GENEL SEKRETERLİK

Ali Mete: “Birçok Müslüman İçin Ayrımcılık Günlük Hayatın Bir Parçası”

01 Nisan 2026

IGMG Genel Sekreteri ve Almanya Müslümanlar Koordinasyon Konseyi (KRM) Sözcüsü Ali Mete, Ramazan ayı sonrası “Islamiq”e verdiği röportajda, ayrımcılık deneyimlerini, siyasi beklentileri ve gençlerin toplumsal hizmetlerini değerlendirdi.

Ramazan ayının sona ermesiyle birlikte Almanya’daki Müslüman cemaatlerin bir aylık yoğun ibadet, dayanışma ve sosyal yardımlaşma süreci de geride kaldı. IslamiQ’ya konuşan Ali Mete, bu yıl özellikle camilerdeki güçlü dayanışma ruhunun, gençlerin artan ilgisinin ve ihtiyaç sahiplerine yönelik yardımların dikkat çektiğini belirterek, tüm bu tabloyun krizler ve toplumsal gerilimlerin arttığı bir dönemde umut verici olduğunu ifade etti.

Ramazan ayı sona erdi. Bu yıl sizin için en unutulmaz an neydi?

Ali Mete: Bu yıl da beni en çok etkileyen şey, insanların cami cemaatlerinde bu ayı ne kadar büyük bir adanmışlıkla geçirdikleri oldu. Krizlerin, savaşların ve toplumsal gerilimlerin yoğun olduğu bir dönemde, bu kadar çok insanın ne kadar güç, sabır ve merhametle katkı sunduğunu görmek gerçekten etkileyiciydi. Bu durum insana umut veriyor.

Birçok cami cemaati Ramazan’da ortak iftarlar düzenledi veya ihtiyaç sahiplerine yemek dağıttı. Bu ay, Almanya’daki Müslüman toplumun dayanışması hakkında bize ne söylüyor?

Mete: Ramazan sadece manevi değil, aynı zamanda sosyal bir boyuta da sahiptir. Bu yıl özellikle bu sosyal yönün ne kadar güçlü yaşandığını gördük. Birçok yerde her akşam ihtiyaç sahipleri, yalnız yaşayanlar ve zor durumda olan insanlar için yemek hazırlandı. Gelemeyenlere iftar yemekleri evlerine kadar ulaştırıldı.

Bütün bunlar, genç yaşlı demeden gönüllülerin katkısı olmadan mümkün olmazdı. Bu da gösteriyor ki Müslüman cemaatler sadece ibadet edilen yerler değil; aynı zamanda sorumluluk, dayanışma ve yardımlaşmanın merkezleridir. Ramazan’da bu ortak ruh çok daha görünür hale geliyor.

Bu Ramazan’da özellikle gençlerin camilere daha fazla geldiği gözlemlendi. Teravih namazına katılım ya da gönüllü faaliyetler açısından bu artışı nasıl açıklıyorsunuz?

Genel olarak dinin birçok insanın hayatında eskisi kadar merkezi bir rol oynamadığı bir dönemde yaşıyoruz. Bunu sadece kiliseden ayrılmalarda değil, toplumun bazı kesimlerindeki din karşıtı yaklaşımlarda da görüyoruz.

Bu açıdan bakıldığında, Ramazan’da Müslüman cemaatlerde gördüğümüz tablo oldukça dikkat çekici. Gençler sadece iftara gelmekle kalmıyor; ibadete, sohbetlere ve gönüllü çalışmalara da katılıyorlar.

Ramazan, yoğun ve belirsizliklerle dolu bir dönemde insanlara anlam, huzur ve aidiyet sunuyor. Bu da özellikle gençler için önemli bir çekim oluşturuyor.

Ancak asıl önemli soru, Ramazan sonrasında ne olacağıdır. Cemaatlerin gençleri yıl boyunca da daha fazla sürece dahil etmesi, onlara sorumluluk vermesi ve katılım alanları açması büyük önem taşıyor. Bu, toplumun tamamı için de faydalı olacaktır.

Orta Doğu’daki savaşlar Almanya’da da yoğun şekilde tartışılıyor. Bunun Müslüman cemaatler üzerindeki etkileri neler?

Mete: Kriz bölgelerinden gelen görüntüler kimseyi kayıtsız bırakmıyor. Cemaatlerdeki birçok insan Gazze, Sudan, Ukrayna, İran ve dünyanın farklı bölgelerindeki gelişmeleri yakından takip ediyor. Masum insanların hayatını kaybetmesine üzülüyor, mazlumlar için dua ediyor ve barış umut ediyorlar.

Ancak birçok Müslümanı rahatsız eden nokta, sadece yaşanan acılar değil; aynı zamanda çifte standart algısıdır. İnsan onuru ve uluslararası hukuk sık sık dile getirilse de her durumda aynı kararlılıkla savunulmadığı düşünülüyor. Özellikle gençler bu çelişkileri dikkatle gözlemliyor.

Buna ek olarak Almanya’daki toplumsal atmosfer de değişiyor. Kutuplaşma artıyor, güvensizlik büyüyor ve birçok Müslüman, kendi acılarının ve görüşlerinin yeterince dikkate alınmadığını düşünüyor. Bu da ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Bu nedenle toplum olarak empatiye ve sağduyulu tartışmalara daha fazla ihtiyaç var.

Son araştırmalara göre Almanya’da her sekiz kişiden biri bir yıl içinde ayrımcılığa uğruyor. Müslümanlarda bu oran daha da yüksek. Bu ne anlama geliyor?

Mete: Bu veriler açıkça gösteriyor ki birçok Müslüman için ayrımcılık istisna değil, günlük hayatın bir parçası. Bu durum sadece büyük olaylarla sınırlı değil; ev ararken, iş başvurularında, resmi işlemlerde, çocukların eğitiminde ya da alışverişte bile yaşanabiliyor.

Özellikle başörtülü kadınlar bu durumdan daha fazla etkileniyor. Araştırmalar, bu kadınların önemli bir kısmının iş başvurusu yapmaktan bile vazgeçtiğini gösteriyor.

Bu sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir meseledir. İnsanların kendilerini dışlanmış hissetmesi, fırsatlardan uzak durması ve eşit muamele görmediğine inanması, toplumdaki güven duygusunu zedeler.

“Kurumlar ve Irkçılık” adlı çalışma, kamu kurumlarında yapısal ayrımcılığa işaret ediyor. Sizce ne yapılmalı?

Mete: Bu çalışmanın sonuçları mutlaka ciddiye alınmalı ve somut adımlar atılmalıdır. Araştırma, ayrımcılığın sadece bireysel olaylardan ibaret olmadığını; kurumların işleyişine de yansıyabileceğini ortaya koyuyor.

Bu nedenle siyaset ve kamu yönetimi savunmaya geçmek yerine çözüm odaklı yaklaşmalıdır. Bağımsız şikâyet mekanizmaları kurulmalı, antırkçılık eğitimleri yaygınlaştırılmalı, veriler daha iyi toplanmalı ve kurumlar dış denetime açık hale getirilmelidir.

Ayrıca hukuki açıdan da eksiklikler vardır. Mevcut düzenlemeler, devlet kurumlarına karşı ayrımcılıkla mücadelede yeterli değildir. Bu alanda da reform yapılması gerekmektedir.

Bu yıl Almanya’da önemli seçimler var. Siyasi partilerden beklentiniz nedir?

Mete: Siyasi partilerden en temel beklentim, Müslümanları bu toplumun doğal bir parçası olarak görmeleridir. Onları sadece güvenlik veya entegrasyon bağlamında ele almak doğru değildir.

Müslümanların talepleri aslında herkesinkiyle aynıdır: iyi eğitim, uygun konut, adil iş imkânları, güvenlik ve saygı.

Bu nedenle somut adımlar atılmalıdır: ayrımcılıkla mücadele güçlendirilmeli, danışma merkezleri desteklenmeli, nefret suçlarına karşı daha kararlı olunmalı ve kamuda temsil artırılmalıdır.

Ayrıca sembolik jestler de önemlidir. Siyasetçilerin iftarlara katılması veya Ramazan Bayramı’nı tebrik etmesi, Müslümanların toplumun bir parçası olarak görülüp görülmediğinin önemli bir göstergesidir.(bb)

(Camiahaber

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com