BASIN AÇIKLAMASI

Koalisyon sözleşmesi: Göçmen ve Müslümanlar için hayal kırıklığı

28 Kasım 2013

“SPD, çifte vatandaşlığın genel olarak yürürlüğe gireceği, aile birleşimlerinde dil şartının kaldırılacağı ve AB üyesi bir ülkenin vatandaşı olmayan yabancılara yerel seçim hakkı verileceği gibi hususların genel seçimler öncesinde ve seçimler esnasında, entegrasyon politikasının ana esasları olacağına dair defaatle söz vermişti.

Şimdi sunulan koalisyon sözleşmesine bakıldığında ise anlaşılıyor ki, bu sözlerin hiçbirisi tutulmamıştır. SPD, böylece göçmen kökenli seçmenlerini -bir kez daha- hayal kırıklığına uğratmıştır. Hâlbuki SPD, koalisyon sözleşmesinin gerçekleşebilmesini son ana kadar çifte vatandaşlığın kabulüne bağlamıştı. Sonuç itibariyle gerçekleşen tek husus, opsiyon modeline tabi 1990 sonrası Almanya’da doğanlar için iki vatandaşlıktan birini seçme zorunluluğunun kaldırılması oldu. En azından bu kadarının gerçekleşmesi dahi memnuniyet verici olsa da, konuya biraz daha yakından bakıldığında, bunun baştan beri hatalı olan bir uzlaşmayı onarma girişiminden başka bir şey olmadığı görünüyor.

Ayrıca ortaya konulan koalisyon sözleşmesi, Almanya'da yaşayan 4 milyondan fazla Müslüman için de büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. Rahatsız edici bir diğer husus ise, Müslümanların kendilerini tanımladıkları ve artık bazı eyaletlerde de kabul edilen Ê»İslami cemaatler' yerine ‘Müslüman dernek ve kuruluşlar’ ifadesinin kullanılmış olmasıdır. Bu noktada Federal İçişleri Bakanı'nın olumsuz tutumunun başarılı olduğu açıktır. Maksat, Almanya mevzuatına göre ‘dinî cemaatler’e tanınan kurumsal haklardan Müslümanların faydalanmasını engellemek veya geciktirmektir.

Büyük Koalisyon'un, Ê»Musevi yaşamının ülkemizde güç kazanmasından' memnuniyet duyması ve Musevi cemaatlerine ve Musevi sosyal yardım çalışmalarına, örneğin eğitim ve kültürel derneklerin kurulması ve genişletilmesine destek vermek istemesi sevindiricidir.

Ancak burada da dikkat çekici husus, Müslümanlarla ilgili herhangi bir desteğin mevzu bahis olmamasıdır. Müslümanlar söz konusu olduğunda, entegrasyon gibi sorunlu ya da kültürler ve dinler arası diyalog gibi soyut ibareler ilk sırada yer almaktadır. Aynı anlayış içinde, Alman İslam Konferansı'nın devam ettirilmek istendiğinin bildirilmesi Müslümanlar için bir teselli değildir. Tam aksine: Bu hususta, her şeyden önce konferansın yöneleceği içerik ve yönelimi belirleyen kişiler önem arzedecektir. Durumun son yıllardaki seyrine bakıldığında, anayasa hukukunda belirtilen dinî cemaatlerle işbirliği konusu, teşvik edilmekten ziyade, tamamıyla gözardı edilip bastırılmıştır.

Koalisyon sözleşmesinde yer alan Ê»açık bir toplum, anayasal düzenin çerçevesi içerisinde tüm dinlere, kendi inançlarını yaşatıp geliştirmek için ihtiyaç duydukları özgürlüğü tanır' ifadesi, kulağa hoş gelmektedir, fakat bu, daha ziyade boş bir ifade niteliğindedir. Sonuç olarak, koalisyon sözleşmesinde, Müslümanlar açısından iyimser olmak için herhangi bir sebep bulunmamaktadır.

Yine de herşeye rağmen ümidi yitirmemek gerek.®