CUMA HUTBESİ

Hutbe – İbadet ve hayırlı işleri sürekli yapmak

07 Ocak 2011

Muhterem müminler!

Bir insan, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemleri yaşar. Bu dönemlerin her birinin hissiyat ve neşesi, düşünce ve davranışı aynı değildir. Dönemler arasına giren uzun zaman, hisleri ve düşünceleri, tavır ve davranışları etkiler. Toplumlar da insanlar gibidir. Onların da çeşitli dönemleri vardır. Kocamış ve hayatiyetinin farkında olmayan toplumları canlandırmanın ve yeniden ayağa kaldırmanın yolu, onların hissiyatını diriltmek, varlıklarını ve sorumluluklarını kendilerine hatırlatmaktır. Bu canlılığı getirecek ruh ve sorumluluğu hatırlatacak mesaj, ilâhî kelâmdan başkası olamaz. İşte İslam dini, onun kitabı, getirdiği tevhid inancı, cihad aşkı, hem ferdi hem toplumu sürekli canlı ve uyanık tutar. Ancak, fertler ve toplumlar, İslam ve Kur’an’la alâkalarını keserlerse, kalbleri katılaşır; Kur’an onlardan uzaklaşır. Çünkü Kur’an canlıdır, sıcak davranmayana yaklaşmaz. Bundan dolayı da Cenab-ı Hak, bizi şöyle buyurarak uyanık olmaya davet ediyor: “İnananların gönüllerinin Allah’ı anması ve O’ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Mü’minler, daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerlerinden uzun zaman geçmesi yüzünden kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar.”  (Hadîd Suresi, [57:16])

Muhterem Müslümanlar!

İnsan, aklı ve idraki yerinde olduğu sürece, yani mükellef/mes’ul olduğu sürece, namaz,oruç, zekat ve hac gibi ibadetleri, ömür boyu yerine getirecektir. Çünkü bu farzdır. Peygamber Efendimiz (sav), sahâbîlerinden İmrân İbni Husayn (ra)’a “Ayakta namaz kıl, güç yetiremezsen oturarak kıl, ona da gücün yetmezse yattığın yerde kıl” (Buhârî, Taksîrü’s-salât 17) buyurarak, ibadete her halde devam etmesini emretmiştir. Bunun aksi ile amel etmek, sapıklık ve cehâlettir. Peygamberler, insanlar arasından Allah’ın seçtiği, kendisine en yakın kullarıdır. Allah’ı en iyi bilip tanıyanlar da onlardır. Bununla beraber, bütün peygamberler, son nefeslerine kadar, Allah’a ibadetten geri kalmamışlar, ümmetlerine de bunu öğretmişlerdir. Nitekim “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr Suresi, [15:99]) ayeti evvel emirde Peygamber Efendimize, sonra da bütün biz Müslümanlara hitap etmekte ve ibadeti devamlı yapmamızı emretmektedir. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekat vermeyi emretti” (Meryem Suresi, [19:31]) ayetinde de anlatılmak istenen şey budur.

Değerli kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz (sav), ibadetlerin sürekli eda edilmesine dikkat edilmesi gerektiğini şu mübarek sözleri ile de teyid buyurmuşlardır: Abdullah İbni Amr İbni Âs  (ra) anlatıyor: Allah’ın Rasulü (sav) bana şöyle dedi: “Ey Abdullah! Filan kimse gibi olma, çünkü o gece ibadetine devam ederken, sonra geceleri ibadet etmeyi terketti.”  (Buhârî, Teheccüd 19; Müslim, Sıyâm 185) Hadis-i şeriften anlıyoruz ki başlanılan bir ibadet veya hayırlı bir iş, devamlı yapılmalıdır. Çünkü az da olsa, sürekli yapılan ibadet ve taat, Allah katında daha sevimli ve daha makbuldür. Böyle yapılması, insanın yaşayışını prensiplere bağlaması, kendi kendini kontrol etmesi, hesaba çekmesi ve hayatını düzene sokması anlamına gelir.

Kararsız ve istikrarsız olmak zararlı bir davranıştır. Çünkü böyle olan insanlar, ya hiçbir şey yapamazlar veya başladıkları bir şeyi neticeye ulaştıramazlar. Her iki halde de zarar içerisindedirler. Güzel bir sünneti ihya ettikten sonra onu terketmek dinimizde hoş değildir. Çünkü bu durum ibadet ve iyi işler yapmakta kemâle yönelmişken, tekrar mânevî yönden mertebe kaybetmektir. Mü’minin görevi ise, geri gitmek ve kaybetmek değil, her geçen gün daha ileri, daha mükemmeli yakalamaktır. Öyle ise, adet edindiğimiz, hayırlı işleri, sünnetleri, ibadet ve tâatleri sürekli yapmalı; uygun olmayan şeylerden de uzak durmalıyız.

IGMG İrşad Başkanlığı

[supsystic-social-sharing id="1"]