CUMA HUTBESİ

Hutbe: Sahip Olunandan Hakkıyla Vermek

24 Mayıs 2018 Koran Seite Tasbih Holz
Koran Seite Tasbih Holz

Muhterem Müslümanlar!

İslam binasının temellerini oluşturan ibadetlerden birisi de Kur’ân-ı Kerîm’de namaz ibadetiyle birlikte ikiz gibi zikredilen zekât ibadetidir. Yılın her mevsiminde zekâtın eda edilmesi mümkün olduğu hâlde ramazan ayı içinde yerine getirilmesi daha efdal olduğu için bu ibadet oruç ibadetiyle de sanki kardeş hâline gelmiştir. Dolayısıyla ramazan ayı namaz, oruç ve zekât ibadetlerini bağrında toplayarak fazilet üstüne fazilet dolu bir mübarek ay hâline gelmiştir. İşte bu bereket ve fazilet dolu ayın manevi sofralarından daha fazla nasip almak isteyen Müslümanlar, zekâtlarını da ramazan ayında eda ederler.

Aziz Kardeşlerim!

Zekât, Allah’ın Müslümanlara farz kıldığı, yani mutlaka yerine getirilmesi lazım gelen ibadetlerden birisidir. Ancak bir Müslüman’ın üzerine farz olması için lazım gelen şartlar vardır. Bunlar da özetle, Müslüman’ın evinde baktığı ailesinin temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra nisap miktarına ulaşmış mala sahip olmaktır. Bu nisap miktarına ulaşmış olan malın kırkta birlik kısmının Kur’an’da belirlenen yerlere dağıtılması zekât ibadetini oluşturur. Nisap miktarı mala sahip olan bir Müslüman’ın zekâtı vermemesi ya da zekâtı ertelemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Çünkü zekât isteğe bağlı bir ibadet değil; Allah’ın emri gereği yerine getirilmesi gerekli olan bir ibadettir. Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı hakkıyla verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.”[1]

Değerli Kardeşlerim!

Elimizdeki varlıklar Allah’ın bize bahşettiği nimetlerdir. Bizler bu nimetlerin emanetçileri ve bekçileriyiz. Emanet sahibi olan Yüce Allah bu nimetlerden yararlanmamıza müsaade ederken, içinden cüzi bir miktarını da,  ki o da kırkta birdir; ihtiyaç sahibi ve ihtiyaç alanlarına sarf etmemizi istemektedir. Madem ki bizler nimetlerin bekçileriyiz; öyle ise, varlık sahibinin istediği gibi, “zekatı hakkıyla yerine getirmemiz” gerekir. 

Bunun anlamı şudur: Bir defa elimizdeki malın sanki hakiki sahibi bizlermişiz gibi, onlara sıkı sıkıya bağlanmamamız gerekir. Kullarının bu zaafından hakkıyla haberdar olan Rabbimiz, “…altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!”[2] buyurmuş ve nefislerine uyabilecek kimseleri uyarmıştır. Bundan dolayıdır ki, nefsimize pay çıkarmadan mali varlıklarımızı inceden inceye hesaplayacağız, elimizde avucumuzda neler varsa ortaya çıkan rakamın kırkta birini en ufak bir ihmale meydan vermeden zekât kurumumuza teslim edeceğiz. Bunu da ramazan ayı çıkmadan yapacağız. Böylece Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu gibi hem malımızı hem de kendimizi korumaya almış olacağız inşallah. Bakın Hz. Peygamber ne diyor: “Mallarınızı zekât vermek suretiyle koruma altına alın, hastalarınızı ve hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi edin, gelecek olan belalara dualarla karşı koyun.”[3]

Rabbim zekât ibadetimizi kabul buyursun, bizleri rahmetinden ayırmasın.

[1] Bakara suresi, 2:110
[2] Tevbe suresi, 9:34
[3] Ebû Dâvûd, Ebû Nuaym ve Taberânî değişik yollardan rivayet etmişlerdir.

Hutbe-Sahip Olunandan Hakkıyla Vermek

Hutbe-Arapça