GENEL SEKRETERLİK

“Felsefe, bedenimizin zihnimizi yutmasına direnmektir.”

15 Mart 2018

Avrupa’da yayımlanan tek Türkçe kültür, sanat ve felsefe dergisi Sabah Ülkesi, Sabah Ülkesi Buluşmaları’nın ilkini gerçekleştirdi.

Sabah Ülkesi Buluşmaları, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin katıldığı programla başladı. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Ali Çolak’ın moderatörlüğünde yapılan ilk buluşmada Demirli, “Felsefe bizim neyimize” başlığı altında, felsefe, hikmet ve irfana dair görüşlerini dile getirdi.

Ali Çolak’ın ilk sorusu şu şekildeydi: “Bu gün, felsefe, hikmet, irfan konuşmak için bir araya geldik. Felsefe günlük hayatımızın dışında demek zor ama, bunu hangi ortamda konuşuyoruz? Şu an bizim için hayati olan bir gerçeklikle karşı karşıyayız. İslamofobi başlığında incelenebilecek, karşıtlık, ayrımcılık, zaman zaman ibadethanelere, kişilere saldırıya varan bir karşıtlık ilişkisi içerisinde olduğumuz bir toplumda azınlık olarak buradayız. Böyle bir ortamda iken, felsefeyi, hikmeti, irfanı konuşmanın ne anlamı var? Bu konular şu anda bizim için hayati bir mesele. Ama, bütün bunlar olup biterken felsefe bizim neyimize?”

Prof. Dr. Ekrem Demirli bu soruya, felsefe ve hikmeti konuşmanın bir lüks mü olup olmadığını irdeleyerek “Hayatımız ne olursa olsun, felsefeyi biz bir zihni faaliyet gibi ele almalı mıyız almamalı mıyız? Ya da ele alamayacak mıyız?” sorusuna da cevap arayarak verdi.
“Eğer insan düşünen canlı ise (hayvan-ı nâtık), şartlarımıza, zemin ve zamanımıza bakmadan, zihnimizi geliştirecek, zihnimizin evreni kavraması için mücadele edecek buna göre kavram oluşturacak, buna bir dil oluşturacak, buna göre paylaşımlar yapacak ve değerlerimizi dünyaya anlatacak bir zihinsel gelişmemizin olması lazım.” diyen Demirli şöyle devam, etti: “Ama sokaktaki insanın, Köln’deki insanın, üniversitede okuyan kişinin derdi başka. Dünyanın neresinde olursa olsun herkesin bir güncel meselesi var. O güncel mesele o kadar güçlü bir şekilde insanı sarıyor ki, başka herhangi bir konuya müsaade etmiyor. Hakikat bu. Bu durum insanı, biraz daha kadim olan, biraz daha uğraşı ve mücadele gerektiren konuya mesafe ile yaklaşmasına yol açıyor. Dolayısıyla burada dünyaya başka bir şekilde bakma açısı geliştirmemiz lazım.”

Her nerede yaşıyorsak, hangi sorunla boğuşuyorsak boğuşalım, bizim temel meselemizin nâtık bir canlı olduğumuza dikkat çeken Demirli felsefenin önemine şöyle dikkat çekti: “İşte burada felsefe, nâtık tarafımızı harekete geçirerek hikmet ve irfan ortaya çıkarmamız gerekir. Nâtık, düşünen demek. Herhangi bir düşünme değil bu. Bir ruhumuz var olduğunu, manamız olduğunu düşünmektir. O mana ve ruh üzerinden evreni temaşa etmek, varlığın maksadını sormak ve yeryüzüne niçin geldik sorusunu sormaktır. Niçin düşünmeliyiz, hayatın en zor anında dahi, zaman ve mekân bize neyi dayatırsa dayatsın, hayvan-ı nâtık olarak hayvan tarafımızı değil. Nâtık tarafımızı öne çıkararak, erdem üreteceğiz, ahlak üreteceğiz.”

Hayvani (canlı) tarafımızın en az nâtık tarafımız kadar hatta ondan daha fazla aktif dolduğuna da dikkat çeken Ekrem Demirli, hayvani tarafımızın evrenle ilişki kurması hâlinde bundan başka sonuçlar çıkacağına işaret etti: “Kırgınlıklar, saldırganlıklar, kıskançlıklar buradan oluşur. Ama nâtık tarafımız öne çıkarsa en zor şartlarda dahi ahlak üretir, değer üretir, erdem üretir, düşünce sanat üretir. Kısaca medeniyet üretir. Bugün yer yüzünde birtakım güçler bizi zorlayarak, icbar ederek hayvani tarafımızın zihnimizi yutmasına yol açmak istiyorlar. Bir insan sakin iken makul mantıklı konuşabilir, ama onun üzerine çok giderseniz, öfkelenir, aklı tutulur. Şimdi yeryüzünde aklımız tutulacak şekilde üzerimize geliniyor. Aklımız tutulacak ya da buna yol açacak şekilde davranıyorlar. Bizi tahrik ediyorlar. Bizim en kıymetli hazinemiz aklımız ve nâtık tarafımızdır. Bizim, her ne olursa olsun bu kışkırtmaya karşı aklımızı, nâtık tarafımızı kaybetmememiz lazım.

Kavramlarımızı, dilimizi düşüncemizi, bizi yeryüzünde halife kılan vasfımızı kaybetmememiz lazım. Felsefî konuşmak, hikmetli konuşmak, irfanî konuşmak bedenimizin zihnimizi yutmasına direnmektir.”

Ömür ile imar ve mamur kelimeleri arasında anlam bağı bulunduğuna da vurgu yapan Ekrem Demirli, herkesin yaşayıp sürdüğünü, ama asıl ömrün, zamanı, bilinçle yaşamak olduğuna dikkat çekti ve şöyle devam etti: “Bize düşen zamandan yaşadığımız bu bölümü imar etmektir. İmar ise ancak, ahlaki değerlerle ve erdem ile mümkündür. Bunun için, merhamet ertelenemez, tevil edilemez. Aynı şekilde, adalet ve dürüstlük de ertelenemez. Ertelenirse, ahlakın zaman ve mekânı da kaybolur.”