CUMA HUTBESİ

Hutbe – İbadet ve Kulluk

22 Mayıs 2009

Muhterem Müslümanlar,

İbadet, sözlükte boyun eğerek yapılan taat, kulluk, tapma ve tapınma gibi manalara gelir. Dini terim olarak ise, niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve yüce Allah’a (manen) yaklaşmayı ifade eden özel itaattir. Bir de genel itaat vardır ki, bunun da anlamı, niyete bağlı olsun olmasın ve kimin için yapıldığı bilinsin bilinmesin, yapılması hayırlı olan ameli yine Allah rızası için yapmaktır. Bu anlamdaki itaat, niyete tabi olmadığı için ibadet sayılmasa da neticesi sevap kazanmaktır ve her ibadet aynı zamanda taattır. İbadeti hakîkî ve hükmî ibadet diye ikiye ayırmak mümkündür. Hakîkî ibadet, namaz, oruç, zekât veya hac gibi ibadetlerdir. Hükmî ibadet ise, Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na yaklaşmak niyetiyle yapılan taatlardır ki, bunlar da hükmen ibadet olur.

 

Aziz kardeşlerim,

Allah’a karşı kulluk görevi olarak anlayacağımız ibadetin zamanı, bir mevsimle sınırlı değildir. İnsan ömrünün bütünüdür. Çünkü Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurmuştur: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet/kulluk et.“ [15:99] Allah rızası için yapılacak ibadetin mekanı ise, Hac ve Umre hariç, bütün bir evrendir. (Çünkü Hac ve Umre özel mekanda ve hac ise hem özel mekanda hem de özel zamanda yapılır). Yani Müslüman, “Nerede olursan Allah’tan kork!…” (Tirmizi, Birr, 55, Ahmet, 5, 258) hadis-i şerifinde de bildirildiği gibi, hangi zaman, hangi mekan, hangi çağ ve yaşta olursa olsun, mutlaka Allah’a karşı kulluğunu yerine getirecektir ve getirmek zorundadır.   

 

Değerli Müminler,

Bir ömür boyu sürecek ibadetlerimizin, Allah katında kabule şayan olması da önemlidir. Bir ibadetin Allah’ın rızasına bizi kavuşturması için özellikle şu iki şartı da taşıması gerekir:

 

Önce, yapılan amellerin bilinen zahiri şartları taşımasının yanında, bir de içinde "İhlâsı" barındırması gerekir. İhlas, yaptığını sadece Allah emrettiği için yapmak, terk ettiğini de sırf Allah yasakladığı için terk etmektir. Diğer bir tarifle, kalbi Allah’ın rızası ve Allah’a yaklaşma niyetinden başka düşüncelerden kurtarmak, korumak ve temizlemektir. Şu âyet-i kerîme bize bunu izah etmektedir: “Onlar ancak şununla emrolundular: Dinde ihlaslılar ve hanifler olarak Allah’a kulluk etsinler, doğru dürüst namaz kılsınlar ve zekâtı versinler. İşte sağlam din budur.” [98:5]

 

Aziz Kardeşlerim,

İbadetin kabul olması için lazım olan ikinci şart ise, yapılacak amelin Sünnet’e uygun; yani Hz. Peygamber (sav)’in yapmış olduğu ibadete benzemesidir. Nitekim Rabbimiz Teala Hz.leri, “De ki, eğer siz Allah’ı seviyorsanız, bana tâbi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafûr ve Rahîmdir.” [3:31] buyurarak, yapılacak amellerin makbul olmasının ve Allah rızasına ulaşmanın yolunun Peygambere tabi olmaktan geçtiğini haber vermektedir. Bizzat Peygamber Efendimiz (sav) de şöyle buyurarak buna vurgu yapmaktadır: “Allah Teâlâ bir sözü amelsiz (tam) kabul etmez, sözü ve ameli niyetsiz kabul etmez, sözü, ameli ve niyeti de ancak sünnete uygun olmakla kabul buyurur.” (Hakim, El-Müstedrek, II, 425)

 

Öyleyse değerli kardeşlerim,

Allah rızasına ulaşmak ve ebedi saadeti kazanmak için, bize bahşedilmiş olan en büyük servet, ömrümüzü, son nefesimize kadar, gücümüzün yettiği kulluk çeşitleri ile değerlendirmeye gayret edelim ve gafletten, nefis ve şeytanın oyunlarından uzak olalım.

 

IGMG İrşad Başkanlığı

[supsystic-social-sharing id="1"]