KADINLAR GENÇLİK TEŞKİLATI

Araştırma: “Müslüman Gençlerin Avrupa’ya Aidiyeti Güçlü, Bakışı Eleştirel”

23 Nisan 2026

Avrupa genelinde 2 bini aşkın gençle yapılan araştırma, özellikle gençlik çalışmalarında aktif olanların yaşadıkları topluma daha güçlü aidiyet ve katkı isteği geliştirdiğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda ırkçılık, ayrımcılık ve siyasal görünmezlikten kaynaklanan endişelerin devam ettiği tespit edildi.

Avrupa’da yaşayan Müslüman gençlere dair tartışmalar çoğu zaman iki uç anlatı arasında sıkışıyor: Bir yanda “entegrasyona direnen kapalı topluluklar” söylemi, diğer yanda ise göçmen kökenli gençliğin zamanla dinî ve kültürel referanslarından uzaklaştığı varsayımı. Avrupa’nın 9 ülkesinde 2 binin üzerinde katılımcıyla yapılan yeni bir araştırma ise bu kalıplaşmış fikirleri bozan daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Avrupa’daki Müslüman gençler, önceki kuşaklara kıyasla daha eğitimli, daha profesyonelleşmiş, yaşadığı ülkeye daha güçlü aidiyet duyan ve katkı sunma isteği daha yüksek bir profile sahip. Ancak aynı tablo, özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkelerde belirginleşen tedirginlik, dışlanmışlık ve siyasal görünmezlik hissini de birlikte gösteriyor.

IGMG Gençlik Teşkilatları Araştırmasının Kapsamı ve Metodolojisi

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın ve Arş. Gör. Ahmed Faruk Ergün tarafından hazırlanan “Avrupa’da Müslüman Gençlik Araştırması: IGMG Örneği”, Ocak 2026’da tamamlanan geniş ölçekli bir saha çalışmasına dayanıyor. Araştırma Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Danimarka, İsveç ve Norveç’i kapsıyor ve toplam 2.091 katılımcının yanıtlarını içeriyor. Çalışma, özellikle Avrupa’daki üçüncü ve dördüncü nesil Müslüman gençliğin sosyolojik konumunu anlamaya odaklanırken; teşkilat deneyimi, aidiyet, kimlik, dil, siyaset ve toplumsal katılım gibi çok katmanlı başlıkları birlikte ele alıyor.

Metodolojik olarak araştırma, nicel (anket temelli) bir tasarıma sahip. Katılımcılar 15-40 yaş aralığından seçildi ve analizde yaş grupları (15-18, 19-24, 25-30 ve 30 yaş üzeri) üzerinden karşılaştırmalar yapıldı. Örneklem oluşturulurken cinsiyet dengesi gözetildi; katılımcıların yüzde 52,6’sı erkek, yüzde 47,4’ü kadınlardan oluştu. Yaş dağılımında ise özellikle genç yetişkinlerin ağırlığı dikkat çekiyor: En büyük grubu yüzde 40,2 ile 19-24 yaş arası katılımcılar oluşturuyor. Bu yapı, araştırmanın gençliğin eğitim, meslek ve toplumsal geçiş süreçlerini yakalamayı hedeflediğini gösteriyor.

Araştırmanın örneklemi, IGMG gençlik teşkilatlarıyla ilişkili bireyleri kapsayacak şekilde tasarlandı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 82’si teşkilat içinde aktif görev alanlardan oluşurken, geri kalan kesim teşkilat faaliyetlerine katılan ancak kurumsal olarak görev üstlenmeyen gençlerden oluşuyor. Bu tercih, araştırmanın yalnızca temas düzeyini değil, kurumsal deneyimin gençlerin aidiyet, katılım ve kimlik algıları üzerindeki etkisini de ölçmesini sağladı. Anket verileri; cinsiyet, yaş grubu ve yaşanılan ülke gibi değişkenler üzerinden istatistiksel analizlere tabi tutulurken, açık uçlu yanıtlar da değerlendirilerek nicel bulguların arka planı yorumlandı.

Kuşaklar Arası Kırılma: Göçmen Çocuklarından Yeni Orta Sınıfa

Grafik 10. Eğitimini tamamlamış katılımcıların en son mezun oldukları okullar

Avrupa’da yaşayan Müslüman gençlere dair tartışmalar çoğu zaman iki uç anlatı arasında sıkışıyor: Bir yanda “entegrasyona direnen kapalı topluluklar” söylemi, diğer yanda ise göçmen kökenli gençliğin zamanla dinî ve kültürel referanslarından uzaklaştığı varsayımı. Avrupa’nın 9 ülkesinde 2 binin üzerinde katılımcıyla yapılan yeni bir araştırma ise bu kalıplaşmış fikirleri bozan daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Avrupa’daki Müslüman gençler, önceki kuşaklara kıyasla daha eğitimli, daha profesyonelleşmiş, yaşadığı ülkeye daha güçlü aidiyet duyan ve katkı sunma isteği daha yüksek bir profile sahip. Ancak aynı tablo, özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkelerde belirginleşen tedirginlik, dışlanmışlık ve siyasal görünmezlik hissini de birlikte gösteriyor.

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri eğitim ve meslek alanında ortaya çıkıyor. Katılımcıların önemli bir bölümü yükseköğretim deneyimine sahip. Halen eğitimine devam edenlerin yüzde 39,2’si lisans, yüzde 11,3’ü yüksek lisans düzeyinde bulunuyor. Eğitimini tamamlayanlarda da meslek eğitimi, lisans ve lisansüstü düzeyler önceki kuşaklarla kıyaslandığında belirgin bir yükselişe işaret ediyor. Çalışanlar arasında yalnızca klasik işçi profili öne çıkmıyor; akademisyen, öğretmen, mühendis, finans çalışanı, sağlık personeli ve kamu görevlisi gibi nitelikli meslek grupları da geniş yer tutuyor.

Çalışmanın bulgularını SES Academy’nin 11 Nisan’daki ilk oturumunda sunan Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın bu dönüşümü “bütünüyle bir kopuş değil ama çok ciddi bir değişim” olarak tanımlıyor. 1960’lar ve 70’lerde Avrupa’ya gelen ilk kuşaklarla bugünün gençliği arasındaki farkın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve sosyolojik olduğunu vurgulayan Akın’a göre artık eski göçmenlik anlatıları bu yeni kuşağı açıklamakta yetersiz kalıyor.

Çift Dillilik, Göç Alan Toplumların Yeni Normali

Grafik: Katılımcıların kendisini daha iyi ifade ettiği dil

Araştırma bu yeni profilin en belirgin unsurlarından biri çift dillilik olduğunu tespit ediyor. Katılımcıların yüzde 54,2’si hem Türkçeye hem de yaşadıkları ülkenin diline eşit düzeyde hâkim olduğunu ifade ediyor. Daha da çarpıcı olan ise gençlerin yüzde 86,8’inin teşkilat çalışmalarının iki dilde birden yürütülmesini istemesi.

Bu veri, dil meselesinin artık tek yönlü bir entegrasyon tartışması olarak ele alınamayacağını gösteriyor. Avrupa’da yetişen Müslüman gençlik, Türkçeyi kimlik ve aidiyetin taşıyıcısı olarak görürken, yerel dili toplumsal katılımın anahtarı olarak benimsiyor. Akın’ın ifadesiyle artık “iki dilli, iki kültürlü bir yapı” söz konusu. Araştırmaya göre bu bir geçiş hâli değil; yerleşik bir gerçeklik.

Grafik: Gençlik Teşkilatlarının programları için dil tercihi

Artan Ayrımcılık ve Tedirginliğe Rağmen Gençler, Avrupa’da Kalıcılaşıyor

Araştırma, güçlü ayrımcılık ve dışlanma deneyimlerine rağmen Müslüman gençlerin yaşadıkları toplumla kurdukları ilişkinin kopmadığını, ancak daha kırılgan bir zeminde sürdüğünü ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 50,8’i Müslüman kimlikleri nedeniyle iş bulma süreçlerinde dezavantaj yaşayacağını düşünüyor. Yüzde 38,9’u dinî semboller (başörtüsü, sakal gibi) nedeniyle eğitim ya da iş hayatında doğrudan sorun yaşadığını ifade ederken, yüzde 37,2’si okul veya iş ortamında ırkçılıkla karşılaştığını belirtiyor. Bu veriler, ayrımcılığın yalnızca algısal değil, doğrudan deneyimlenen bir gerçeklik olduğunu gösteriyor.

Ayrımcılık özellikle gündelik ve süreklilik arz eden biçimlerde ortaya çıkıyor. Katılımcıların yüzde 46,6’sı hayatlarının bir döneminde sözlü saldırıya maruz kaldığını belirtirken, fiziksel saldırıya uğradığını ifade edenlerin oranı yüzde 10,3’e ulaşıyor. Alay, dışlama ve ima gibi mikro düzeyde gerçekleşen bu deneyimler, Müslüman gençlerin gündelik hayatlarında süreğen bir “gündelik ırkçılık” atmosferiyle karşı karşıya olduğunu düşündürüyor.

Bu tabloya rağmen dikkat çekici olan, gençlerin kendilerini bütünüyle dışlanmış ya da kopmuş hissetmemesi. Araştırmada “Yaşadığım ülkeye ait hissetmiyorum” diyenlerin oranı yüzde 13,5’te kalıyor. Yüzde 53,40’ı yaşadığı ülkeye ait hissettiğini belirtirken, yüzde 33,10’u kararsız kaldığını ifade ediyor. Bu durum, tüm ayrımcılık ve tedirginlik deneyimlerine rağmen Avrupa’nın gençler için hâlâ kalıcı bir yaşam alanı olarak görüldüğüne işaret ediyor. Aynı şekilde, katılımcıların yüzde 65,9’unun yaşadığı ülkeye kendi alanında katkı sağlamak istediğini ifade etmesi ve Türkiye’ye taşınmayı düşünenlerin oranının yüzde 19,7 ile sınırlı kalması, bu kalıcılık duygusunu güçlendiren diğer göstergeler arasında yer alıyor.

Grafik: Müslüman olarak Avrupa’ya aidiyet ve günlük hayatta karşılaşılan sorunlar

Araştırma ayrıca bu katkı arzusunun bireysel değil, belirli sosyal deneyimlerle güçlendiğini de ortaya koyuyor. IGMG gençlik teşkilatlarında aktif olarak yer alan gençlerin, yaşadıkları topluma katkı sağlama yönündeki motivasyonlarının, teşkilatla daha sınırlı ilişki kuranlara kıyasla daha yüksek olduğu görülüyor. Bu durum, örgütlü bir sosyal çevreye dahil olmanın yalnızca aidiyet duygusunu değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk ve katılım bilincini de beslediğine işaret ediyor.

Çalışmanın bulgularını değerlendiren Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın da bu noktaya dikkat çekerek, “Yaşadığım ülkeye katkıda bulunmak isterim ifadesi en yüksek çıkan sonuçlardan biri. Bu çok önemli.” diyor. Bu tespit, Avrupa’daki Müslüman gençlerin yalnızca aidiyet geliştiren değil, aynı zamanda yaşadıkları topluma katkı sunma iradesi taşıyan aktif bir özne olarak konumlandığını gösteriyor.

Araştırmaya göre ortaya çıkan tablo, basit bir “entegrasyon” anlatısının ötesine geçiyor. Avrupa’daki Müslüman gençler bir yandan ırkçılık, ayrımcılık ve dışlanma deneyimleriyle karşı karşıya kalırken, diğer yandan yaşadıkları topluma bağ kurmaya ve katkı sunmaya devam ediyor. Bu da aidiyet ile güvensizlik duygusunun aynı anda var olabildiği, gerilimli ama kalıcı bir sosyolojik dengeye işaret ediyor.

Grafik: Avrupa’da Müslüman olmak üzerine katılımcıların düşünceleri

Siyasete Mesafe: Temsil Talebi Var, Katılım Zayıf

Araştırma, Müslüman gençlerin siyasetle kurduğu ilişkiye dair önemli bir yapısal boşluğu da görünür kılıyor. Katılımcıların yüzde 63,5’i siyasilerin Müslümanları daha fazla dikkate alması gerektiğini düşünürken, doğrudan siyasete girerek temsil sağlama isteği yüzde 28,7’de kalıyor. Bu fark, yalnızca bireysel tercihlerin değil, daha geniş bir “temsiliyet açığının” göstergesi olarak okunabilir.

Bu tablo, Avrupa’daki Müslüman gençliğin yalnızca aidiyet geliştiren değil, aynı zamanda yaşadığı toplumu eleştirel bir gözle değerlendiren bir profil ortaya koyduğunu da gösteriyor. Gençler, siyasal aktörlerin kendilerini yeterince temsil etmediğini düşünürken, ayrımcılık ve önyargılara karşı daha kapsayıcı politikalar talep ediyor. Bu yönüyle ortaya çıkan profil, edilgen bir uyumdan ziyade; hak talep eden, kamusal alanda tanınma arayan ve mevcut düzeni sorgulayan bir nesle işaret ediyor.

Bu mesafenin arkasında birkaç katmanlı bir dinamik olduğu görülüyor. Bir yandan siyasetin Müslümanlara yönelik yaklaşımına dair bir güvensizlik söz konusu. Araştırmada katılımcıların yaklaşık yarısı, siyasi aktörlerin Müslümanları görmezden geldiğini düşünüyor. Öte yandan siyaset, gençler açısından yalnızca temsil değil aynı zamanda risk, etiketlenme ve kutuplaşma alanı olarak da algılanıyor. Bu da siyasal katılımı bireysel düzeyde sınırlayan, daha temkinli bir tutum üretiyor.

Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın bu tabloyu, Müslümanların Avrupa siyasetinde yeterince aktif olmadığı yönündeki genel algıyla uyumlu bulurken, aynı zamanda bunun açık bir “ihtiyaç alanı” oluşturduğunu vurguluyor. Akın’a göre burada eksik olan yalnızca katılım isteği değil; bu isteği sürdürülebilir bir siyasal temsile dönüştürecek kanalların ve güven zemininin sınırlı olması. Ayrıca siyaset kavramının gençler nezdinde çoğunlukla dar anlamda -parti üyeliği ya da parlamenter temsil- algılanması da katılım oranını aşağı çekiyor. Oysa yerel inisiyatifler, sivil toplum ve kamusal tartışma alanları gibi daha geniş katılım biçimleri bu çerçeveye dahil edildiğinde tablo daha farklı okunabilir.

Ülke bazlı veriler ise bu mesafenin her yerde aynı düzeyde olmadığını gösteriyor. Özellikle Almanya ve Fransa’da yaşayan gençler, hem Müslümanlar açısından geleceğe dair umut hem de güvenlik hissi bakımından diğer ülkelere göre daha olumsuz bir tablo çiziyor. Bu ülkelerde “gelecekten ümitli değilim” ve “kendimi güvende hissetmiyorum” diyenlerin oranı belirgin biçimde daha yüksek. Bu durum, siyasal katılım konusundaki çekingenliği de dolaylı olarak etkiliyor.

Araştırma bu farklılaşmayı, söz konusu ülkelerde İslam karşıtı söylemin daha görünür olması, aşırı sağ partilerin siyasette daha güçlü bir gündem belirleyici haline gelmesi ve güvenlik merkezli tartışmaların Müslümanları doğrudan hedef alan bir dil üretmesiyle ilişkilendiriyor. Bu bağlamda gençlerin siyasete mesafesi, yalnızca ilgisizlikten değil; aynı zamanda içinde bulundukları siyasal atmosferin ürettiği güvensizlik ve temkinlilikten besleniyor.

Grafik: Cinsiyete ve yaşanılan ülkeye göre “Müslümanlar açısından yaşadığım ülkenin geleceğinden ümitliyim” ifadesi

 

Avrupa’daki İslami Kurumlar: Aidiyet ve Katılım Üreten Bir Alan

Grafik: IGMG teşkilatlarında görevli olma durumuna ve yaşanılan ülkeye göre “kendimi yaşadığım ülkeye ait hissediyorum” ifadesi

Araştırmanın en kritik bulgularından biri, Avrupa’da dinî sivil toplum yapıları hakkında yaygın olan “paralel toplum” ve “içe kapanma” tezlerini doğrudan sorgulaması. Veriler, en azından bu örneklemde, bu yapıların gençleri toplumdan uzaklaştırmadığını; aksine aidiyet ve katılım duygusunu güçlendirdiğini gösteriyor. Nitekim “Yaşadığım ülkeye ait hissediyorum” diyenlerin oranı teşkilatlarda aktif olanlarda yüzde 55,5 iken, teşkilat dışındakilerde yüzde 42,2’ye düşüyor. Benzer şekilde yaşanılan ülkeye katkı sunma isteği de teşkilatlı gençlerde belirgin biçimde daha yüksek.

Bu fark, örgütlü bir sosyal çevreye dahil olmanın yalnızca dinî ya da kültürel değil, aynı zamanda kamusal bir sonuç ürettiğine işaret ediyor. Araştırmayı yürüten Prof. Dr. Akın’ın ifadesiyle bu yapılar “entegrasyona engel değil, aksine katkı sağlayan” bir işlev görüyor. Akın’a göre burada klasik anlamda kapalı bir cemaatten ziyade ne tamamen geleneksel ne de tam anlamıyla Batılı STK formuna uyan, melez bir yapı söz konusu. Bu yapı, gençleri toplumdan koparmaktan çok, onlara bir aidiyet zemini ve sosyal tutunma alanı sağlıyor.

Elde edilen veriler, Müslüman kadınların eğitim düzeylerinin yüksek olduğunu ve toplumsal hayata katkı sağlama yönünde güçlü bir motivasyona sahip olduklarını göstermektedir. Bulgular, Müslüman topluluklarda kadını kamusal alandan soyutladığı yönündeki genellemeleri sorgulamaya açmaktadır. Nitekim ortaya çıkan tablo, Avrupa’daki Müslüman kadın profilinin, ona sıklıkla atfedilen pasif ve kısıtlanmış imajla örtüşmediğini göstermektedir.

Aynı zamanda araştırma, kurumsal aidiyetin her gençte eşit düzeyde oluşmadığını; bazı faaliyetlerin gençler tarafından daha az benimsendiğini ve zaman, mesafe ya da içerik gibi nedenlerle katılımın sınırlanabildiğini de ortaya koyuyor. Yani bu yapılar kusursuz değil; ancak buna rağmen özellikle azınlık tecrübesi yaşayan gençler için sosyal destek, yön bulma ve kamusal varlık üretme açısından önemli bir işlev görüyor.

Gençlerin en yüksek puanı verdiği faaliyetler de bu işlevi somutlaştırıyor. Sohbetler, Ramazan programları ve cemaat temelli etkinlikler, tüm modernleşme ve dijitalleşme süreçlerine rağmen en güçlü karşılığı bulan alanlar. Bu durum, dinî pratiklerin ortadan kalkmadığını; tersine yeni kuşak tarafından farklı bir bağlamda yeniden üretildiğini gösteriyor. Akın’ın ifadesiyle burada “gelenek ve değişim birlikte” ilerliyor: Gençler hem modern, eğitimli ve profesyonel bir hayat kuruyor hem de kolektif, yüz yüze ve dinî referanslı sosyal alanlara güçlü şekilde bağlanmaya devam ediyor.

Grafik: Cinsiyete göre katımlımcıların gençlik çalışmalarına dair kanaatleri

“Sonuçlar Bizi Hem Şaşırttı Hem de Bildiklerimizi Doğruladı”

Anket sürecini ve bulguları değerlendiren IGMG Gençlik Teşkilatı Başkanı Furkan Kahraman araştırmanın sahaya dair önemli bir “fotoğraf” sunduğunu belirtti. Kahraman, çalışmanın amacını “nasıl bir gençlik kitlesiyle karşı karşıya olduğumuzu görmek ve çalışmalarımızı buna göre güncellemek” sözleriyle ifade ederken, “Sonuçlar zaman zaman bizi şaşırttı, zaman zaman da bildiğimiz gerçekleri teyit etti.” dedi. Özellikle cami merkezli faaliyetlerin gençler tarafından en çok benimsenen çalışmalar arasında yer almasının dikkat çekici olduğunu vurgulayan Kahraman, “Haftalık sohbetler, cemaatle sabah namazı gibi programların en yüksek karşılığı bulması bizim açımızdan son derece olumlu bir tablo ortaya koydu.” ifadelerini kullandı.

Araştırmanın en kritik çıktılarından birinin teşkilat mensupluğu deneyimi ilgili olduğunu belirten Kahraman, “Teşkilatta görev alan gençlerin, bulundukları topluma katkı sunma arzularının ve yerel aktör olma gayretlerinin yüksek olduğunu gördük.” dedi. Bu bulgunun, Müslüman gençlere yönelik yaygın önyargılarla çeliştiğini vurgulayan Kahraman, “Aksine, teşkilatlı gençlerin kendilerini yaşadıkları ülkeye ait hissettiklerini ve daha fazla katkı sunmak istediklerini ortaya koyan sonuçlarla karşılaştık.” diye konuştu. Kahraman’a göre bu tablo, “cami ve gençlik çalışmalarının gençlerin kendilerini daha huzurlu hissetmelerine ve yaşadıkları toplumlara daha güçlü bağlarla katılmalarına katkı sunduğunu” açık biçimde gösteriyor.

Grafik: Cinsiyete ve IGMG Teşkilatlarında görevli olma durumuna göre “Yaşadığım ülkeye kendi alanımda katkı sağlamak isterim” ifadesi

“Bu Tablo Müslüman Kadınlara Dair Genellemeleri Boşa Çıkarıyor”

IGMG Kadınlar Gençlik Teşkilatı Başkanı Zehra Karataş ise araştırma bulgularını değerlendirirken, Müslüman kadınların Avrupa’daki toplumsal konumuna dair yaygın kabullerin yeniden düşünülmesi gerektiğini vurguladı:

“Veriler, genç Müslüman kadınların hem eğitim düzeylerinin yüksek olduğunu toplumsal hayata katkı sağlama konusunda güçlü bir motivasyona sahip olduklarını gösteriyor. Kadınların birçok alanda erkeklerden daha fazla kamusal alanda yer alma motivasyonuna sahip olması, İslam’ın kadını kamusal alandan soyutladığı yönündeki varsayımı geçersiz kılmaktadır. Bu tablo, Müslüman kadının pasif ya da kamusal alandan dışlanmış olduğu yönündeki genellemelerin sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini ortaya koyuyor.”

Müslüman kadınların eğitimde, iş hayatında ve sivil toplumda aktif hâle gelmeleri, Avrupa ülkelerine daha güçlü aidiyet duymalarına ve katkı sağlamalarına olumlu etkide bulunduğunu belirten Karataş, bu tablo ışığında, Müslüman kadınlara kamu alanlarında yer açmak ve önlerindeki engelleri kaldırmak, çoğunluk toplumunun asli vazifelerinden biri olduğunu ifade etti. (P)

(Perspektif)

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com