Cemiyet Haberleri

Gazze notları

16 Ocak 2009

Saldırıların başladığı günden beri Adem Bark ve Tayyip Sayan'dan oluşan IGMG ve IHH heyeti 71000 Euro değerinde sağlık yardımı ve 50000 Euro değerinde de gıda, battaniye türü yardımların tırlarla Gazze'ye girmesini sağladı. Tam teşekküllü bir ameliyat odası malzemeleri ve ilaç satın alınarak Gazze'ye ulaştırıldı. Ayrıca tam teşekküllü 2 Ambulans bu hafta Gazze'ye ulaştırılacak.

Adem Bark'ın verdiği bilgilere göre; bu ambulanslardan bir tane IHH adına bir tane de IGMG adına sipariş verildi. Ambulanslar tam teşekküllü içinde oksijen, solunum, kan verme cihazları gibi önemli cihazların yanında hastaya ilk müdahale esnasında gerekli olan tüm araç ve gereçlerle donatıldı. Bilgisayar destekli bu donanımlarla hastaya ilk müdahale yapılabiliyor ve hasta hangi halde olursa olsun bir yerden biryere nakledilebiliyor.

Adem Bark yardımlarla ilgili olarak ayrıca şunları dile getirdi: “Yardımlarınız yıkılan evlerin arasında sahiplerine zor şartlarda da olsa ulaştırılıyor. Evler yıkıldı insanlar evsiz barksız kaldı yatacakları yer yok, yatak yorgan yok. Gece  sıfırın altında soğukta  kalıyorlar bir taraftan yeni bir hava kara, deniz saldırısı bekliyor, bir taraftan da sığınacak sıcak bir yuva arıyorlar. IHH ve IGMG  yatak  battaniye, yiyecek, içecek dağıtmaya devam ediyor. Burada durum çok acil, yardımlar çoğalsın, dualar çoğalsın ,en azından bizde görevimizi böyle yapalım…”

Savaş sonrası ebeveynlerini savaşta kaybeden yetimlerden en az 2000 yetimin bakımını üstlenmeyi planlayan IGMG ve IHH Refah Kapısı'nın açılmasının ihtimalini de gözönünde bulundurarak ekseriyeti Filistinli ve Türk doktorlardan oluşan Doktorlar Birliği'nin de desteğiyle Mısır hastanelerinde yaralıların tedavisi için altyapı çalışmalarını da başlattı.

IGMG Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal Hizmetler Başkanı Ali Bozkurt ve Berlin Bölge Başkanı Siyami Öztürk'ten oluşan ikinci bir heyet de Refah Sınır Kapısın'da idi. Gazze sınırında incelemelerde bulunan ve ihtiyaçları yerinde tespit eden heyetten Ali Bozkurt ve Siyami Öztürk Almanya'ya geri döndü.

Gazze'den geri dönen Ali Bozkurt izlenimlerini ve yapılanları kaleme aldı:

“Yolculuğumuz, 7 Ocak 2008, Çarşamba günü THY uçağı ile Düsseldorf'tan başladı. Siyami beyde aynı saatlerde Berlin'den uçağa biniyordu. Ki, İstanbul'dan Kahire'ye gidecek olan 23.40 uçağında beraber olacaktık. Öyle de oldu Elhamdulilah.

Bizi Kahire Havaalanı'nda Milli Görüşcü talebeler ve onların abisi Mustafa kardeşimiz karşıladı. Bizi talebelerin kaldığı yurtta ağırladılar. Bütün talebe arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Allah çalışmalarında muvafakiyetler versin.

 
8 Ocak 2008, Perşembe günü Saat 11.00 'de Arab Tabibler Birliği'ni (Arab Medical Union) ziyaret ettik. Birliğin Genel Sekreteri İbrahim Zağferani ile görüştük. İbrahim beye şimdiye kadar yaptıkları gayretlerden dolayı teşekkür ettik. Ve kendilerinden çalışmalar hakkında bilgi aldık. Arap Tabibler Birliği bilhassa Filistin konusunda önemli faaliyetlere imza atan bir kuruluş. Kuruluşun Başkanı Dr. Cemal Abdusselam iki aydan beri maalesef hapiste. Kuruma giriş kapısında asılı olan büyük bir dövizde 'Esirul Itae – Dr. Cemal Abdusselam' yani 'Veren esir – Cemal Abdusselam' yazısını okumuştuk. Müslümanlar zalimlerle beraber olmayınca ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar iyilik yaparsa yapsın, zalimler peşini bırakmıyor.

Şimdiye kadar yaptığımız yardımlarımızı bu kuruluş aracılığıyla Gazze'ye ulaştırdık. Bundan böyle de yardımlar devam edecek. İki ambulans alındı ve bu kurum tarafından techizat ve resmi işlemleri takip ediliyor. Yine bu kurum vasıtasıyla ve bizim nezaretimizde ambulansların ulaştırılması sağlanacak.

Kendileri ile görüşmemizde yaralılar Mısır'a geldiklerinde bunların tedavilerinin tarafımızdan üstlenilmesi konusunda  kendilerine bir bütçe ayırdığımızı belirttik. Buna da ayrıca sevindiler. Ve Genel Sekreter İbrahim bey 'Çok az sayıda yaralının şimdiye kadar Mısır'a girdiğini Sağlık Bakanlığı ve devlet hastanelerinin de yetersiz ve kısıtlı olduğunu' söyledi.

 
İbrahim bey 'Sağlık Bakanlığı İsrail'in doktorlara müsade etmediğini söylerken,  Filistin Sağlık Bakanlığı ise acil doktor talep ediyorlar' dedi. Onun için yaralılarla ilgili çalışmanın önemine vurgu yaptı.

Bunun üzerine biz Arap Tabibler Birliği'ne ilk etapta 100 bin dolar bunun için bütçe ayırdığımızı kendilerine bildirdik. Bunun üzerine yaralıların takibinden sorumlu Dr. Seyyid Zinnuri'yi çağırdı ve detaylarını kendileri ile görüştük. Ertesi günü de heyetimizde bulunan Tayyip Sayan hocamızı Kahire'de yaralıları ziyaret etmek üzere bıraktık. Kendisi yaralıları ve refaketçilerini ziyaret etti. Onlardan Gazze'de yaşananları gözyaşı içerisinde dinledi. Refaketçilerine bir miktar nakdi yardımda bulundu.

Arap Tabipler Birliği'nden ayrılmadan önce ilaç ve sağlık malzemesi almalarını için beraberimizde götürdüğümüz 10.000 €'yu bağışladık.

Arap Tabibler Birliğinde iken Türkiye'den gelen Filistinliler Dernek yetkilileri ile de görüşme fırsatımız oldu. Bu dernek TC Hükümeti ile de görüşerek yaralıların Türkiye'ye transferini ve orada tedavilerini yapacaklarını belirtti. Bakanlar Kurulu da zaten bir hastane uçağını gönderme kararı almıştı. Biz de Türkiye'ye gelen yaralılardan bazılarının tedavi edilmesi konusunda yardımcı olacağımızı kendilerine ilettik. Takiplerimizi bu minval üzere yapacağız. İnşaallah.

Daha sonra Akşam ve Yatsı namazını eda etmek üzere El Ezher Camii'ne geçtik. Ardından Hüseyin Camii'ne geçerek Hz. Hüseyin'in başının bulunduğu makamı ziyaret ettik. Ve bütün geçmişlerimize fatihalar gönderdik.

Ezher civarında dolaşırken 'Gazze' de savaş olması pek kimsenin gündemin de yok' gibi duygulara kapıldık. Saldırılar başladıktan sonraki hafta cuma günü Kahire'nin camilerinde devlet ve asker yanlısı yapılan dualara cemaatin tepki vererek camileri terk ettiği anlatılıyor. Bir döviz bürosuna girdiğimizde Türkiye'den geldiğimizi duyan büro sahibi gazetede okuduğu 'İsrail ve Türk takımlarının yaptığı basketbol müsabakasının tepkiler sonucu iptal edildiği' haberini göstererek Türkiye'nin ve Türkler'in ne kadar güzel şeyler yaptığını söylüyordu.

9 Ocak 2008 Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece saat 02.30 da Mısır-Gazze Sınır kapısı olan Refah Kapısı'na gitmek üzere yola çıktık.

450 km uzaklıkta bulunan sınıra varmak için öncelikle Suveyş Kanalı'nı geçmeniz ve daha sonra da her 50 km'de bir polis veya asker kontrolünden geçmeniz gerekiyor. Ekipte biz yeniydik, ama Adem Bark ve diğer arkadaşlar ilk defa gitmiyorlardı. Onun için sordukları ilk soruya 'biz Türküz' diye cevap vermek işin yarısı idi. Daha sonra yardım için geldiğimizi, Refah Kapısı'na gideceğimizi söylüyorduk. Bu arada isimlerimiz alınıyor, telefonlarla isimlerimiz bildiriliyordu. Ve böylece bu kontrollerden geçiyorduk. Gördük ki, çok sıkı tedbir ve önlemler alınmış. İki şeye özellikle dikkat ediyorlar ve özel izne tabi olduğunu belirtiyorlardı. Birincisi gazeteciler, ikincisi diplomatlar”¦ Biz ise Arapça tabiri ile 'adi' yani 'normal' insanlar olarak gidiyorduk.

Gece uzun bir yolculuktan sonra Refah sınırına 40 km olan Ariş Kasabası'na vardık. Orada bir otelin restoranında kahvaltımızı yaptık ve Refah yolunun açılacağı saati beklemeye başladık. Ariş kentinin özelliği turistik bir şehir olmasıydı. Ama savaş başladıktan sonra da yardım için gelenlerin uğrak noktası olmuş bir şehir. Gelen yardım konvoyları yardımların Mısır'dan çıkış işlemlerini Ariş'te yaptırıyorlardı. Adem Bark 'Haydi arkadaşlar, yola düşelim, vakit geldi' dedikten sonra arabamıza bindik. Tam Ariş'in çıkışında yardım konvoyu ile buluştuk. En önde bir polis arabası ve yardım konvoyu onun peşinde. Bu konvoya bizde dahil olduk. En azından bundan sonraki kontrollerden kurtulmuş olduk. 40 km böyle yol alırken dikkatimizi çeken Mısır'ın sınıra yakın köylerinde hayatın normal bir şekilde devam ediyor olmasıydı. Sanki bu insanların savaştan haberi yokmuş gibiydi. Ana yoldan ayrılan yolların üzerinde tam techizatlı polislerin bulunuşu dikkat çekiyordu. Yani yabancılardan kimse ara yollardan giderek başka başka sıkıntılara yol açmasın. Sınır kapısına varana kadar bu böyle devam etti.

Sınır kapısının Filistin tarafından bombalanan yerlerden dumanların nasıl göğe yükseldiğini görmemek için ancak kör olmak gerekiyordu.


Büyük bir konvoyla sınır kapısına vardığımızda sınır bomboştu. Konvoyun varması ile büyük bir hareketlilik başladı. Herkes bir an önce yardımlarla beraber oluşturulan tampon bölgeye  girmenin telaşı içindeydiler. Ayrıca yoğun bir basın kitlesi mevcuttu. Yardım gönderen ülkeler, onların heyetleri ve o ülkeye ait basın mesubları yoğunluğu artırıyordu. Yunanistan'dan gelen Demokrasi Selam Partisi (Hizbusselami Demokrasi) yetkilileri de sınırda idi. Sonrası malum görüntüler. Resimler, röportajlar”¦ Ama asıl mesele bu arada zihinlerden kayboluyordu. Katar ülkesinin yardım konvoyu da oradaydı. Konvoya Katar askeriyesinin de eşlik etmesi dikkatimizden kaçmadı.

Biz de bu arada arkadaşlarımızla tampon bölgeye girmeye çalışıyor, ama muvaffak olamıyorduk. Diğer zamanlarda girmek mümkün olduğu halde bu sefer niçin giremiyoruz? sorusuna aldığımız cevap, bizi tatmin etmese de anlayışla karşıladık. Tahminimiz, BM gıda yardım konvoyunun ve yetkililerinin de sınır kapısında olması Mısırlı görevlileri daha da bir dikkatli olmaya zorluyordu.

Sınır kapısında dikkatimizi çeken Türklerin ve Türkiye'nin ta başından beri Refah Kapısı'nda yardımların gönderilmesi için gayretlerinden herkes tarafından stayışla bahsediliyor olmasıydı. Sınır kapısında TC Başbakanlığı'na bağlı TIKA yetkilileri ile de görüşme fırsatımız oldu. Onlar da yoğun taleplerden olan battaniye yardımlarının organizesi ile uğraşıyorlardı.

Günlerden  cuma idi. Sınırda mescid yok. Ama bir harabe binanın içinde namazlarımızı kıldık. Anlaşılan savaş başladıktan sonra sınırdaki yoğunluk o harabenin mescid olarak dönüştürülmesine vesile olmuş.

Biz bir gün önce IGMG Genel Merkezi'mizden Süleyman Yılmaz kardeşimizle görüşerek Cuma Namazı'nda camilerimizle telefonla bağlanalım demiştik. Elhamdulillah Cuma Namazı'nda heyetimizde bulunan arkadaşlarımız telefonlarla cemiyetlerimize bağlandık. Yoğun bir telefon trafiği yaşadık. Bize ulaşamayan bir çok cemiyetimizin olduğuna da inanıyorum. Allah razı olsun faydalı bir çalışma oldu. Bir hafta önce yardım talep ettiğimiz kardeşlerimize bir hafta sonra sınır kapısından bilgi sunmamız bizim için bir vecibe idi.

Namazdan sonra biz telefonlarla görüşürken sınırın öbür tarafında uçak sesleri artarak gelmeye başladı. Her uçak sesinin ardından bir patlama sesi geliyordu. Bir kaç dakika sonra da dumanların göğe doğru yükseldiğini görüyorduk. Bir defasında tam bir cemiyetimizle telefon bağlantısı esnasında İsrail'in F16 uçağından bir tanesi çok alçak bir şekilde üzerimizden uçtu ve bir bombayı bıraktı. Bomba büyük bir ateş yayarak yere düştü. Benim de bu arada nasıl çığlık attığımı telefonla konuştuğumuz cemiyetimizdeki kardeşler birebir duymuş oldular. Öyle bir acı ki, sadece seyrediyorsunuz bir şey yapamıyorsunuz. Halbuki her düşen bomba onlarca can alıyor ve yüzlerce yaralı geride bırakıyor. Bu durum iki saat boyunca devam etti.

İkindi vaktine kadar gelen yardımların Gazze'ye girişi sağlanmış oldu. Yardımlar yukarda da bahsettiğim gibi tampon bölgede Gazzelilere teslim ediliyor. Aynı şekilde yaralılar da Gazze'den ambulanslarla geliyor ve Mısır ambulansları yaralıları teslim alarak Mısır'a getiriyorlar. Bu konuda Mısır'daki sivil toplum kuruluşlarını tebrik etmek gerekiyor. Onlar öncülük yapmasalar durumlar çok daha vahim olurdu.

Refah sınırında bulunduğumuz sürece iki konsolosluk arabası dikkatimizi çekti. Bunun üzerine kısa bir araştırma yaptık. Öğrendik ki, bu iki araba Alman Konsolosluğu'na ait. Sınır kapısında beklemelerinin sebebi Gazze'den gelmesini bekledikleri Alman vatandaşlarını almakmış. Bu haberi tabi doğrulatamadık. Ama bizden birgün sonra Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier'in Refah Sınır Kapısı'na gitmesi kafamızda oluşan soru işaretlerini izale etti. Resmi açıklama ise şöyle oldu: Refah Sınır Kapısı'ndan Gazze'ye gönderilen yardımları ve geçişlerdeki problemleri yerinde incelemek için”¦

 
O arada bizim de yaşadığımız gibi Almanya Dışişleri Bakanı'nın 500 metre yakınına bomba düşmüş. Mısır'ın Gazze sınırındaki Refah kentine giden Steinmeier'in, Refah sınırında askeri yetkililerden bilgi aldığı sırada İsrail uçağından atılan bir bombanın yakınına düşmesini soğukkanlılıkla karşıladığı ve paniklemediği görülmüş. Steinmeier olaydan sonra yaptığı açıklamada, insanların çektiği acıyı bizzat gördüklerini, duyduklarını ve hissettiklerini söylemiş.

Diğer gözlemlediğimiz ikinci önemli bir husus ise BM'lerin gönderdiği 6-7 tır gıda yardımının ikindi vaktine kadar sınırda bekledikten sonra sınırdan geri dönmesi oldu. Yani Gazze'ye sokulmadı. Maalesef gıda yardımlarının böylelikle Gazze'ye alınmadığını gözümüzle görmüş olduk. Halbuki Refah Sınır Kapısı'nın ilk açıldığı günlerde gıda yardımlarının gönderildiğini biliyoruz. Tabii BM Refah Sınır Kapısı'na gönderdiği tırlarla dünya kamuoyuna yardım gönderdiğinin mesajını verirken diğer taraftan da Mısır'ın ambargo uygulayıp uygulamadığını test etmiş oluyordu.

Sevindirici bir olay ise o gün 30 kadar doktorun Gazze'ye geçmesine müsade edilmesi idi. Bunu da orada gözlemlemiş olduk. Bundan sonra da peyderpey doktorların Gazze'ye gönderildiği haberlerini aldık.

İkindi vaktine doğru Refah Sınır Kapısı'ndan ayrılmadan önce Gazze'deki partner kuruluş yetkilileri ile bir telefon görüşmesi yaparak, bir gün önce gönderdiğimiz yardımların kendilerine ulaştığı haberini almamız bizi ziyadesiyle memnun etti. Ama kardeşimizin yaşadıklarını telefonda anlatırken gözyaşlarımıza hakim olamadık. Kardeşimizin, sadece o gün 300'e yakın yaralıyı hastaneye sevkettiklerini ve en az beş ailenin şehid olduğunu söyledi. Bizim üzüldüğümüzü anlayınca onun yine bizi teselli etmeye çalışması manidardı. Çünkü, bu durumda olan insanların motivasyonunun bozulmaması önemli.

Allah kardeşlerimizin yardımcısı olsun. Biz ateşler içinde yanan kardeşlerimize Nemrud'un ateşini söndürmek için karıncanın taşıdığı bir damla su misali yaptığımız yardımlarla yetinmek ve kendimizi teselli etmek durumunda kaldık. 'Allah kimseye gücünün yetmediğini yüklemez' ayetiyle teselli bulmaya çalışıyoruz. Vesselam”¦”(ik)

[supsystic-social-sharing id="1"]