kimliğini net bir şekilde tanımlayan ve kapsayıcıkatılımcı bir yapıya hizmet eden bir çalışma olarak öne çıktı. Bu çalışma, yenilenme ve revizyon, birlik ve şeffaflık, temel esasların geliştirilmesi ile kimlik ve aidiyet başlıkları altında özetlenebilir.

Şûra sürecinde IGMG’nin misyon ve vizyonu günümüz şartlarına göre yeniden değerlendirildi, yapılması gereken yapısal ve kurumsal değişiklikler tespit edildi. Dünyanın değişen şartları ışığında içinde yaşadığımız toplumların ihtiyacı olan yeni hizmetlerin geliştirilmesi konusunda müzakereler yürütüldü. Bu süreçte, Genel Merkezden bölge ve şubelere kadar teşkilatın tüm eylem ve söylemlerinde birliğin sağlanması, kamuoyuna duruşumuzun net ve şeffaf bir şekilde sunulması hususunda da ortak bir anlayış benimsendi.

IGMG Şûrası, bir dünya teşkilatı olarak organizasyonumuzun duruşunu, kapsamını ve geleceğe dair atılacak adımların bu doğrultuda şekillenmesi gerektiğini ortaya koyan bir mutabakat zemini oluşturdu.

Şûrada her bir katılımcı düşüncesini ve eleştirisini yapıcı bir dille, korkmadan ve çekinmeden, Müslüman ahlakına uygun olarak ve istişare kültürüne riayet ederek ortaya koydu. Genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle, yeni ve eski idarecisiyle herkesin görüşü eşdeğer kabul edildi. Önemli olan istişarenin kendisi, ortaya çıkan uzlaşı ve mutabakattı. Bu yönüyle IGMG Şûrası katılımcı, dengeli ve ihtilafları göğüsleme konusunda dirençli bir çalışma olarak tarihe geçti.

Teşkilat tarihinde ilk defa bu kapsamda gerçekleştirilen “IGMG Şûrası”, elinizdeki esere dönüştü. Bu sürece emek veren başta şûra yönetimi olmak üzere, çalıştay grubuna, grup başkan ve yardımcılarına, şûra katılımcılarına ve fikirlerinden faydalandığımız uzmanlara teşekkür ediyorum.

Organizasyona katkı sağlayan Güney Hollanda Bölgemize, Genel Sekreterliğimize ve Teşkilatlanma Başkanlığımıza şükranlarımı sunuyor; desteklerini esirgemeyen kıymetli Genel Başkanımıza ayrıca teşekkür ediyorum.

Şûramız hayırlara vesile olsun. Gönül birliğimiz, dava kardeşliğimiz ve yol arkadaşlığımız daim olsun!

Abdi TAŞDÖĞEN

IGMG Genel Başkan Danışmanı | Şûra Başkanı

IGMG Şûrası Yönetimi

03

IGMG Şûrası Yönetimi

Şûra yönetimi, grup başkanları ve ilgili sorumlular.

Abdi TAŞDÖĞEN

Şûra Başkanı | Genel Başkan Danışmanı

“Şûramızın amacı günümüz şartlarına uyum sağlamak,

eylem ve söylemde birliği ve şeffaflığı tesis etmek ve temel esaslarımızı geçmişimiz, bugünkü gerçeklerimiz ve gelecek vizyonumuz doğrultusunda sürekli güncelleyerek kendimizi daima yenilemek ve geliştirmektir.”

Murat İLERİ

IGMG Genel Başkan Yardımcısı | Teşkilatlanma Başkanı

Tohumdan Çınara: IGMG’nin Tarihsel Oluşumu ve İlkleri

04

Tohumdan Çınara: IGMG’nin Tarihsel Oluşumu ve İlkleri

IGMG’nin tarihsel oluşumu, kuruluş dönemi ve gelişim aşamaları.

TOHUMDAN ÇINARA:

IGMG’NİN TARİHSEL OLUŞUMU VE İLKLERİ

Kuruluş

Batı Avrupa’da Müslümanların tarihi çok eskiye dayanmaktadır. Ancak, kıtadaki Müslüman nüfusunun kitlesel olarak artması, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin ekonomik şartlarına dayanır. Başta özellikle ikinci dünya savaşından sonra sanayisini hızla büyütmeye çalışan Almanya’nın, bu süreçte iş gücü açığını kapatmak için yabancı işçileri davet etmeye başlaması Almanya’daki Müslüman varlığı açısından dikkate değer bir dönüm noktasıdır. Dönemin Federal Cumhurbaşkanı Theodor Heuss’un daveti üzerine 1958 yılında Almanya’ya gelen onlarca meslek okulu mezunu Türk vatandaşı, ilk işçi gruplarından olmuştur.1 30 Ekim 1961’de Batı Almanya ile Türkiye arasında imzalanan Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması’nı takip eden yıllarda gelen on binlerce işçi büyük sanayi kentlerine yerleştirilmişlerdir.

Türkiye’den gelen işçiler Hamburg, Hannover, Frankfurt, Köln, Münih, Stuttgart ve Berlin gibi bulundukları şehirlerde inisiyatifler oluşturarak çeşitli dernekler altında bir araya gelmeye başlamışlardır. Bunlardan bir tanesi de Braunschweig şehrinde 20 Şubat 1966’da kurulan “Braunschweig ve Çevresindeki Türk İşçileri Derneği” (Verein türkischer Arbeitnehmer in Braunschweig und Umgebung e.V.) olmuştur.2

Paylaşılan dinî ve sosyal ihtiyaçlar, bu gereksinimleri ortaklaşa gidermek isteyen kişileri harekete geçiren bir zemin oluşturmuştur. Bu durum, işçi derneklerinin yanı sıra farklı inisiyatiflerin ortaya çıkmasına neden olmuş ve işçilerin kendi küçük dinî ve sosyal cemaatlerini kurmalarını teşvik etmiştir.

1960’lı yılların başlarında, işçilere kıyasla daha az sayıda da olsa Türkiye’den Almanya’ya eğitim için gelen öğrenci grupları da bulunuyordu. Dinî hassasiyet taşıyan öğrencilerden biri olan Ahmet Rüştü Banaz, Braunschweig şehrinde fizik eğitimi alıyordu. Onun öncülüğünde üniversitede bir dernek kurulmuş ve bu girişimle 1967’de üniversitede bir mescit açılmıştır. Cuma namazlarının kılındığı ve sohbetlerin düzenlendiği bu mescide zamanla işçilerin de ilgisi yoğunlaşınca şehirde bir cami kurma ihtiyacı doğmuştur.

https://virtuelles-migrationsmuseum.org/Glossar/heuss-tuerken/

Amtsgericht 38100 Braunschweig, VR 2322

Üniversitede ilk mescidi açan bu öğrenciler ve işçiler el ele vererek 7 Eylül 1969’da merkezi Braunschweig olan “Türk Birliği” (Türkische Union e.V.) derneğini kurmuşlardır.3 Bu derneğin kurucuları arasında o dönem Hannover’de doktor olarak görev yapan Dr. Şener Yücetürk ve öğrenci Ahmet Rüştü Banaz yer almıştır. “Almanya’nın her yerinde şube açabilir” yetkisine sahip olan bu dernek, günümüz İslam Toplumu Millî Görüş teşkilatlarının ilk kurumsal nüvesi olup, IGMG’nin dinî hizmetlere dayalı kuşatıcı teşkilat yapısının da tohumunu oluşturmuştur. Bir avuç öğrenci ve işçinin büyük emekleriyle şehir merkezinde kurulan bu cami, aynı zamanda Türk Birliği’nin Almanya’daki ilk şubesi olmuştur. Bu camide vakit namazlarının, cuma ve bayram namazlarının cemaatle edasının yanı sıra dinî eğitimler verilmiş, sosyal ve kültürel çalışmalarla cemaat mensupları arasında dayanışma sağlanmıştır.

70’li ve 80’li Yıllar

İşçi derneklerinin kurulması ortak ihtiyaçlara bir cevap olsa da bu toplulukların daha kurumsal bir çatı altında birleşme arzusu, “Türk Birliği” gibi daha geniş kapsamlı bir yapının doğuşuna zemin hazırlamıştır. Atılan ilk adımların ve merkezî hareketin Braunschweig şehrinden başlamasının nedeni, derneği kuranların sadece kendi çevrelerine değil aynı zamanda benzer ihtiyaçları olan diğer Müslüman topluluklara da örnek olma vizyonuydu. Bu vizyonla hareket eden “Türk Birliği” derneği, 1970’lerin başından itibaren hem diğer şehirlerde farklı isimler altında kurulmuş dernek ve mescitleri şubesi olarak bünyesine katmış hem de kendi adıyla yeni şubeler açarak Almanya genelinde geniş bir alanda teşkilatlanmıştır. Braunschweig şehrinden sonra ilk şube Salzgitter-Watenstedt’te açılmış, sonrasında Hannover, Hamburg, Stuttgart, Köln ve Berlin gibi önemli şehirlerde Türk Birliği şubeleri oluşturulmuştur. Bu süreçte, 1966’da kurulan “Braunschweig ve Çevresindeki Türk İşçileri Derneği” de tüzük değişikliği yaparak, tıpkı Hamburg ve Hannover’deki benzer dernekler gibi, Türk Birliği’nin hizmet anlayışı çerçevesinde dinî ve sosyal hizmetlerini sürdürmüştür.4

“Türk Birliği” derneğinin örneklik vizyonunun önemli bir göstergesi de 1969 yılında Ahmet Rüştü Banaz, Dr. Yusuf Zeynelabidin ve eşi Sevim Zeynela-bidin’in katılımıyla bir hac organizasyonunun düzenlenmesidir. Bu girişim,

Amtsgericht 38100 Braunschweig, VR 2679

Hasan Damar, Ahmet Rüştü Banaz, Bekir Gündoğmuş; Göç, Siyaset ve Din Avrupa’da Millî Görüş, s172

Avrupa’daki Müslümanlar için ibadetlerini yerine getirme arayışının diğer bir organizasyonel başlangıcı olmuştur. Nitekim bu adımı takiben, 1972 yılında Hasan Damar öncülüğünde 9 kişilik bir kafileyle ilk toplu hac organizasyonu gerçekleştirilmiştir.

70’li yıllar, Türkiye’den gelen misafir işçilerin işçi yurtlarında veya kendilerine tahsis edilen dairelerde yaşadığı bir dönemdi. Bu yıllarda işçilerin önemli bir kısmı ailelerini de yanlarına almış, çocukları bu ülkelerde okula başlamıştır. Böylece, aileli bir göçmen hayatına geçişle birlikte dinî ve kültürel ihtiyaçlar da çeşitlenerek artmıştır. Bu yeni durumu dikkate alan dernekler, çok yönlü hizmetler sunmaya başlamıştır. Açılan mescitlerde cemaatle namazlar kılınırken, çocuklara ve yetişkinlere dinî eğitimler verilmiş, helal gıda ihtiyacını karşılamak için marketler kurulmuş, ailelere yönelik sosyal hizmetler de sağlanmıştır.

Dönemin misafir işçileri, Türkiye ile olan güçlü bağları ve kısa veya orta vadede geri dönüş hedefleri nedeniyle anavatanlarındaki siyasi ve ekonomik gelişmeleri yakından takip ediyorlardı. Madencilik, tekstil ve metal gibi sanayi dallarında ağır koşullarda çalışan bu işçiler, Türkiye’ye döndüklerinde kendileri için iş alanları oluşturma düşüncesiyle yatırım imkânlarını da gündemlerine almışlardır. Aynı zamanda, maddi ve manevi beklentilerinin siyasal alanda yeterli düzeyde temsil edilmesini de önemsemekteydiler.

Türk işçiler anavatanlarına olan yoğun ilgileri nedeniyle Türkiye’deki siyasi gelişmelerden, hem sağ hem de sol akımlardan etkileniyorlardı. Bu dönemde dinî faaliyetler yürüten Türk Birliği’nin yönetici ve mensuplarının dikkatini Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “ağır sanayi, önce ahlak ve maneviyat” sloganıyla kurduğu Millî Selamet Partisi çekti. Bunun üzerine Türk Birliği yöneticileri, Almanya’daki ihtiyaç ve taleplerini iletmek ve Türkiye’den destek alabilmek amacıyla 1973 seçimleri öncesinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile temas kurmaya çalıştı; ancak doğrudan bir iletişim kuramadılar.

Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerindeki misafir işçilerin varlığı ve ihtiyaçları, bu dönemde Türkiye’de ilk defa politik gündeme girmeye başladı. Bu bağlamda, Türk Birliği tarafından Almanya’nın Köln şehrine davet edilen dönemin T.C. Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 1974 yılında Köln Eishalle’de 3.000 kişinin katılımıyla düzenlenen bir programda işçilere hitap etti. Bu toplantı, Türk Birliği yöneticileri ile Erbakan arasındaki ilk görüşmeye zemin hazırladı ve ilişkiler sonraki yıllarda da sürdü. Bu yakınlaşma sonucunda, Türkiye’de o dönem ağır sanayi yanında manevi kalkınmayı merkeze alan bir siyasi çözüm olarak görülen “Millî Görüş” kavramı, Türkiye’de

olduğu gibi Avrupa’daki göçmenler arasında da kabul gördü. Türk Birliği de “Millî Görüş” kavramının temsil ettiği bu maneviyat ve sanayi gelişimini önceleyen yaklaşımı benimsedi.

Bu dönemde, Türk Birliği’nin Almanya’daki Türk işçilere yönelik cami merkezli faaliyetleri daha yoğun bir şekilde ele alınarak, birliğin daha kurumsal bir yapıya dönüşmesi sağlanmıştır.

Köln’e Geçiş

Ahmet Rüştü Banaz’ın ardından kısa süreliğine Ali Özdemir ve Ertuğrul Düzel gibi isimlerin geçici başkanlık yaptığı derneğin genel başkanlığına 1976 yılında Dr. Yusuf Zeynelabidin geçti. Yine bu yıllarda, onlarca camiyle hizmet veren Almanya Türk Birliği’nin merkezi Braunschweig şehrinden Köln’e taşınmıştır. Köln’deki çalışmalar ilk olarak Nippes semtinde, Neusser Stras-se’deki küçük bir mekânda yapılırken, 1976’dan sonra aynı cadde üzerindeki daha büyük bir binaya geçilmiştir.

Almanya’da bu gelişmeler yaşanırken, Fransa, Hollanda, Belçika ve Avusturya gibi diğer Batı Avrupa ülkeleri de Türkiye’den gelen çok sayıda “misafir işçiyi” kabul ediyordu. Bu işçiler Almanya’da olduğu gibi, önce işçi yurtlarında kalmış, ardından şehir merkezlerinde kendi mescitlerini, camilerini ve derneklerini kurmaya başlamışlardır. Bu durum, Almanya’da hizmet veren Türk Birliği’nin gündemine bu ülkelerdeki Müslümanlara ulaşma ve buralarda teşkilatlanma hedefini getirmiştir. Büyüyen bu vizyon doğrultusunda teşkilatın ismi de zamanla değişime uğramıştır. İlk olarak 22 Kasım 1976’da “Avrupa Türk Birliği” (Türkische Union Europa e.V.) adını alan birlik, Müslüman cemaatin milletler bakımından çeşitliliğini göz önünde bulundurarak 19 Aralık 1982’de “Avrupa İslam Birliği” (Islamische Union Europa e.V.) ismini almıştır.5

Zamanla Avrupa İslam Birliği’ne bağlı cami sayısı artmıştır. Bu büyüme doğrultusunda, 1978 yılında Almanya’daki camilerde görev yapmak üzere Türki-ye’den ilk defa imamlar görevlendirilmiş, böylece cemaate yönelik dinî hizmetler süreklilik kazanmıştır. Teşkilatın yaşadığı bu büyüme ve Türkiye ile olan ilişkilerindeki yakınlaşma, ilerleyen sayfalarda detaylandırılacak olan Cemalettin Kaplan olayı gibi iç dinamiklerin de etkisiyle kurumsal isim değişikliğini beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, birlik 20 Mayıs 1985 tarihinde “AMGT – Avrupa Millî Görüş Teşkilatları” (Vereinigung der neuen Weltsicht

Amtsgericht Köln, VR 7454

in Europa e.V.) adını almıştır.6 Avrupa Millî Görüş Teşkilatları (AMGT) isminde kullanılan “Millî Görüş” kavramı Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette geçen “İbra-him’in milleti”7 ifadesine dayandırılarak, bir peygambere inanan ve onun getirdiği değerler, idealler ve gelenekler etrafında toplanan bir cemaat olarak tanımlanmış ve bu manada kullanılmıştır.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile Temas

1951 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nden mezun olduktan sonra akademik çalışmalar için Almanya’da bulunan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bu tecrübesiyle Avrupa’yı yakından tanımış; aktif siyasete başladıktan sonra da Türkiye kökenlilerin sorunları ve Avrupa Müslümanlarının meseleleriyle yakından ilgilenmiştir. Bu bağlamda, bilhassa 1974 yılında iktidar ortağı olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yönelik destekleyici politikaları, Avrupa’ya Türkiye’den gelen farklı kesimlerden göçmen işçilerin takdirini kazanmıştır. Avrupa’daki Türkiye kökenli işçi kesimi, konsolosluklar nezdinde çalışma ataşelikleri aracılığıyla yürütülen hizmetlerle bu hükûmet döneminde ilk defa bu derece ciddiye alınmıştır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan, hükûmette görev aldığı bu dönem ve sonrasında Avrupa’daki Türklerin teşkilatlanmasına büyük önem vererek Avrupa Millî Görüş Teşkilatlarının (AMGT) kurumsal kimliğinin gelişiminde ve teşkilatlanmasında önemli bir rol oynamıştır.

Avrupa’da yeni nesillerin yetişmesi ve idari birimlerde görev almaya başlamasıyla birlikte, Avrupa’daki Müslümanların ihtiyaç önceliklerinin belirlenmesine yönelik yaklaşım da süreç içinde değişim göstermiştir. Yaşadıkları ülkelerde bir gelecek inşa etme ve Müslüman kimlikleri ile yerele uyum sağlama çabalarıyla birlikte, Türkiye’ye geri dönüş fikri yerine kalıcılık perspektifi güç kazanmıştır. Bu sosyolojik dönüşüm, AMGT ve mensuplarına yeni sorumluluklar yüklemiştir. Kurumsal faaliyetlerin merkezine, mensuplarının yaşadığı coğrafyada dinî hayatı desteklemeye yönelik çalışmaların yerleşmesi, hizmet anlayışında köklü bir değişime yol açmıştır.

Batı Avrupa’daki Müslüman toplulukların değişen öncelik, ihtiyaç ve beklentileriyle şekillenen bu sosyolojik ve kurumsal değişim, teşkilatın Türkiye merkezli siyasi yapılarla farklılaşmasını da beraberinde getirmiştir. Yeni süreçte

Amtsgerichts Köln, VR 9098

Nahl suresi, 16:123, Âli İmrân Suresi, 3:95, Nisâ suresi, 4:125

Türkiye’deki siyasi temsilcilerle olan görüşmeler Avrupa’daki Müslümanların öncelikleri doğrultusunda yürütülmüş, IGMG’deki hizmet anlayışı değişimi bu görüşmelerde kendisini göstermiştir. Özellikle Prof. Dr. Necmettin Erbakan öncülüğündeki siyasi hareketin Türkiye odaklı gelişmeye devam etmesi, IGMG’nin kendi özgün konumunu belirlemesini gerekli kılmıştır. Bu süreçte IGMG, kendisini gündelik siyasetin üstünde ancak dünyada olan bitenler karşısında siyasi bilinci yüksek dinî bir cemaat olarak konumlandırmıştır. Bu yeni konumu doğrultusunda, kurumsal kimliğini “Avrupa’daki Müslümanların dinî ve sosyal ihtiyaçlarına yönelik hizmet eden, onların yaşadıkları ülkelerde eşit vatandaşlar olarak toplumda yer almalarına katkıda bulunan bir dinî kuruluş” olarak tanımlamıştır.

Bu tanımdan hareketle IGMG, hak ve adalet bilinci güçlü bireyler yetiştirmeye odaklı bir program ve duruş ile birlikte güncel siyasete ve tüm siyasi parti ve yöneticilere eşit mesafede durma ilkesini benimsemiştir. Aynı zamanda kurulduğu ilk günden itibaren kucaklayıcı bir yol izleyerek, etnik kimliği (Türk, Kürt, Arap, Alman veya Fransız gibi) ne olursa olsun dinî hizmetlerin her bir Müslüman’a yönelik olduğunu belirtmiştir.

Avrupa Millî Görüş Kuruluyor

Dinî faaliyetler yürüten “Avrupa İslam Birliği” isminin 1985 yılında “Avrupa Millî Görüş Teşkilatları” olarak belirlenmesinde, 80’li yılların başlarında yaşanan ve teşkilatın kurumsal kimliği açısından önem arz eden bir bölünme hadisesi belirleyici olmuştur. O dönem İslam Birliği bünyesinde İrşad Başkanlığı yapan Cemalettin Kaplan, “Hilafet Devleti” iddialarıyla cemaat içinde ciddi tartışmalar başlatmıştır. Demokratik hukuk devletinin temel ilkelerine ve siyasi iktidarın seçimlerle el değiştirmesine karşı çıkan bu radikal görüşlerin karşısında duran ve orta yolu savunan kesim ise Osman Yumakoğulları’nın önderliğinde bir araya gelmiştir. Bu iç çatışma sonucunda iki akım yollarını ayırmış, Kaplan’ın aşırı görüşlerini yaydığı oluşum İslam Birliği bünyesindeki çok sayıda camiyi yanına almıştır. Yaşanan ayrışmadan dolayı cemaatten yüzlerce kişinin ayrılması sebebiyle 1984 yılı nisan ayında Hannover’de Weidendamm 9 adresinde yapılan ilk Genel Kurul 114 kişiyle gerçekleştirilebilmiştir.

Osman Yumakoğulları’nın yanında yer alanlar, Millî Görüş’ü kurumsal olarak da temsil etme amacıyla “Avrupa Millî Görüş Teşkilatları (AMGT)” ismini benimsemiştir. AMGT, bu süreçte yaşanan kayıpları, toplumsal ve kurumsal

ilkeleri hakkında güçlü bir farkındalık oluşturarak kısa sürede telafi etmiş ve zamanla cami cemiyetlerinin çoğunluğunun desteğini yeniden kazanmıştır.

AMGT’nin kurulmasıyla birlikte, Avrupa genelinde kurumsallaşma ve faaliyetlerin yaygınlaşması açısından yeni bir dönem başlamıştır. Cemalettin Kaplan ile yaşanan ayrışmanın ardından yeniden yapılanma süreci Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika ve Avusturya gibi ülkelerde tamamlanmıştır. Teşkilatın kuruluşundan beri var olan gençlerin emeği “Gençlik Kolları” adı altında kurumsal bir yapı kazanmış, ilerleyen yıllarda da “Kadın Kolları” oluşturulmuştur. Bu kollar, gençlerin ve kadınların dinî hayatlarının ve bireysel gelişimlerinin desteklenmesine öncülük etmiş, gençlere yönelik aile, okul ve meslek hayatında rehberlik çalışmaları gibi konuların yanı sıra azınlık, göçmenlik, aktif yurttaşlık, katılım ve ergenlik gibi konularda yaşadıkları sorunlarla ilgilenmiştir. Bir bütün olarak bu çalışmalar, Müslüman göçmenlerin kendi öz kimlikleriyle toplumda yer almaları açısından önemli bir rol oynamıştır.

IGMG’nin kurumsal tarihi incelendiğinde, Avrupa’daki Müslümanlara yönelik dinî, sosyal ve kültürel hizmetlerin organizasyonunda pek çok ilke imza attığı görülmektedir. Bu ilklerden biri, yukarıda da zikredildiği üzere, hac ibadetinin yapılabilmesi için oluşturulan özel bir birimdir. 1969 yılında başlayan ve ilk defa 1972’de organize bir şekilde gerçekleştirilen hac seyahati, 1980’li yıllarda daha kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Bu hizmetlere zamanla umre organizasyonları da eklenmiş, hac ve umre hizmetleri profesyonel bir yapıya dönüşerek kültür turları ile zenginleştirilmiştir.

Avrupa’da yaşayan Müslümanların mali ibadetlerinin ifası amacıyla, 1985 yılında Sefer Ahmedoğlu öncülüğünde IGMG Kurban Kampanyası’nın ilk adımı atılmıştır. Aynı dönemde başlatılan Zekât ve Fitre Kampanyaları da bu hizmetlere eklenmiştir. O günden bugüne bu kampanyalar sayesinde Avru-pa’daki Müslümanların bağışları dünyanın dört bir yanındaki yardıma muhtaç insanlara ulaştırılarak mali ibadetler küresel bir iyiliğe dönüştürülmüştür.

1980’li yıllar, aynı zamanda bir dizi kitlesel etkinliğe de sahne olmuştur. Binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen yıllık genel kurullar, konserler, paneller ve kültürel etkinliklerle katılımcılara geniş yelpazede programlar sunmuştur. Yıllık olarak düzenlenen Gençlik ve Kadın Kolları Genel Kurulları da Avrupa çapındaki gençleri ve kadınları bir araya getirerek dayanışma ve görüş alışverişi ortamı sağlamıştır. Bu dönemin önemli kültürel etkinliklerinden biri de Müslüman göçmenlere yönelik ilki Köln’de düzenlenen kitap fuarları olmuştur. Bu fuarlar bilgiye ve kitaba erişimi kolaylaştırmış, düzenlenen

sempozyum ve paneller sayesinde yazarlarla okuyucuların bir araya gelmesine olanak tanımıştır.

Teşkilatın eğitim alanındaki çalışmaları, çocuklar ve gençlere yönelik ilk yatılı eğitim çalışmalarının 1981’de Hamburg ve Köln’de başlamasıyla somutlaşmıştır. Bu alandaki bir diğer öncü adım, 1985 yılında Hamburg’da ilki düzenlenen “Kur’an-ı Kerim Tilavet Yarışması” olmuştur. Yılda bir kez düzenlenen bu yarışmayla, gençlerin Kur’an-ı Kerim okuma becerileri teşvik edilirken, yarışma esnasında yapılan paneller ve konuşmalarla da kutsal kitabımızın anlamı üzerine düşünme fırsatı sunulmuştur.

1980’li yıllarda başlatılan “Avrupa Müslümanları Meseleleri Konferansı” ise teşkilatın Avrupa’da yerleşik Müslümanların gelecek perspektifine odaklı duruşunu yansıtan gelenekselleşmiş önemli bir programdır. Bu hizmet ve faaliyetleriyle AMGT öncü bir kuruluş olarak öne çıkmıştır. Bu dönemin en önemli gelişmelerinden biri de 1988 yılında bölge ve şubelerden geniş katılımla Hannover Sporthalle’de binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirilen ilk büyük Genel Kurul olmuştur.

90’lı Yıllar

1995 yılı, Avrupa Millî Görüş Teşkilatları için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Teşkilat, köklerini ve geçmişini dikkate alarak Avrupa’daki Müslümanların sosyolojik değişimini ve kalıcılığını vurgulamak amacıyla ismini, İslam dinî cemaati olma vasfını öne çıkaran “IGMG – Islamische Gemeinschaft Millî Görüş” (İslam Toplumu Millî Görüş) olarak değiştirmiştir.

Bu süreçte yine yerleşikliği esas alan bir anlayışla kira ile kullanılan cami yerlerinin mülk olarak satın alınması çalışmaları desteklenmiştir. Bu gayrimenkul edinimi ve mevcut camilerin fiziki koşullarının güçlendirilmesi, “EMUG – Europäische Moscheebau- und Unterstützungsgemeinschaft” (Avrupa Cami Yapma ve Yaşatma Birliği e.V.) tarafından yürütülmüştür.8

Kalıcılık anlayışının bir diğer göstergesi de kurumsal eğitim çalışmalarının temellerinin atılması olmuştur. İlk defa IGMG cami cemiyetlerinde kullanılmak üzere farklı yaş gruplarına yönelik “Temel Bilgiler” kitapları geliştirilmiş, ayrıca gönüllü eğitimcilerin yetiştirilmesine yönelik özel formasyon eğitimleri yapılmıştır. 1996 yılında gerçekleştirilen ilk “Eğitim Şûrası” ile dinî eği-

Amtsgericht Köln, VR17018

tim çalışmaları uzun vadeli bir perspektifle değerlendirilmiş ve elde edilen sonuçlar kitaplaştırılmıştır. Bu dönemde imam ve hatiplerin görev alanları ve hakları da cemaatin değişen ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanmıştır. Her bölgede düzenlenen aylık toplantılarla bireysel ve ailesel sorunlar ele alınırken, imamların gelişimi için de yıllık “Genel İmam-Hatipler Toplantısı” organize edilmiştir. Müslümanların günlük hayattaki fıkhi sorularına cevap vermek üzere ise “Din İstişare Kurulu” oluşturulmuştur.

Bu on yılda IGMG, toplumun merkezinde yer alma ve tüm toplumsal aktörlerle iletişim kurma ilkesini daha da somutlaştırmıştır. Müslümanların ortak meseleleri hakkında siyasi temsilcilerle, toplumun farklı kesimleri ve diğer İslami kuruluşlarla görüşmeler yoğunlaştırılmış, farklı dinlere mensup inananlar arası etkinlikler düzenlenmiştir. Helal kesim, başörtüsü ve namaz kılma gibi bireysel dinî yaşamı ilgilendiren konularda maruz kalınan yaygın sorunlar sebebiyle hak arama çalışmaları artırılmış, göçmenlerin meseleleri, insan hakları ve din özgürlüğü gibi konularda farkındalık programları gerçekleştirilmiştir. Çoğunluk toplumla iletişimi güçlendirmek amacıyla ilk defa “Açık Cami Günleri” düzenlenmiştir. Kurumun faaliyet ve görüşlerini kamuoyuyla paylaşmak üzere 1995’te “Perspektif” dergisi ve 1998’de IGMG’nin kurumsal “Web Sayfası” yayın hayatına başlamıştır.

Müslüman gençler arasında üniversite eğitiminin artmasıyla “Üniversiteliler Başkanlığı” kurulmuş; gençlere yönelik bilgi alışverişi ve burs desteği sunulmuştur. Kadın Kolları bünyesinde de “Kadınlar Günü”, Kur’an-ı Kerim Tilavet Yarışmaları ve sempozyumlar gibi birçok yeni çalışma yanında kadınların toplumsal hayata katılımını güçlendiren etkinlikler hayata geçirilmiş, genç kadınlar çalışmalarını hem Gençlik ve Üniversiteliler hem de Kadın Kolları bünyesinde kurumsallaştırmıştır. Sosyal dayanışma alanında ise ilk nesilden insanların vefat oranının artmasıyla yoğunlaşan Türkiye’ye defnedilme taleplerine karşılık olarak “Cenaze Fonu” kurulmuştur.

2000’li Yıllar

Kalıcılık perspektifinin bir yansıması olarak, 2000’li yılların başında vatandaşlığa geçiş (“Einbürgerung”) kampanyaları başlatılmıştır.9 Bu kampanyalar kapsamında dil kursları, imam eğitimi ve sosyal destek programlarıyla birlikte cemaat ve Avrupa’daki Türkiye kökenliler, eşit yurttaşlığa yönlendirilmiştir.

Pressemitteilung: 40 Jahre Türken in Deutschland, 06. November 2001, https://www. igmg.org/40-jahreta%C2%BCrkenindeutschland/

11 Eylül 2001’deki terör saldırıları, uluslararası siyasette yeni bir dönemin başlangıcı olmuş ve Batı dünyasında Müslümanlara yönelik ön yargı ve nefret söylemi körüklenmiştir. Bu süreçte temel haklar, din ve ifade hürriyeti gibi anayasal değerler ihlal edilirken, İslam tarihinde görülen Haricilik zihniyeti yeniden canlanmış, İslam’ın bazı kişi ve gruplarca terörist eylemler için suistimal edilmesiyle Avrupa şehirleri de terör saldırılarına maruz kalmıştır.

Bu gelişmeler, IGMG’yi kurumsal duruşunu yeniden ele almaya itmiştir. Teşkilat, 2002 yılında Belçika’nın Nassogne şehrinde düzenlediği “İstişare Meclisi”nde devletin sekülerliği, demokratik hukuk devleti, din mensupları arasında diyalog ve cinsiyet gibi konuları etraflıca tartışarak temel pozisyonlarını netleştirmiştir. Daha önce 80’li yıllarda radikal çizgideki Cemalettin Kaplan ile yol ayrımı yaşayan IGMG, bu toplantıyla radikalliğe karşı orta yolda duruşunu bir kez daha teyit etmiştir. IGMG, Müslümanların yaşadıkları ülkelerde kendilerinin de teminatı olan anayasal düzen ve hukuk devleti çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğini, tüm toplumsal kesimlerle sağlıklı iletişim kurmanın önemini vurgularken, kadın ve erkeğin toplumsal hayatta eş değerli ve eş sorumluluklara sahip olduğuna da dikkat çekmiştir.

Bu dönemde Müslümanların kamusal alanda daha görünür hâle gelmesi ve devletlerin ortak muhatap talebini güçlendirmeleri ile birlikte Almanya’da “Almanya İslam Konseyi” (Islamrat für die Bundesrepublik Deutschland) ve “Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi” (KRM – Koordinationsrat der Muslime in Deutschland) benzeri, Fransa, Hollanda, Belçika, İsviçre, Avusturya, Danimarka, İsveç ve Norveç gibi ülkelerde Müslümanların meseleleriyle ilgili ortak çatı organizasyonları kurulmuştur. IGMG bu yapılarda aktif olarak yer almış, Müslümanların ortak meselelerinde ortak çözümler geliştirilmesi maksadıyla Müslümanları temsil eden sivil çatı kuruluşlarının kurulmasına öncülük etmiştir.

Müslümanların helal tüketim ihtiyaçları dikkate alınarak bu alandaki kurumsal eksikliği gidermek üzere 2001 yılında Hamburg’da “Avrupa Helal Sertifikalama Enstitüsü (EHZ)” kurulmuştur. EHZ, IGMG Din İstişare Kurulu tarafından belirlenen helal kriterleri çerçevesinde ürün ve üretim sistemlerini kontrol etmekte, danışmanlık hizmeti vermekte ve helal sertifikalandırma yapmaktadır.

IGMG Din İstişare Kurulu cemaat tarafından yöneltilen günlük sorulara fıkhi cevaplar geliştirmiştir.

2009 yılında, hizmetlerin genişlemesine paralel olarak Kadınlar, Gençlik ve Kadınlar Gençlik Kolları’nın isimleri “Teşkilat” olarak değiştirilerek kurumsal yapıları güçlendirilmiştir.

2010’lu Yıllar ve Günümüz

Bu dönemde IGMG, kurumsal kapasitesini tüm hizmet alanlarında geliştirmiş; özellikle sosyal hizmetler, insani yardım, eğitim ve tanıtım faaliyetlerine yeni bir boyut kazandırmıştır. Küresel çapta yürütülen insani yardım faaliyetleri için “Hasene Sosyal Yardım Derneği” kurulmuştur. Bu yapılanmayla, daha önce başlatılan Kurban, Zekât ve Fitre kampanyalarının kapsamı genişletilmiş, toplanan bağışlar 100’e yakın ülkede ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmıştır. Almanya özelinde sosyal hizmet çalışmalarını geliştirmek ve yakından takip edebilmek amacıyla da “Fudul Sosyal Hizmetler Derneği” kurulmuştur.

Giderek büyüyen teşkilatın çalışmalarını duyurmak ve tanıtmak amacıyla, dijital mecraların güçlendirilmesi daha büyük önem kazanmıştır. Perspektif, Sabah Ülkesi, Gökkuşağı gibi senelerdir başarıyla yayın yapan mevcut yayınlara ek olarak 2012 yılında “Camia Gazetesi” ve yerel dillerde yayın yapan haberyorum platformları yayın hayatına başlamıştır. Akıllı telefonlar aracılığıyla IGMG’nin çalışmalarını takip ve hizmetlerinden istifade etmek isteyen insanların ihtiyaç duydukları bilgilere erişimini kolaylaştıran başta “IGMG App” olmak üzere farklı uygulamalar (Al-Quran Al-Hakeem, IGMG Hac & Umre vb.) hizmete sunulmuştur. Pandemi döneminde camilerde alışılageldiği gibi bir araya gelip sohbetler, eğitimler yapılması imkânının ortadan kalkması ile 2020 yılı mart ayında “Camia TV” kurularak gerek cemaat mensuplarına gerekse sosyal medya aracılığıyla ilgi duyan tüm Müslümanlara ulaşılmıştır.

Eğitim ve kurumsal altyapı güçlendirilmeye devam etmiştir. Cami, okul ve kurum inşaatları 2012 yılında başlatılan “İnfak Kampanyası” ile hız kazanmış, Avrupa dışında da dünyanın farklı yerlerinde anaokulları, okullar, imam hatip liseleri, eğitim merkezleri, enstitüler, kolejler, öğrenci evleri ve akademik eğitim sunan kurumlar gibi çeşitli eğitim yapıları hizmete açılmıştır. Aynı yıllarda, İslami eğitime katkı sunacak literatür ve dinî referansların yaygınlaşması için “PLURAL Publications” yayınevi kurulmuştur. Yayınevi Türkçe, Almanca, Fransızca, Hollandaca, İngilizce ve Danca başta olmak üzere farklı dillerde telif ve tercüme eserler yayımlamıştır.

Avrupa’daki Müslüman cemaatin artan ve çeşitlenen ihtiyaçları karşısında, kısa süreliğine Türkiye’den gelen imamlarla sürdürülebilir hizmet verilemeyeceği daha belirgin hâle gelmiştir. Buna binaen IGMG, imam eğitimi ve istihdamı alanında uzun vadeli ve sürdürülebilir projeler geliştirmiştir. Av-rupa’daki cemaatin değişen sosyal yapısı dikkate alınarak camilerde oluşan imam ihtiyacını karşılamak üzere 2014 senesinde “Mainz İlahiyat Meslek Okulu” kurulmuştur. Bu amaçla, Avrupa’da yetişen ve eğitim alan gençlerin imamlık görevine yönelmesi ve camilerde görev alması hedeflenmiştir. Ayrıca Avrupa’daki ilahiyatlarda eğitimini tamamlayan öğrenciler, imam hatiplik tekâmül eğitimine tabi tutularak 2017 senesinden itibaren genç imam hatipler olarak camilerde görevlendirilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, IG-MG’de görev yapacak olan imamların istihdamına destek olmak üzere “Menar Enstitüsü” (Menar e.V.) kurulmuştur.

Dinî hizmetler alanında köklü bir gelenek olan Kur’an-ı Kerim hafızlığının Avrupa’daki Müslümanlar arasında da sürdürülmesi amacıyla mevcut hafızlık çalışmaları, hafızlık kursları aracılığıyla yapılandırılmıştır. İrşad faaliyetleri kapsamında, alanında uzman isimlerin katılımıyla panel çalışmaları düzenlenmiş ve bu kapsamda “Ehli Sünnet ve Selefilik”, “Ebû Hanîfe ve Hanefîlik”, “İmam Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik” gibi başlıklar altında paneller düzenlenmiştir.

Eğitim alanında da dönemin şart ve ihtiyaçlarına uygun yeni çalışmalar başlatılmıştır. Yetişkin kadın ve erkeklerin temel dinî bilgileri öğrenmeleri için Yetişkin Eğitim Kursları açılmıştır. İslami İlimler Kursları açılarak, temel dinî bilgilerini tamamlamış kadın ve erkeklere kendilerini dinî ve sosyal alanda geliştirme fırsatı sunulmuştur. Mühtedilerin dinî eğitimi için var olan küçük çaplı çalışmalar “Qalam Eğitim Akademisi” kurularak düzenli ve sistemli bir hâle getirilmiş, 2020’de pandemi döneminde Qalam Kursları başlatılmıştır. Hoca hanımların mesleki gelişimlerini ve yetkinliklerini artırmak amacıyla Hoca Hanımlar İleri Eğitim programı hayata geçirilmiştir.

Müslümanlara yönelik artan ön yargılar ve İslam karşıtı ırkçılıkla mücadele amacıyla çoğunluk topluma ulaşma ve iletişimi yoğunlaştırma çabaları artmıştır. Bu bağlamda iftar programları, dindarlar arası diyalog çalışmaları ve Müslümanların tüm şehir merkezlerinde kendilerini anlatıp diyaloğa davet ettikleri “Buyrun, Ben Müslüman’ım” (2015) ve “Değiştirebilirsin” (2018) kampanyaları gibi sokak aksiyonları Avrupa çapında gerçekleştirilmiştir.

2010’lu yıllar sonrası bilhassa Avrupa’daki değişen toplumsal ve siyasi atmosferle birlikte aşırı sağ hızla yükselmiş, toplumun orta sınıfında da yay-

gın bir güç hâline gelmiştir. Bu değişimlerin ve çeşitli faktörlerin etkisiyle Avrupa’da Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve ırkçılık giderek artan bir seyirde devam etmiştir. Bu durum Müslümanların azınlık olarak bulundukları toplumlarda toplumun tüm kesimleri ile eşit haklara sahip olması ve ayrımcılığa uğramadan eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmeleri hedefiyle alanında çeşitli uzman dernek veya kurumlarla iş birliği geliştirilmiştir. Bu minvalde “ayrımcılıkla mücadele”ye odaklanan derneklerin kurulmasına destek olunmuştur. Gençleri aşırı akımlar hakkında bilgilendirmek ve bilinçlendirmek amacıyla Almanya İslam Konseyi (Islamrat) tarafından düzenlenen ve IGMG tarafından da desteklenen “Radikalleşme, Köktencilik ve Dindarlık-Radikalleşme Tartışmalarında Müslüman Gençlik” (2022) sempozyumu gerçekleştirilmiş ve radikalleşme tartışmalarında kullanılan kavramlar, radikalleşmenin sebepleri ve çözüm önerileri ele alınmıştır.

IGMG 2016 yılında Suriye’de yaşanan zulümlere dur demek için “Halep Mitingi” düzenlemiş, ortak meselelerin ele alınması ve tecrübelerin paylaşılması amacıyla “Latin Amerika Ülkeleri Müslüman Toplum Temsilcileri” ile Köln’deki Genel Merkez’de buluşulmuştur. Arakanlı Müslümanların durumuna dikkat çekilmesi amacıyla uluslararası çapta “Arakan Konferansı” 2018’de organize edilmiş ve “Doğu Türkistan Aksiyonu” ile Çin’in bölge halkına yönelik uygulamaları 2019 yılında 13 ülkede 20 farklı şehirde protesto edilmiştir. Yine Doğu Türkistanlı Müslümanlara destek olabilmek amacıyla; Avrupa Parlamentosu’nda “Uluslararası Uygur Forumu” 2022 yılında düzenlenerek Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı zulüm ve soykırım gündeme taşınmıştır.

IGMG bünyesinde uzun süredir yürütülen kültürsanat çalışmalarını koordine etmek, Avrupa’da toplumun geneline katkıda bulunacak örnek çalışmalar sunmak amacıyla 2012 yılında “Sabah Ülkesi Derneği” kurulmuştur. 2023 yılında ise dernek, “Sabah Ülkesi Kültür Sanat Derneği” ismiyle yeniden yapılandırılmış, kültür ve sanat alanlarında birçok kalıcı çalışmaya imza atmıştır.

Müslüman gençlerin yaşadıkları güncel sorunları tespit etmek ve sorunların çözülmesi için ortak fikirler üretip uygulamaya geçmek, aynı zamanda sosyokültürel ve güncel sorunları da dikkate alarak çözüm odaklı çalışmalar sunmak amacıyla teşkilat tarihinde ilk defa “Gençlik Şûrası” 2024 yılında düzenlenmiştir.

2025 yılında teşkilatın yenilenme sürecine ve geleceğe yönelik vizyonunu belirlemek amacıyla eylem ve söylem birliğini hedefleyen geniş katılımlı bir çalışma olarak “IGMG Şûrası” Hollanda’da düzenlenmiştir. Şûra’da IGMG’nin tarihsel oluşumu, temel esasları, kurumsal yapılanması, hizmet kuruluşları,

iş birlikleri ele alınmış, ayrıca üçüncü tarafların IGMG’ye atıfları, cinsiyet ve cinsel kimlik, Batı toplumlarında Müslüman olmak, din özgürlüğü, ırkçılık ve IGMG’nin kamusal hayat ve siyasal katılıma dair duruşu konuları da müzakere edilmiştir. Bu konularla ilgili teşkilatın pozisyonları netleştirilmiş ve pozisyon metinleri oluşturulmuştur.

IGMG bugün; Avrupa genelinde, Balkanlar, Avustralya, Kanada, ABD, Türkiye, Japonya ve KKTC’de teşkilatlanmış, Kırgızistan, Latin Amerika ve birçok coğrafyada temsilcilik açmış; şubeleri, bölgeleri olan dinî bir cemaattir. İyilik, güzellik, hayır ve salih amel üzerine ittifak eden IGMG, hizmetlerini her geçen gün artırarak devam ettirme gayreti içerisindedir. Eğitimden dinî hizmetlere, insani yardıma, sosyal hizmetlerden temsil faaliyetlerine kadar oldukça geniş bir yelpazede çalışmalarını sürdüren IGMG, sadece Avrupa’daki Müslümanların değil, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman toplulukların sesi olmaya, ihtiyaçlarına cevap vermeye, kimliklerini, kültürlerini ve değerlerini korumalarına, küresel haksızlıklar ve adaletsizlikler karşısında tüm imkânlarıyla katkı sunmaya devam etmektedir.

Bugün artık IGMG, farklı kıtalarda kurumsal yapılarıyla faaliyet gösteren, yüz binlerce insana doğrudan ulaşan ve milyonlarca kişiye dolaylı yoldan dokunan bir dünya teşkilatıdır. Kurulduğu günlerde sadece birkaç cami ve gönüllü ile yola çıkan bu teşkilat, bugün sahip olduğu organizasyon kabiliyeti, kurumsal birikimi ve gönüllü ağıyla, küresel ölçekte örnek gösterilen bir yapı hâline gelmiştir. Bu başarı, geçmişten bugüne emeği geçen herkesin ortak bir inançla yürüttüğü azimli çalışmaların neticesidir.

Vizyonda Birlik: IGMG’nin Temel Esasları

05

Vizyonda Birlik: IGMG’nin Temel Esasları

IGMG’nin inanç, değer, birlikte yaşama ve sorumluluk anlayışı.

VİZYONDA BİRLİK:

IGMG’NİN TEMEL ESASLARI

Temel esaslar en temel, yol gösterici prensipleri ve ilkeleri ele alan, tüm faaliyetlerin dayanaklarını vurgulayan konulardır. IGMG’nin temel esasları başlıca İslam’ın Kur’an-ı Kerim ve sünnet eksenli yaşanması ve yaşatılması için cehdedilmesi, tüm insanların insan onuruna yakışır biçimde temel hak ve hürriyetlerinin savunulması, ümmeti Muhammed ile dayanışma, acılarını ve sevinçlerini paylaşma üzerine temellendirilmiştir. Bu bağlamda, temel esaslarımızı konu başlıkları üzerinden ele alabiliriz.

İnanç Esaslarımız

Dinî bir cemaat olarak inanç esaslarımız; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kazakadere iman temeline dayanır.10 Bu esasların temelindeki kaynaklar ise Ehi sünnet ve’l-cemaat anlayışı içerisinde, (Mâtürîdîlik ve Eş’arîlik çerçevesinde) Kur’an-ı Kerim, sünnet, icma ve kıyastır.

Yaratılış Tasavvurumuz ve İnsan

Kur’an-ı Kerim göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren sayısız delil olduğunu bildirir. “Göklerde ve yerde (Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren) öyle deliller var ki! Onlar, bu delillerle sürekli iç içe, yan yana bulunurlar; fakat üzerinde hiç düşünmeden, tam bir aldırmazlık içinde onlardan yüz çevirirler.”11 ayetinde de bu gerçek vurgulanır. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim, yaratılışta Allah’ın varlığına dair işaretlerin bulunduğunu bildirerek, insanı yaratılış üzerinde düşünmeye ve Yaratıcının sanatını kavramaya teşvik eder.12

Bakara suresi, 2:2-5

Yûsuf suresi, 12:105

Âli İmrân suresi, 3:190-191

Tabiattaki çeşitlilik, yıldız ve gezegenlerin düzeni, insan bedenindeki mükemmel uyum ve ahenk; Allah’ın her şeyde tanınması için insanı tefekküre yönlendiren örneklerden bazılarıdır.13

Kur’an-ı Kerim, “Allah her şeyin yaratıcısıdır.”14 diyerek yaratılışın mutlak sahibinin Allah olduğunu bildirir.15 Bu yönüyle insan, diğer bütün canlılardan farklı ve üstün bir yaratılışa sahiptir. Bu farklılık, “Biz insanoğlunu şerefii kıldık.”16 ayetiyle açıkça belirtilir. Bu ilahî beyan, insanın “eşrefi mahlûkat”, yani yaratılmışların en şereflisi olduğunu ortaya koyar. Ancak bu paye, sadece bir üstünlük değil, aynı zamanda bir sorumluluk bilincini de beraberinde getirir. İnsan bu dünyada Allah’a, diğer insanlara ve tüm canlılara karşı görev ve sorumluluk taşır. Allah, insanı yarattıktan sonra meleklere Hz. Âdem’e secde etmelerini emretmiş,17 böylece insanın yaratılıştaki ayrıcalıklı konumunu daha da belirgin kılmıştır.

İslam düşüncesine göre insan sadece maddi bir beden değil, aynı zamanda manevi boyutları olan özgün bir varlıktır. “Gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.”18 ayeti, insanın bilinç ve irade sahibi olduğunu ortaya koyar. Bu nedenle insan, seçimlerinde özgürdür ve yaptığı her davranıştan sorumludur. “Kim güzel ve makbul bir iş yaparsa, faydası kendinedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı da kendinedir.”19 ayeti bu sorumluluğu açıkça ifade eder.

Nübüvveti (peygamberliği) ise insanı Allah’a bağlayan ve bu sorumlulukları ona ileten bir makam olarak kabul eder. “Size Rabbimin buyruklarını tebliğ ediyorum. Ben sizin iyiliğinizi isteyen güvenilir bir nasihatçiyim.”20 ayetiyle peygamberlerin görevinin tebliğ ve davet olduğu bilincinde son peygamberin de Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğu inancındadır. İslam düşüncesine göre; insan fıtraten yani doğuştan Allah’ı bilme yetisine sahip, günahsız, akıl ve irade sahibi bir varlıktır. Bu özellikleriyle insan bireysel, toplumsal ve evrensel anlamda görev ve sorumluluklar taşıyan yegâne varlıktır.

Gâşiye suresi, 88:17-21, Rahmân suresi, 55:1-28

Zümer suresi, 39:62

Secde suresi, 32:7-9

İsrâ suresi, 17:70

Bakara suresi, 2:34

Kehf suresi, 18:29

Câsiye suresi, 45:15

A’râf suresi, 7:68

Ölçü ve Değer Anlayışımız

IGMG, İslam’ı temel kaynakları Kur’an-ı Kerim ve sünnete dayalı olarak anlamaya ve yaşamaya çalışır. Ana kaynaklara uygun olduğu müddetçe, bölgesel ve kültürel çeşitlilikleri de bir zenginlik ve imkân olarak kabul eder.

İslam son ve hak dindir. İslam’ın ilke ve değerleri belirli bir zaman ve mekân ile kısıtlı değil, bilakis evrensel ve zaman üstüdür. İslam; ırk, ten rengi ve dil ayırmaksızın bütün insanlığı muhatap alır. “(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”21 ayetindeki âlemler ifadesi ile İslam’ın cihanşümul olduğuna, bütün insanlığa gönderildiğine inanır ve sonsuza kadar aslını muhafaza edecek bir din olduğunu kabul eder.22

İslam tevhid anlayışının kuşatıcı çerçevesinde iman, ahlak, ibadet ve ilim temellidir. IGMG, İslam’ın temel inanç esaslarının bireysel ve toplumsal hayata getirdiği ölçü ve sorumluluklar doğrultusunda hareket eder. İslam, bir gaye amacıyla yaratılan insanın başıboş bırakılmadığını belirtir.23 Bu gaye, kulluk bilincini merkezde tutarak bireye ve topluma önemli sorumluluklar yükler. IGMG bu sorumluluklarla yükümlü olduğunu kabul eder ve tüm faaliyetlerinde adalet, merhamet, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, güvenilir olma ve dürüstlük gibi temel ahlaki yükümlülükleri esas alır.24 Bu ahlaki misyon, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”25 hadîsi şerifi ile de desteklenerek “iyiliği emredip kötülükten sakındırma”26 (emri bi’l ma’rûf nehyi ani’l-münker) ilkesiyle hayat bulur. IGMG bu nebevî öğüdün takipçisidir.

Müslümanlık, insanları Allah’a ve insanlara karşı sorumlu tutmanın adıdır. Bu sorumluluk bilinci, sadece kişisel ibadetlerle sınırlı kalmayıp, toplumsal ve küresel düzeyde adalet, barış ve toplumsal huzur için çabayı da içerir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Sizden biriniz bir kötülük görürse, önce eliyle, sonra diliyle engel olsun. Buna da gücü yetmiyorsa, kalbinden buğzetsin; imanın en zayıf hâli de budur.”27 buyurarak, bu sorumluluğun farklı derecelerini ortaya koymuştur. IGMG kimden kaynaklanırsa kaynaklansın her türlü kötülüğün

Enbiyâ suresi, 21:107

Hicr suresi, 15:9

Sâd suresi, 38:27

Nisâ suresi, 4:58,135; Mâide suresi, 5:8; Âli İmrân suresi, 3:104,110,134; Bakara

suresi, 2:143,274; Tevbe suresi, 9:119; Hucurât suresi, 49:15

Buhârî, Magâzî, 35

Âli İmrân suresi, 3:104,110

Müslim, İman, 78

karşısında durmayı ve her şartta adaleti ölçü almayı temel bir görev olarak benimser.

İslam dininde ferdî olarak yerine getirilebilen yükümlülükler olduğu gibi, cemaat hâlinde yerine getirilmesi gereken sorumluluklar da vardır. Bu sebeple, toplu ibadetlerin yerine getirilmesi, yoksul ve mağdurların korunması, haksızlıklara karşı mücadele, adaletin ve iyiliğin yaygınlaştırılması gibi İslami sorumluluklar ortak bir çabayı, dolayısıyla teşkilatlanarak cemaatleşmeyi gerekli kılar. Bu anlayışla, IGMG, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in genç yaşlarından itibaren toplumsal sorumluluk konusunda aktif olmasını örnek alır. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) Mekke’de yaşayan ve dışarıdan gelen kişilerin haksızlığa uğramaması, zulmü önleyebilmek ve mazlumları korumak amacıyla kurulan Hilfü’l-Fudûl’un (Erdemliler Topluluğu) en genç üyesi olmuştur. Bu örnekten hareketle IGMG kolektif bir duruşun temel bir İslami sorumluluk olduğunu kabul eder. “Allah’ın rahmeti cemaat üzeredir.” düsturundan hareketle IGMG cemaat olarak hareket etmeye büyük önem verir.28

IGMG, temel öğretilerinde İslam ahlakı ile ahlaklanmayı ölçü alıp, toplumun manevi ve ahlaki gelişimini amaçlar ve bu anlayışla, Müslümanların hayatlarını dengeli bir şekilde sürdürmelerini destekler.29

IGMG hoşgörü ve anlayışı ön planda tutan Yunus Emre felsefesinden hareketle “Yaratılana hürmet vardır, Yaratandan ötürü.” düsturunu şiar edinir. Bu bakış açısıyla farklı inanç ve kültürden kimselerle iletişim imkânları kurarak, hoşgörü ve anlayışı artırmayı hedefler. Bir arada yaşama kültürünü destekleyerek toplumsal huzur ve anlayışın güçlenmesini hedefler.

Birlikte Yaşama Vizyonumuz

İnsan, “Hani Rabbin meleklere; ‘Ben yeryüzünde halifeler yaratacağım.’ dediğinde…”30 âyeti kerîmesinde ifade edildiği üzere halife kılınmıştır. Halifelik insanın yüklendiği bir görev ve sorumluluktur. İyinin, güzelin, adaletin ve doğrunun yerine getirilmesindeki çabalardır. Bu yönüyle insanın yaratılış gayesi, “Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.”31 ilahî fermanında olduğu gibi kulluktur. Kulluk ise Yaratanı bulmak, bilmek, kişinin kendisini bilmesi, yaratılış üzerinden evreni ve kendini keşfetmesidir.

Âli İmrân suresi, 3:103

Nahl suresi, 16:90

Bakara suresi, 2:30

Zâriyât suresi, 51:56

“Biz insanı en güzel surette yarattık.”32 ayeti ise insanın hem bedenen hem de ruhen en güzel şekilde yaratıldığını ifade eder. Bu ahseni takvim (en güzel suret), insanın kendini tanıma ve Yaratanına yakınlık duyması için bir rehberdir. Yaratılan her birey ve canlının, yaratılışın muhteşemliğinden hareketle saygı ve hürmet görmeye değer olduğu kabul edilir. Allah insanları eşit yaratmış, eşit haklara sahip kılmış, birbirleriyle tanışmaları için farklı kavim ve milletlere ayırmıştır.33 IGMG de gerçekçi bir iletişimi önceleyerek, ön yargıların yer almadığı bir bakışla bütün insanlara kucak açar.

Kur’an-ı Kerim’de “Allah katında sizin en üstününüz en takvalı olanınızdır.”34 buyurularak, insanların birbirine ırk, soy ve zenginlik gibi etkenlerle üstün olmadığını, asıl üstünlüğün ahlaki yetkinlikte olduğunu vurgular. Ahlaki yetkinlik de kişinin kendisi için istediğini başkası için de isteyebilmesidir.35 Bu temel ilkenin esası adalettir. Kur’an-ı Kerim’in “Adil olun, bu takvaya en yakın olan şeydir.”36 mesajı, adaletin takva anlayışının vazgeçilmez bir boyutu olduğunu vurgular. Yani adalet, takvanın somut göstergesidir ve kişinin takva derecesi, hayatın her alanında adaletli duruşuyla belirlenir. Bu temel felsefeye dayanan IGMG, benimsediği değerler doğrultusunda bütün insanları mahlukatın en şerefli varlıkları olarak görür ve İslam’ın kutsal saydığı beş temel emniyet olan can, akıl, nesil, inanç ve mülkiyet haklarının tüm insanlar için geçerli olduğunu kabul eder.

Farklı din, dünya görüşü ve kültürlere sahip insanlar, “İnsanları tek bir neffsten yarattı.”37 ayetinde vurgulandığı üzere aynı kökten, tek bir anne ve babadan gelmektedir; yani Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın çocuklarıdır. İnançların, ırkların, kültürlerin, dillerin ve milletlerin farklılığı ise Allah’ın ayetlerindendir: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.”38 “Onun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin (lisanlarınızın) ve renklerinizin değişik olmasıdır.”39 Bu gerçekten hareketle, IGMG için birlikte yaşamanın en temel unsurlarından biri, insanların eşitliği ilkesidir.

Tîn suresi, 95:4

Hucurât suresi, 49:13

Hucurât suresi, 49:13

Tirmizî, Zühd, 2, IV, 551

Mâide suresi, 5:8

A’râf suresi, 7:189

Hucurât suresi, 49:13

Rûm suresi, 30:22

Cihad Anlayışımız

Cihad, Kur’an-ı Kerim’de çok sayıda yerde geçen ve çok yönlü bir ibadet olup, “ceht ve gayret sarf etmek” anlamındadır. Allah’ın rızasına uygun bir şekilde hayat sürme çabasıdır. İslam’ı öğrenmek, yaşamak ve başkalarına öğretmek; iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, iyinin, güzelin, adaletin etkin olması; çirkinin, kötünün, haksızlıkların ve zulmün son bulması için gösterilen samimi gayrettir. Cihad, bütün insanların onurlu bir şekilde yaşayabilmesi için bireyin tüm imkânlarıyla, organize bir şekilde gayret etmesidir.

Cihad kişinin üstlenmiş olduğu vazifesini hakkıyla ve gücünün yettiğince yerine getirmesi ve hayatın her noktasında Allah’ın rızasını aramasıdır. “Kim cihad ederse kendisi için cihad etmiş olur.”40 ayetinde bildirildiği üzere cihad her Müslüman’ın sorumlu olduğu bireysel bir ibadettir. IGMG de bu bilinçle, kişinin yaratılış gayesini gerçekleştirme yolunda kendisini daimî bir muhasebeye tabi tutmasını ve ceht ile gayretin önce kişinin kendinde başlaması gerektiğini savunur. Nitekim “Mücahit nefsiyle cihad edendir.”41 hadîsi şerifi cihadın en temel boyutunun içsel mücadele olduğunu vurgulamaktadır.

Cihadın bir diğer önemli boyutu, ilim yolunda gösterilen gayrettir.42 Hz. Pey-gamber’in “Bir şey öğrenmek ya da öğretmek için bizim mescidimize gelen Allah yolunda cihad eden gibidir.”43 ifadeleri ilmî gayretin cihad ile eşdeğer olduğunu göstermektedir. İlim, dünyada ve ahirette insanın derecesini yücelten bir ziynettir44 ve bu şerefe ulaşmak için peşinde koşulmayı, zorluklara karşı sabırla karşılık vermeyi hak eden bir faaliyettir.

Cihad aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Hz. Peygamber’in vahiy öncesi dönemde bile kabile çatışmalarını önleme ve zulme uğrayanların haklarını koruma amacıyla kurulan Hilfü’l-Fudûl (Erdemliler Topluluğu) içinde yer alması ve “Allah’a andolsun ki Mekke şehrinde birine haksızlık ve zulüm yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi olsun ister kötü ister bizden birisi isterse yabancı olsun kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz.”45 sözleri, kolektif bir duruşun cihad olduğunun en güçlü işaretidir. Bu anlayış,

Ankebût suresi, 29:6

Tirmizî, Feżâ’ilü’l-Cihâd, 2

Nahl suresi, 16:125

İbn Balbân, el-İhsân fî takrîbi Sahîhi İbn Hibbân (nşr. Şuayb el-Arnaût), Beyrut 1408/1988, c. I, s. 288

Mücâdile suresi, 58:11

Bkz. Muhammed Hamidullah, “Hilfü’l-fudûl”, DİA, İstanbul 1988, c. XVIII, s. 31-32

Kur’an-ı Kerim’de “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”46 ayetiyle de teşvik edilmiştir. Müslümanların tercih etmesi gereken yöntem ise ayette buyrulduğu gibi, “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.”47 olmalıdır.

Bu kapsamlı anlayış doğrultusunda IGMG, cihadı sadece bireyin yerine getirmesi gereken bir görev olarak değil, aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için kolektif bir şekilde yapılması gereken organize bir ibadet olarak görmektedir. Bu, kulun kendisini bilmesi, ilim yolunda gayreti ve toplumsal sorumluluk bilinci içerisinde, Allah’ın rızasını kazanmak için var olan tüm güçle gösterilen yapıcı ve bilinçli her türlü çabadır.

Mizana ve Kâinata Bakışımız

Allah Teâlâ kâinatı bir ahenk ve düzen içerisinde yaratmıştır. Kâinat Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren delillerle doludur.48 Yaratılan her şey, bir tek Yaratanın eseri olarak bir denge (mizan) ve ahenk içindedir. Bu imkânlar yeryüzünün halifesi kılınan insanın hizmetine verilmiştir.49 İnsan bu düzenin bir parçası olarak imha için değil, inşa etmek için memur kılınmıştır.

Bu sebeple insan kendisine, ailesine, sosyal çevresine, hayvanlara, doğaya ve eşyaya karşı sorumluluk sahibidir.50 Kendisini bu düzenin sahibi değil, gelecek nesillerin emanetçisi olarak görmelidir. İnsanın başta kendi yaratılış doğası olmak üzere, tabiatı ve hayvanatı koruması dinî bir vecibedir. Bu sorumluluk bilinci, onun gelecek nesillere yaşanabilir bir yeryüzü bırakmasını zorunlu kılar. Bu bilinçten uzaklaşarak, Allah’ın kâinatta yarattığı hassas dengenin insan eliyle bozulmasına karşı çıkılmalıdır.51 İnsanların kötü davranışlarının neticesi olan olumsuz etkiler, doğa ve toplum üzerinde artık büyük sorunlar hâline gelmiştir. Kendisine emanet olarak verilen dünyayı yaşanılabilir olmaktan çıkardığında ise insan, bunun olumsuz sonuçlarını birçok yönden görmektedir.

Âli İmrân suresi, 3:104

Nahl suresi, 16:125

Ankebût Suresi, 29:44, Mülk suresi, 67:3

Bakara suresi, 2:29

Buhârî, Cum’a, 11

Rûm suresi, 30:41

Bizler, evrenin bir tek Yaratan tarafından ahenk ve denge içerisinde yaratılıp, insana emanet edildiği bilincini taşırız. Bu emanete şükran ile sorumluluk taşıyarak, dünyanın maliki değil, muhafızı olmamız gerektiğine inanırız. Çünkü hayat, tüm varlıklarla uyum içerisinde yaşandığında insana huzur verecektir.52

Ümmet Anlayışımız

IGMG yalnızca yaşadığı toplumlara hizmet eden yerel bir yapı değil, aynı zamanda İslam ümmetinin bilinçli bir parçası olarak küresel sorumluluk taşır. Ümmetin sevinçlerine ortak olmak, sıkıntılarına duyarlılık göstermek ve bu meselelerde aktif sorumluluk almak, IGMG’nin temel ilkeleri arasındadır.

Ümmet Allah’a, peygamberlerine ve ahiret gününe iman temeline dayanıp, aynı kıbleye yönelen, sevinç ve üzüntülerde birbirine kenetlenen Müslümanlar topluluğudur.

Kur’an-ı Kerim’de, “Bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir.”53, “Müminler elbette ki kardeştir.”54, “İşte böylece sizi, insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye vasat (ölçülü, dengeli) bir ümmet kıldık.”55 ayetleri ümmet olmayı vurgularken, “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve şefkat göstermekte bir beden gibidir.”56 ve “Ey Allah’ın kulları! Kardeşler olun.”57 ifadeleriyle Hz. Muhammed (s.a.v.) de ümmet olma bilincini canlı tutmuştur.

Millî Görüş Terkibinin Anlamı

İslam inancına göre bütün insanlar ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem ile eşi Hz. Havva’dan neşet etmişlerdir. Hz. Âdem’den bu yana Allah (c.c.) insanlara doğru yolu göstermeleri için peygamberler ve ilahî kitaplar göndermiştir. Bu peygamberler silsilesinin bir halkası olan Hz. İbrâhim tevhid inancı mensuplarının atasıdır. Bu meyanda, teşkilatımızın ismi doğrudan Hz. İbrâhim’e atıfta bulunur.

Bakara suresi, 2:47

Enbiyâ suresi, 21:92

Hucurât suresi, 49:10

Bakara suresi, 2:143

Müslim, Birr, 66

Müslim, Birr, 28

Kullanılan “Millî” kelimesi, Kur’anî bir kavram olan “millet” kelimesinden gelir. “Millet” kavramı Kur’an-ı Kerim’de Nahl suresi 123, Âli İmrân suresi 95, Nisâ suresi 125. ayetlerinde “İbrâhim’in milleti” tamlaması içerisinde geçer ve bir peygambere inanan ve bu peygamberin getirdiği değerler, idealler ve gelenekler etrafında toplanan cemaati niteler.

Böylece teşkilatı tarif eden “Millî Görüş” terkibi, görüş ve inanış bakımından kendisini Hz. İbrâhim’in milletinden kabul eden ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolundan giden İslami bir cemaatin dünyaya bakışı ve bu anlayış doğrultusunda insanlığın huzuru için çaba göstermesi olarak anlaşılmalıdır.

Görev ve Sorumluluklarımız

Yukarıda zikredilen temel inanç esaslarını takip eden IGMG kapsamlı bir şekilde dinî, sosyal ve kültürel hizmetler veren İslami bir cemaattir. Mensupları insanlara hizmet etmeyi, yardımcı ve destek olmayı ibadet olarak görürler. Faaliyetlere Allah rızası için, insana faydalı olmak şuuruyla gönüllü olarak maddi ve manevi destek verirler.58 Bu dünyada yapılacak her iyiliğin karşılığının ahirette alınacağı inancıyla çalışmalarda yer alırlar. Fahri çalışmalarını önceleyerek, hizmet etmenin şuurunda ve bilincinde gayret sarf ederler.59 IGMG tarafından yürütülen hizmetler, Müslüman bireylerin doğumdan ölüme kadar hayatlarının her aşamasında karşılaşabilecekleri maddi ve manevi ihtiyaçlara bütüncül bir yaklaşımla cevap vermeyi amaçlar.

IGMG, aileyi toplumun temel taşıyıcı unsuru olarak görür. Aile dinî, sosyal ve ahlaki yaşantının merkezinde yer alan hayati bir kurumdur. Aile bireylerin ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarını karşılamak, nesilleri yetiştirmek ve toplumsal düzeni sağlamak bakımından temel bir yapı taşıdır. Bunun için IGMG yeni kurulacak ailenin oluşumunu önemseyerek, ailelerin sağlıklı bir şekilde devamı için her türlü ilgi ve desteği gösterir.

IGMG cami ve dernek hizmetlerini herhangi bir etnik köken veya görüş ayrımı gözetmeksizin, toplumun her kesimine sunmayı ilke edinmiştir. Her yaştan bireyin kendini huzur içinde hissedebileceği, dayanışma ve birlik duygusunu pekiştirebileceği bu yapılar; farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışla, temel esasları çerçevesinde hizmet etmeyi gaye edinir.

IGMG insan onurunu esas alan bir anlayışla, bireyin hem dünyevi refahını hem de manevi gelişimini gözetir. Kadın ve erkeği yaratılışta eşit, sorumluluk

Âli İmrân suresi, 3:134

Âli İmrân suresi, 3:195

ve katkı açısından birbirlerini destekleyici bireyler olarak görür. Kadınların da erkekler gibi toplumsal hayata aktif biçimde katılması gerektiğine inanır ve bu katılımı teşvik eder. Kur’an-ı Kerim’de yer alan “İnsan ancak çalıştığının karşılığını alır.”60 ayeti doğrultusunda, bireyin cinsiyetine bakılmaksızın emeği, çabası ve sorumluluk bilinci esas alınır. Bundan dolayı IGMG her bireyin potansiyelini gerçekleştirmesi için gerekli imkânları sunmaya çalışır.

IGMG mensupları kendilerini yaşadıkları ülke toplumlarının temel unsurları olarak görürler. Sorumluluk bilinci ile buraları mensup oldukları ve aidiyet duydukları yerler olarak kabul ederler. Faaliyet gösterdikleri toplumların huzur ve refahı konusunda kendilerini sorumlu addederler. “İnanan erkekler ve kadınlar, birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler, kötülükten menederler.”61, “Sen af ve kolaylık yolunu tut; iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”62 ve “Canım elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emredip kötülükten sakındırırsınız ya da Allah size bir ceza gönderiverir de Ona dua edersiniz ama O, duanızı kabul etmez.”63 gibi Kur’anî ve nebevî düsturlardan hareketle, toplumsal ilişkilerde temelde adaletin ve ortak yönlerin esas alınması gerektiğine inanırlar.

IGMG farklı din ve kültürlere mensup insanlarla iletişime, toplumun huzuru için yapıcı iş birliğine katkı sağlamaya önem verir. Bu nedenle tüm toplumsal gruplarla, diğer Müslüman veya gayrimüslim dinî cemaatlerle, kamu kurumlarıyla iletişimde olmayı ve faydalı ilişkiler geliştirmeyi insani, sosyal ve dinî bir vecibe olarak görür.

IGMG insanlığa karşı kendisini sorumlu hisseder. Bu nedenle insanların karşılaştığı ekonomik, kültürel ve sosyal problemlere karşı çözüm arayışlarının içinde yer alır. Dünya genelinde kaynaklara, eğitime ve refaha erişim konusunda eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik temel bir duruşa sahiptir. Mazlum ve mağdurların yanında yer alır ve her türlü zulme karşı çıkarak, insanlar arasında iyilik ve dayanışma gibi temel insani ve medeni faziletlerin gelişmesini teşvik eder. Aynı şekilde çevre ve hayvanatın korunması maksadıyla geliştirilen projeleri destekler. Faaliyetlerinde yeryüzündeki kaynakların sürdürülebilirliği konusunda bilinçli bir yaklaşımla hareket eder. Tüm bu meselelerde kamu kurumları, siyasi aktörler, dinî cemaatler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iletişimde olmayı ve bu ulvi değerlerin korunması ve yaşatılması bağlamındaki çalışmaları destekler.

Necm suresi, 53:39

Tevbe suresi, 9:71

A’râf suresi, 7:199

Tirmizî, Fiten, 9

Cinsiyet ve Cinsel Kimlik

08

Cinsiyet ve Cinsel Kimlik

Cinsiyet, fıtrat ve temel yaklaşımlar üzerine bölüm.

Cins, Cinsiyet ve Cinsel Kimlik

Cins, cinsiyet, cinsellik ve cinsel kimlik kavramları günümüz dünyasında sadece sosyal bilimlerin değil, eğitim ve din bilimlerinin de konusu oldu. “Cins”, birbirine benzeyen ve ortak birçok karakterleri olan türler topluluğu olarak tarif edilir. “Cinsiyet (Biological Sex)” bireyin doğuştan sahip olduğu biyolojik ve fizyolojik özelliklere dayalı olarak kadın ya da erkek oluşunu; “Toplumsal Cinsiyet (Gender)” bireylerin toplum içinde kadın ya da erkek olarak üstlendikleri sosyal roller ve beklentilerle şekillenen kimliklerini ifade eder. Bu kimliklerin oluşmasında bireysel deneyimler ve toplumların örfleri belirleyicidir. “Cinsel Kimlik (Gender Identity)” bireyin kendisini kadın, erkek, her ikisi veya hiçbiri olarak tanımlama biçimi iken, “Cinsellik (Sexuality)” bireyin cinsel duygu, düşünce ve davranışlarını kapsayan psikososyal bir alanı, “Cinsel Yönelim (Sexual Orientation)” ise bireyin duygusal ve cinsel olarak hangi cinsiyete ilgi duyduğunu ifade eder; heteroseksüellik, eşcinsellik, biseksüellik gibi yönelimleri kapsar.

Fıtrat Kavramı ile Cinsiyet Meselesine Bakış

İslam düşüncesinde insan yaratılmıştır ve mahlukatın en şerefli ve yaratılışı en mükemmel türüdür. İnsan, yaratılışıyla birlikte belirli bir fıtrat üzerine var edilmiştir. Fıtrat kelimesi “yarmak, yaratmak, icat etmek” anlamlarındaki “fatr” kökünden gelir. Kur’an-ı Kerim ve Hadisi Şerifler de insanın doğuştan getirdiği saf doğasını, ilahî yatkınlıklarını ve hakka yönelme kabiliyetini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de75 ve birçok sahih hadiste geçen fıtrat kavramı İslam’a yatkınlık, istikamet ve selamet potansiyeli anlamında anlaşılmalıdır. Çocuk, doğduğunda iman ya da küfürle değil; doğruya meyilli, temiz bir yapı ile dünyaya gelir. Görüldüğü gibi fıtrat yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda ahlaki, ruhsal ve toplumsal bir dengeyi ifade eder. Bu denge insanın kendisini tanımasında, sınırlarını bilmesinde ve Rabbine yönelişinde bir yol haritası işlevi görür. Fıtrat inanışı insanın mutlak bir özgürlükle değil, yaratılışına uygun bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini ortaya koyar.

Rûm suresi, 30:30

Yaratılışın bir parçası olarak cinsiyet de bu fıtri düzenin temel unsurlarındandır. İslam’a göre kadın ve erkek olarak var edilmek, insanın ilahî takdirle biçimlenmiş bir yönüdür ve bu yön, tercih ya da müdahale alanına açık bir şey değil, kabul ve sorumluluk gerektiren bir hakikattir. Kadın ve erkek cinslerinin yanı sıra çift cinsiyetli bireylerin varlığı da fıtrat içerisindedir ve Allah’ın yaratma kudretinin ve hikmetinin bir göstergesi olarak fıtridir. Cinsiyetin bu şekilde anlaşılması insanın kendi özüne yabancılaşmadan yaşamasını sağlayan bir sabite olarak değerlendirilir. Bu perspektif, sadece bir biyolojik gerçekliğe değil, aynı zamanda yaratılışın anlamına ve insana yüklenen emanete dair bir kavrayışa işaret eder.

Cinsiyet ve Cinsel Kimlik Tartışmalarının Farklı Boyutları

Toplumda cinsiyet ve cinsel kimlik tartışmaları yalnızca biyolojik, toplumsal ve siyasi alan için değil, aynı zamanda dinî alan açısından da önemli bir yer tutar. İslam, cinsiyeti biyolojik bir gerçeklik olarak kabul eder ve kadın ile erkek olmak üzere iki temel cinsiyetin varlığını esas alır.76 Kur’an-ı Kerim’de bu iki cinsiyetin birbirini tamamladığı ve yaratılışın bir gereği olduğu belirtilir.77 Kadın ve erkeğin nikâh ile kurmuş oldukları sosyal yapı hem cinsel yaşantıyı düzenler hem de kadınerkek, karıkoca ve annebaba kavram ve kimlikleri ile aile adı verilen kurumu oluşturur. İslam düşüncesinde aile yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir kurumdur. Aile insanın yaratılış gayesine uygun bir şekilde fıtrî olarak yapılandırılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de kadın ve erkek arasındaki ilişkinin temelinde meveddet (sevgi) ve rahmet (merhamet) olduğu bildirilir.78 Bu sevgi ve rahmet temelli birliktelik sadece iki bireyin duygusal ve fiziksel yakınlığıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda yaratılışın sürekliliğini, yani neslin devamını hedefler.

Doğurganlık ve neslin devamlılığı ailenin oluşumunun temel faktörlerinden olsa da kadın ve erkek arasındaki evlilik bağı yalnızca biyolojik bir birleşme değil; aynı zamanda ahlaki sorumluluk, toplumsal düzen ve gelecek nesillerin terbiyesi anlamını taşır. Bu bağlamda, nesli devam ettirmeyen ya da tabii doğurganlık ilkesine dayanmayan birliktelikler İslam düşüncesinde aile kavramı kapsamında değerlendirilmez. Çünkü aile yalnızca fizyolojik değil; aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir ilkeye, hatta ilahî bir yasaya dayanır.

Hucurât suresi, 49:13, Necm suresi, 53:45-46, Şûrâ suresi, 42:49-50, Leyl suresi, 92:3-4

Bakara suresi, 2:187, Rûm suresi, 30:21, A’raf suresi, 7:189, Nisâ suresi, 4:1

Rûm suresi, 30:21

Dolayısıyla aile, bireylerin hak ve sorumluluklarının dengelendiği, çocukların korunup eğitildiği, merhametin ve adaletin yaşatıldığı bir yapıdır.

İslam’a göre kadın ve erkek sadece fizyolojik olarak yaratılış bakımından farklı değildir. Kadın ve erkek arasında görev ve sorumluluk dağılımı noktasında da farklılıklar mevcuttur. Her iki cinsiyet de fıtrî özelliklerine uygun şekilde toplumsal yapıya katkı sunar. Farklılıklar İslam’da adalet ilkesine uygun bir biçimde değerlendirilmeli; eşitlik değil, denklik (mukabele) esas alınmalıdır. Ancak bu farklılıklar, herhangi bir üstünlük ya da ayrımcılık için bir sebep değildir. Zira Allah Teâlâ insanın değerini “takvada üstünlük” ile ölçer.79 Çoğunlukla ataerkil toplumlarda kadınları erkeklerle eşit görmeyen gizli ya da açık genel tasavvurun aksine İslam’da kadın ve erkek Allah karşısında eş değerli fakat farklı sorumluluğa sahip bireyler olarak görülür.

Fıtrat Açısından Farklı Cinsel Yönelimlere Bakış

IGMG bireyin temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınmasını, bireylerin ve toplumun (cemaatlerin) onur ve haysiyetlerinin korunmasını esas olarak kabul eder. Çoğulculuğu zenginlik olarak görür. İnanç topluluklarının kendi değerlerini özgürce yaşama ve ifade etme hakkı da bu çoğulculuğun temelidir. Bu çerçevede, IGMG farklı hayat tarzlarına yönelik bir dışlama ya da nefret dili değil, karşılıklı anlayış ve diyalog zemininde bir birlikte yaşam çağrısı yapmaktadır. Farklı cinsel kimlikler nasıl anayasal güvence altındaysa, bu yönelimleri eleştiren ve fıtrata aykırı bulan görüşlerin de kendilerini ifade etmeleri, bu yönelimden çıkmak isteyen bireylerin varlığı da aynı şekilde anayasal güvence altında bir özgürlük alanı olarak değerlendirilmelidir. Anayasal özgürlük cinsel yönelimler söz konusu olduğunda tarafgir bir şekilde uygulanmamalı, her bir yönelime eşit yaklaşılarak biri diğerine tercih edilmemelidir.

Eşcinsel ilişki İslam fıkhına göre haramdır. Bu durum alkol, zina ve faiz gibi “haram” kabul edilen diğer yasaklarla kıyaslanabilir. Lût kavminin kıssası, eşcinselliğe dair en yaygın referanslardan biridir ve İslam âlimleri bu kıssayı eşcinselliğin haramlığının dinî temeli olarak değerlendirir.80 Burada dikkat edilmesi gereken nokta, İslam’ın eşcinselliği bir yönelim değil, bir fiil olarak ele almasıdır. Bireyin bu eğilimleri eyleme dökmesi haram olarak değerlen-

Hucurât suresi, 49:13

A’râf suresi, 7:80-81, Şuarâ suresi, 26:165-167, Hûd suresi, 11:82-83

dirilir.81 İslam, bireylerin duygularını değil, sergiledikleri davranışları esas alarak hüküm verir.82

Eşcinselliğin toplum içinde yaygınlaşması ve normalleştirilmesi IGMG açısından ahlaki yozlaşmadır. Bu bakış, eşcinsel fertlere yönelik muamelenin ayrımcı bir şekilde geliştirilmesi anlamına gelmez. Bu bireyler, günah işleyen bireyler olarak değerlendirilir. Günahkâr kullar için tövbe kapısı her zaman açıktır. Bu durumda IGMG, eşcinsel ilişkinin günah olduğu inancındadır ama bu tarz bir ilişki içerisinde olanlara yönelik şiddet, nefret ve ayrımcılığı da reddeder.

Günah işleyen bireylerin camiye girmesi yasaklanamaz çünkü cami her Müs-lüman’a açık bir ibadet mekânıdır. Kur’an-ı Kerim’de de Allah’ın rahmet kapılarının her zaman açık olduğu belirtilir.83 Ancak, bireylerin toplum içinde günahı açıkça teşvik etmeleri İslam toplumlarında hoş karşılanmaz. Bununla birlikte İslam’a göre bir günah işleyen ve bu günahı izhar eden bireylerin İslami teşkilatlara üye olup olamayacağı konusu teşkilatların inisiyatifindedir. Teşkilatlar üye kabul ederken kriterler koyma hak ve salahiyetine sahiptir. İslam’a göre bireylerin ibadetleri ve dinî yükümlülükleri kişisel bir sorumluluk olduğu için günahkâr bireyler de maddi ve manevi ibadetlerini yerine getirebilir. İslami bir topluluğun yöneticileri, toplumun dinî ve ahlaki değerlerini temsil etme yükümlülüğüne ve mezkûr değerleri koruma sorumluluğuna sahiptirler. Bu nedenle İslam cemaatlerinde yönetici pozisyonunda yer almak veya teşkilat önderliği yapmak için bireyin İslami değerlere uygun bir yaşam sürmesi beklenir.

İslam bireylere karşı hoşgörü ve merhametle yaklaşmayı öğütler.84 Allah’ın bir imtihan yeri olarak yarattığı dünyada hiçbir insan günahtan bütünüyle beri ve günah karşısında korunmuş değildir. Kişilerin günahları nedeniyle toplumdan dışlanması yerine, onlara doğruyu anlatmak ve hidayete yönlendirmek esastır. Ancak, bu tutum işlenen günahın meşru görülmesi anlamına gelmez. Allah’ın insanlara bildirdiği temel ilkeler, dünya ve ahiret hayatında saadete kavuşmak için anahtardır.

Buhârî, Talak, 11; Müslim, İman, 127

Talak suresi, 65:2

Zümer suresi, 39:53, Nisâ suresi, 4:110, Buhârî, Edeb, 19; Müslim, Tevbe, 17; Buhârî,

Tevhid, 35; Müslim, Tevbe, 29

Nahl suresi, 16:125, Tâhâ suresi, 20:44, Müslim, Tevbe, 32; Buhârî, Vudû, 58; Müslim,

Tahâret, 98

Cinsiyet ve Cinsel Kimliğe Dair Temel Yaklaşımlarımız

IGMG cinsiyet, cinsel kimlik ve yönelimlere ilişkin tartışmalar karşısında hem İslami kaynaklara dayalı hem de çağdaş toplumsal gerçekliği dikkate alan bütüncül bir yaklaşımı benimser. Bu yaklaşım şu temel ilkelerle özetlenebilir:

Cinsiyet fıtratın bir parçası olarak ilahî bir yaratılış sabitesidir; değiştirilemez bir hakikattir.

Cinsel kimlik ve toplumsal cinsiyet gibi kavramlar bireyin deneyimiyle ve örfün belirleyiciliğiyle oluşur. Ancak bu kimlikler İslami değerlerle örtüştüğü ölçüde değerlendirilir. Kadını veya erkeği tahfif eden, insan onurunu zedeleyen rol ve isimlendirmeler uygun görülmez.

IGMG için aile, evlilik, nikâh, erkekkadın, karıkoca ve annebaba kavram ve rolleri hayati önem taşır. Neslin devamı ve sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için bu kavram ve modeller elzemdir.

IGMG homoseksüellik ve farklı yönelimleri fiilî günah olarak değerlendirir. Fakat bu kimlikleri taşıyan bireyler dışlanmaz, nefret söylemi geliştirilmez. Ancak günahın alenileştirilmesi ve dayatılmasını kabul etmez.

IGMG her birey için günahlarından dönme fırsatı sunan tövbe kapısının kişinin ölümüne kadar açık olduğunu, hayatın bir imtihan olduğunu ve her bireyin yaşamı boyunca manevi rehberlikle desteklenebileceğini kabul eder.

Farklı cinsel yönelimler anayasa ve yasalarca korunurken, dinî inançlar ve klasik rollerin dışlanmasına, küçümsenmesine veya yaftalanmasına IGMG karşı çıkar.

IGMG dinî değerler ile farklı kimliklerin barışçıl bir yasal ve toplumsal zemin içerisinde bir arada var olmasını savunur.

IGMG bu metni bir ilkeler beyanı olarak kabul eder; yerel şartlara ve istişare süreçlerine göre pratik düzenlemeler geliştirir.

Bu ilkeler doğrultusunda, IGMG toplumsal sorumluluğunu yerine getirirken hem inanç esaslarını korur hem de toplumsal barışı önceleyen bir dili ve tutumu sürdürür.

“Tarihî bir dönüşümden geçtiğimiz bu çalkantılı çağda, en büyük sorumluluğumuz Kur’an ve Sünnet sabitelerimize sarılarak yolumuzu bulmaktır. Şûramız bu bilinçle hayatın değişkenlerini akıl ve istişareyle ele alıp; kimliğimizi, ortak duruşumuzu ve ufkumuzu netleştiren bir irade beyanıdır.”

Ali METE

IGMG Genel Sekreteri

Block title

Daha Fazla

    Grusswort der IGMG zum Opferfest – Beten für den Frieden

    In einem Grusswort anlässlich des Opferfestes, wünschte der Generalsekretär der Islamischen Gemeinschaft Milli Görüs, Oguz Ücüncü, allen Muslimen gesegnete Feiertage und rief...

    Zitat des Verfassungsschutzes unwahr

    Landgericht weist Eckhoffs Antrag zurück - IGMG weiterhin Gesprächsbereit mit Bremer CDU

    Ein Hoh(n)Mann!!

    Hacc için hazırlıklar

    “Biz bir Aileyiz”

    Hutbe – Aile Huzuru