CUMA HUTBESİ

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in mesajı tüm insanlık içindir.

16 Ocak 2015

Muhterem Müminler!
Allah (c.c.) insanlar arasından, ne kadar olduğunu ancak kendisinin bildiği sayıda, yine insanlara ilahî mesajı sunacak olan peygamberler göndermiştir. Gönderilen bu peygamberler kendi ümmetlerini uyarmış ve onları ıslah için çalışmışlardır. “Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.” ayeti de bunu izah buyurmaktadır. Bu durum son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gönderilmesine kadar böylece devam etmiştir.

Muhterem Müminler!
Allah (c.c.) insanlar arasından, ne kadar olduğunu ancak kendisinin bildiği sayıda, yine insanlara ilahî mesajı sunacak olan peygamberler göndermiştir. Gönderilen bu peygamberler kendi ümmetlerini uyarmış ve onları ıslah için çalışmışlardır. “Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.”[1] ayeti de bunu izah buyurmaktadır. Bu durum son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gönderilmesine kadar böylece devam etmiştir.

Cenâb-ı Hak son peygamber olarak Efendimiz (s.a.v.)’i seçmiş ve onu bütün insanlığa göndermiştir. Onun peygamberliği hakkında ayet-i kerîmelerde şöyle buyurulur: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”[2] “Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak Allah yeter.”[3] Ayetlerde bildirilen bu görevi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise, “Ben bütün insanlığa gönderildim.”[4] buyurarak haber vermiştir.

Aziz Kardeşlerim!
Bütün peygamberlerin risalet görevi gereği ifa ettikleri gibi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de insanları iyi, güzel ve sâlih amel yapmaları hâlinde cennet ve cennet nimetleri ile müjdeleme, aksi davranışta bulunanları da cehennem azabıyla korkutma vazifesini yerine getirmiştir. Bunu yaparken metot olarak şu ayete tabi olmuştur: “(Resûlüm!) Sen Rabbin’in yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.”[5] “O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.”[6]

Muhterem Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tüm insanlığı kucaklayıcı bir şekilde davranırken, yaşadığı çağda birçok saldırı ve hakarete maruz kalmıştır. Bu hakaretler ne yazık ki günümüzde de sürmektedir. Bu minvalde, geçen yıllarda olduğu gibi, geçtiğimiz günlerde de medyada ona hakaretler içeren karikatürler yayınlanmıştır.

Bu tavırlar karşısında biz Müslümanların tutumu fevri değil, hikmetli olmalıdır. Herkes şunu iyi bilmelidir ki, Müslüman olarak bizler, Peygamberimizi kendi nefsimiz de dâhil olmak üzere her şeyden çok seviyoruz. Ona karşı hiçbir hakareti kabul etmiyoruz. Ve bu hakareti yapanları da kınıyoruz. Bizler fikir özgürlüğü, düşünceleri ifade özgürlüğü gibi hakları asla reddetmiyoruz! Ancak hiç kimsenin, 2 milyara yakın İslam ümmetinin canından dahi aziz bildiği peygamberine hakaret etmeyi bu özgürlük kapsamına dâhil etmeye hakkı yoktur Zira, kanunlarda sıradan insanların bile şeref ve haysiyeti korunma altına alınmışken, bizim peygamberimize bu hakaretler neden reva görülsün?!

Aziz Müminler!
Bizler o rahmet peygamberinin ümmetiyiz. Dolayısıyla hareketlerimiz, davranışımız ve tepkimiz ona yaraşır şekilde olmalıdır. Sabırlı olacağız, sakin olacağız, bu hakareti yapanlara sadece acıyacağız. Lakin bu sakinliğimiz ve sabrımız tamamen tepkisiz kalacağımız anlamına gelmeyecektir. Gösteri yaparız, topluma, medyaya, siyasetçilere bu hakaretleri kabul etmediğimizi gösterir ve duyururuz. Ama tepkilerimizin hepsi de vakar ve haysiyetimize yaraşır tepkiler olacaktır.

Öte yandan, bu hakaret dolu karikatürlere verecek en iyi cevabımız, Efendimiz (s.a.v.)’i tanıyıp onun getirdiği dine, onun bize gösterdiği sünnete uymak; kısacası, onun ve her şeyin Rabbi olan Allah’ın razı olacağı erdemli bir hayat sürmektir. Nitekim o resûl bu dünyada nice hakaretlere maruz kalmıştır da, o hakaretlerin sahiplerinin hepsi unutulup gitmiştir. Fakat, o resûlün şeref ve haysiyeti her gün yeniden yücelmektedir.

[1] Yûnus suresi, 10:47
[2] Sebe’ suresi, 34:28
[3] Nisâ suresi, 4:79
[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, H. No: 21120
[5] Nahl suresi, 16:125
[6] Âl-i İmrân, 3:159