İRŞAD

“Mezhepler entellektüel mirasımızdır.”

30 Mayıs 2018

İrşad Başkanlığının düzenlediği bu seneki panelin konusu “İmam Mâlik ve Mâlikî Mezhebi” oldu.

İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) İrşad Başkanlığının geleneksel olarak düzenlediği panellerinin 7.’si Bergheim şehrinde yapıldı. Bölge İrşad Başkanları, imam hatip, eğitimci, ilahiyatçı ve üniversite öğrencilerine yönelik düzenlenen panelde Ehl-i sünnet mezheplerinden Mâlikîlik mezhebinin imamı İmam Mâlik ve kurduğu Mâlikîlik mezhebi konuşuldu.

Mainz İlahiyat Meslek Okulu öğrencilerinden Emrullah Çuluk’un Kur’ân-ı Kerîm tilaveti ile başlayan paneli camia editörlerinden İlhan Bilgü yönetti. Panelin açılış konuşmasını yapan IGMG Genel Başkan Yardımcısı ve İrşad Başkanı Celil Yalınkılıç, mezheplerin konuşulduğu bu panelleri, bu mezheplerin Müslümanların ortak mirası olduğu bilinci ile yaptıklarını söyledi. Yalınkılıç şöyle dedi: “Mezheplerin hepsi de bizim ortak müktesabatımızdır. Ebu Hanife, İmam Şâfi, İmam Ahmed, İmam Maturîdî ve İmam Eş’arî’nin, Medine imamı ve Muvatta’nın sahibi olan İmam Mâlik’in bu çağa ve bu çağın Müslüman’ına söyleyecek çok şeyi olduğuna, onları yeniden tanımaya gerek olduğuna inanıyoruz.”

İmam Mâlik ve Mâliki Mezhebi panelinin ilk konuşmacısı TDV İslam Araştırmaları Merkezi’nden Prof. Dr. Ahmet Özel idi. Prof. Dr. Özel, ilk konuşmacı olarak İmam Mâlik’in hayatını anlattı. Bu süreçte eğitimini, hoca ve talebelerini de anlatan Özel, İmam Mâlik’in siyaset kurumu ile ilişkileri üzerinde de durdu. Konuşmasının sonunda İmam Mâlik’in fıkhî görüşlerini de yansıtan el-Muvatta isimli hadis kitabı hakkında da bilgi verdi. Muvatta’ın hadis muhtevası yanında bir fıkıh eseri özelliği taşıması bakımından Mâlikî literatüründe daima en önde yer aldığını söyleyen Özel bu eserin özelliklerini detayları ile anlattı. İmam Mâlik’in muttaki, abid ve vakarlı bir şahsiyeti olduğunu, aynı zamanda kılık ve kıyafetine de son derece dikkat ettiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özel kısaca şöyle konuştu: “Başta Hz. Ömer, Zeyd b. Sâbit ve Abdullah b. Ömer olmak üzere bu sahâbîlerden meşhur Medineli yedi tâbiîn fakihe (fukahâ-i seb’a) intikal eden ilmi miras onlardan da Mâlik’in hocalarına geçmiştir. Mâlik yirmi yaşlarında ders ve fetva vermeye başlamıştır. Tartışmalardan hoşlanmaz, muhaliflerine cevap vermezdi. Çünkü ona göre tartışmalar kalbe kasvet verirdi. İmam Mâlik fıkhî bir konuda kendisine danışıldığında hemen görüş belirtmez, konu üzerinde uzun süre düşünür, araştırma yapar, sonra cevabını verirdi. Ebû Hanîfe, Leys b. Sa’d, Evzâî, Ebû Hanîfe’nin talebelerinden Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ile bilgi alışverişinde bulunmuştur. İmam Mâlik’ten ders alan talebelerin sayısı binleri bulmakla birlikte kendi görüş ve mezhebinin yayılmasına ancak bir kısmı öncülük etmiştir. Hadis râvilerinde aranacak şartları tespit ederek râvileri sıkı bir şekilde araştırmaya önem vermesiyle cerh ve ta’dîl ilminin yolunu da Mâlik açmıştır. İmam Mâlik dört kişiden ilim alınmayacağını söylerdi: Sefahat ehli, bid’at ehli, peygambere yalan isnad etmese bile insanların sözlerine yalan katan kimse, fazilet ve salâh sahibi olmakla birlikte yaşlılığından dolayı ne dediğini bilemez, lafı karıştırır durumda olan kişi. Kur’an ve sünnette açık hüküm bulunmayan hususlarda görüş bildirirken, ‘Zannımızca böyledir, böyle sanıyoruz, kesin olarak bilmeyiz.’ gibi ifadeler kullanır, belli bir kanaate ulaşamamışsa çekinmeden bunu da söylerdi. İmam Mâlik’in siyasi otoriteyle ilişkisi Medine sınırlı kalmıştır. İmam Mâlik Emevî yönetimine açıkça destek vermediği gibi açıkça karşı da çıkmamış, ancak devletin meşruiyeti konusunda düşüncesini dile getirmekten de geri kalmamıştır. Bir defasında halifelere isyan edenlerle savaşmanın caiz olup olmadığına dair soruya “Ömer b. Abdülaziz gibi bir halifeye isyan edilmişse caizdir.” karşılığını vermiştir.”

Panelin ikinci konuşmacısı ise Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dr. Sümeyye Onuk oldu. Sümeyye Onuk “Mâlikî Mezhebinin Usulü-Karakteristikleri” başlığı altında bu mezhebin temel özelliklerini anlattı. Bunlar arasında İmam Mâlik nezdinde büyük değeri bulunan Amel-i Ehl-i Medine ve Fukaha-i Seb’a’nın Mezhep üzerindeki etkilerini açıklayan Onuk, ayrıca, Mâlikiliğin naslardan hüküm çıkarırken Kur’an-sünnetten delil getirmedeki usullerini de izah etti. Öte yandan, İstihsan, Sedd-i Zerâi‘, Istıslah, Murâ’âtü’l-hilâf ve Istıshab gibi temel usullerin yanı sıra sahabe ve tabiinin kavillerine verdikleri değeri de anlatan Sümeyye Onuk özetle şunları söyledi: “Mürâatü’l-hilâf ilkesine göre fakihin kendi kabul ettiği delilin gereğinin hilafına da olsa belli durumlarda kendisine muhalif olan diğer bir müçtehidin görüşüyle amel etmesidir. Şer’î delilden ziyade tercih kuralı niteliğindeki mürâatü’l-hilâf, tasarrufların sonuçlarının gözetilmesine önem veren Mâlikî mezhebi tarafından terimleşmiş ve müstakil bir delil kabul edilmiştir. Mezhep imamı tarafından bir usul eseri ortaya konmamıştır. Ancak sonra gelen alimler, imamlarından gelen nakillerle mezhebin usulünü tespite çalışmış ve geliştirmişlerdir. Diğer mezhep usullerinden farklı olarak amel-i ehl-i Medine’yi hüccet kabul etmişlerdir. Ayrıca Maslahat-ı mürseleyi müstakil delil telakki etmişlerdir.”

Mâlikîliğin teşekkülü

Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Dr. Huzeyfe Çeker de Mâlikî mezhebinin teşekkülü üzerine bir konuşma yaptı. Daha sonraki donemde gelişimi hakkında da bilgilendirmelerde bulunan Çeker, mezhebin dağıldığı coğrafyalarda da mezhep içi ayrılıkların bulunduğuna dikkat çekti. Çeker şunları söyledi:
“Mezhebin kurucu imamı İmam Mâlik Medine’de altmış küsür yıl öğrencilerine dersler vermiştir. Bu öğrencilerin bir kısmı İmam Mâlik’ten uzun süre ders alma imkânı bulmuş iken bazıları kısa bir süre istifade etmiştir. Ayrıca bir alimin hayatı boyunca aynı görüşlere sahip olması, hiçbir görüşünü değiştirmeden hep aynı bilgileri öğrencilerine aktarması beklenemez. Hayat tecrübesinin artması, yeni rivayetlerle karşılaşma, örf veya maslahatın değişmesi gibi sebeplerle âlimler fetvalarını değiştirme ihtiyacı hissedebilir. Bu sebeple ilk ders halkalarına katılan öğrencilerin memleketlerine döndükleri zaman beraberlerinde götürdükleri görüşleri ile sonradan ders alan öğrencilerin aktardıkları görüşler birbirinden farklı olacaktır. Bu da İmam Mâlik’in görüşleri konusunda öğrencilerinin elinde birbiriyle çelişen rivayetlerin bulunmasına ve bu rivayetlerin İslam dünyasının farklı yerlerinden gelen öğrenciler eliyle her tarafa yayılmasına sebep olmuş ve bazen bölgeler arası, bazen de aynı bölge içerisinde farklı Mâlikilik algıları yerleşmiştir.”

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Necmettin Kızılkaya da başlangıçtan günümüze mezhebin yayıldığı coğrafyaya işaret ettikten sonra, konuşmasını özellikle bir görüşün nasıl mezhepleştiği konusuna ayırdı. Kızılkaya özetle şöyle dedi: “Fıkıh mezheplerinin aslında entelektüel mirasımız, dolayısıyla geleceği inşa ederken de bu mezheplerden istifade edeceğimiz tespitine katılıyorum. İmam Mâlik gibi, Ebû Hânife gibi mütevazı insanların görüşleri nasıl olur da 13 asır boyunca İslam dünyasının her tarafında kabüle mazhar oluyor, takdir ediliyor ve belki de milyonlarca tabisi olan bir ekole dönüşüyor?

Mezhepleşmede iki boyut var aslında. Pratik ve entelektüel boyut. Pratik boyut, yani amel kavramı burada merkezi boyuttadır. Amel de: 1. Aklın/ düşüncenin, 2. Kalbin, 3. Bireyin dışa yansıyan ameli olarak üçtür. Aklın ameli akaid/kelam dediğimiz ilmi disiplini; kalbin ameli ahlakı, bireyin dışarıya yansıyan ameli ise zaman içerisinde fıkıh dediğimiz ilmi ortaya çıkarıyor. Yaşamı şeri ilkelere uygun bir şekilde sürdürmeyi beraberinde getiriyor. Mezhep demek, mesela İmam Mâlik’in yolunu takip etmek, aslında yaşamın Müslümanca şeri ilkelere uygun bir şekilde sürdürülmesini sağlıyor.

Entelektüel boyuta geldiğimizde, mezhepler Müslüman toplumda sistematik bilgi üretme kanallarıdır. Tarih boyunca Müslüman ilim adamları mezhebe ihtiyaç duymuşlardır, bu ihtiyaç da tutarlı, sistematik hesabı verilebilen sağlaması yapılabilen bir bilgi üretimi için gereklidir. Sıradan bir Müslüman abdest alırken, namaz kılarken, mezhebe ihtiyaç duyar. Ulemanın zaten Kur’an ve sünnetten bilgi üreteceği için ulemanın mezhebe ihtiyacı yokmuş gibi algılanır. Hâlbuki, tarihte mezhepler ulemanın ihtiyaç duyduğu şeylerdir. Avam mezhebe ihtiyaç duymaz. Avam âlime ihtiyaç duyar, sorar cevabını alır.”

IGMG Genel Başkanı Kemal Ergün ise panelin kapanış konuşmasını yaptı. Panele konuşmacı olarak katılan değerli hocaları tebrik eden Ergün, dinin sağlıklı bir şekilde anlaşılıp yaşanmasında mezhep disiplininin önemine dikkat çekti ve şunları söyledi: “Bu panelimizde İmam Mâlik’in hayatından başlamak üzere bu mezhebin özellikleri, yayıldıkları bölgeler ve yayılma sebepleri üzerine duruldu. Bu panellerin amacı, Ehl-i sünneti ortaya koymaktır. Farklı olsalar da her Ehl-i sünnet mezhebini hak mezhep olarak görüyoruz. Mezhepler arasındaki farklılıklara rağmen zaman zaman o farklı mezheplerden görüşlere de tabi olduğumuz zamanlar oluyor. Bu da bizim için bir genişliktir. Burada değerli fikirler ortaya koyan panelistlerimizi tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.”