GENÇLİK TEŞKİLATI

Özel Eğitim Kış Kampı 71 üniversiteliyle yapıldı

20 Ocak 2017

Üniversiteliler Özel Eğitim Kış Kampı’nda Kur’an araştırmaları, medya ve iletişim konuları ele alandı.

10 günlük Özel Eğitim Kış Kampı yine alanında uzman isimlerin katılımıyla yapıldı. Dinler tarihi konusunu işlemek üzere kampa iştirak eden T.C. Diyanet İșleri Bașkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Ali Erbaș Yahudilik ve Hristiyanlığın tarihîni anlattı. Öncelikle dinler tarihini daha iyi kavrayabilmek için tanımlar yapıldı. Yahudiliğin Yehuda isminden geldiğini söyleyen Erbaș, Yehuda’nın Yâkûb (a.s.)’ın oğlu olduğunu hatırlattı. Erbaș İsrail kavramına değindi, Yahudiliğin tarihçesini aktardı.

Erbaş Yahudilikte Hz. Dâvud ve Hz. Süleyman peygamberlerin önemine değinirken Süleyman Mabedi’ninyapım ve yıkılışını anlattı, bu esnada kaybolan Tevrat’ın daha sonra nasıl tekrardan yazıldığına değindi.

Prof. Dr. Ali Erbaș Hristiyanlık tarihi hakkında da önemli bilgiler paylaștı. Hristiyanlığın tarihinin Îsâ (a.s.)’ın “vefatından” yaklașık 100 sene sonra bașladığını anlatan Erbaş, o günden bugüne Hristiyanlığın tarihî sürecini aktardı. Hrist,yanlığın temel kavramlarının yanı sıra İncil’in günümüze gelene kadar geçirdiği evrelerinde ele alındığı sunumda Hristiyanlık içerisindeki mezhep farklılıklarınada değinildi.

Klasik ve çağdaş tefsir tasavvurları
Tefsir dersleri Üniversiteliler Başkanlığı Komisyon Üyelerinden Harun Yapar’ın “Tefsir Usulüne Giriş” dersi ile başladı. Genel giriş olarak işlenen derste tefsir usulünün İslami ilimler arasındaki yeri ve ilahî muradın doğru anlaşılmasındaki önemi anlatıldı. Kur’an’ı anlamada tefsire duyulan ihtiyaca değinildi. Tefsir ve te’vil kavramlarının tanımı yapılıp mukayese edildi. İlk dönemden itibaren teşekkül etmiş Kur’an ilimleri ve bu sahalarda kaleme alınmış eserlere değinildi.

Prof. Dr. Necmettin Gökkır tefsir ilminde yeni eğilimler, Kur’an araştırmalarında kullanılan yeni metot ve teoriler, Kur’an araştırmalarında Batılı yaklaşımlar ve Türkiye’ye etkileri, tarihselcilik ve hermenötik, Anglo-Sakson ve Amerikan geleneklerinde revizyonizm gibi konuları sundu. Kur’an’ın Allah’tan insana ulaşan bir ilahî kelam olduğunu belirten Gökkır, tefsirin ise insandan Allah’a ulaşmaya çalışan ilmin adı olduğunu söyledi. Gökkır klasik ve çağdaş tefsir tasavvurlarını şu şekilde tanımladı: “Klasik tefsir tasavvurları murad-ı ilahî merkezlidir. Yani klasik tefsir yaklaşımında temel soru: Allah bu ayette neyi murat etmiştir? sorusudur. Modern dünyanın oluşumu ile İslam dünyasında da modern tefsir tasavvurları gelişmiştir. Bilhassa ıslahatçı akımın çağdaş tefsir tasavvuru klasik dönemde olduğu gibi murad-ı ilahî merkezli değil, insan ve toplum merkezli olmuştur. Yani çağdaş tefsir yaklaşımında temel soru: Ben bu ayetten ne anlıyorum? sorusudur. Bu ciddi bir değişimdir.”

Tefsir tasavvurlarının değişiminde siyasi ve epistemik nedenlerin etkili olduğunu söyleyen Gökkır; “Sömürge, oryantalizm, Batılılaşma, modernleşme, âlim yerine aydın kimliğinin oluşumu, göçler ve tercümeler gibi hususlar İslam dünyasında yeni ve farklı tefsir tasavvurlarının oluşumunda etkili olmuştur.” dedi.

“Ahlak ve başarı ters orantılı hâle geldi.”
İletişim ve medya konularına dair sunumlarını gerçekleştirmek üzere katılım sağlayan T.C. Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Dr. Mücahit Küçükyılmaz sosyal medyanın tarihçesini ve gelişim kademelerini sundu. Küçükyılmaz “Sosyal medya, hem içerik ürettiğimiz hem de içerik tükettiğimiz sanal dünyanın adıdır ve Batı dünyasının belki de en büyük icadıdır.” dedi. 1969 yıllarında ARPANET haberleşme sistemi ile başlayan bu serüven gibi tüm teknolojik ilerlemelerin arka planınında aslında askerî gayelerin yattığını söyledi. Sosyal medya kimliği ile gerçek kimliği arasında farklılıkları olan bireylerin olduğunu belirten Küçükyılmaz “Modern dünyada ahlaki kurallar birçok alanda buharlaştırıldı. İnsana, canlılara ve tüm varlıklara ahlaki kurallar çerçevesinde yaklaşmakla mükkellef olmamıza rağmen, ne yazık ki modern dünyada ahlak ve başarı ters orantılı hâle getirilmiştir. Sosyal medyanın arka planında bir ideolojinin yattığını unutmamak lazım.” dedi.
Medya alanında sunumlarını gerçekleştirmek üzere katılım sağlayan konuşmacılar ise SETA’dan Dr. Enes Bayraklı ve MEND kuruluşundan Dr. Shenaz Bunglawala idi. Bayraklı İslamofobi ve medya konularını sunarken, Bunglawala da İngilizce olarak başta İngiltere medyasında olmak üzere Avrupa medya organlarında Müslüman algısı konularını işledi.

Azınlık medyası
Medya konuları ışığında IGMG’nin yayın organları Perspektif, Sabah Ülkesi ve Islamiq ile özel oturumlar ve atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Oturumlara geçilmeden evvel Perspektif Dergisi Editörü Elif Zehra Kandemir’in azınlık medyasını konu alan semineri gerçekleşti. “Azınlık” kavramına değinen Kandemir, Batı Avrupa’da yaşayan Müslüman cemaatin “azınlık” olarak görülmediğini, sonradan göç eden bir topluluk olduğu için de uluslararası azınlık koruma mekanizmalarından faydalanamadığını belirtti. Ardından azınlık medyası olmanın beraberinde getirdiği bazı tehlikelere değinerek bu tehlikelerden ilkinin “onlar-biz” söyleminin içselleştirilmesi olduğunu; azınlık medyasında çoğunluk topluma daimi bir “ayrımcı”, azınlıklara ise daimi “mağdur” yaftası yapıştırmanın tehlikeli bir okuma olduğunu ifade etti. İkinci tehlike olarak da azınlık medyasında hâkim topluma karşı yükselen eleştirilerde yeni bir tutarlılık testinin söz konusu olduğunu, örneğin Batı Avrupa hükûmetlerine ırkçı, ayrımcı uygulamları nedeniyle yöneltilen eleştirilerin köken ülke Türkiye olduğunda dile getirilmediğini ifade etti.

Kandemir sözlerine şöyle devam etti: “Azınlık medyası olmak ya da belli bir azınlığa yönelik haber yapmak bir meydan okuyuşu da beraberinde getiriyor: ‘Azınlık hakları’ derken, ‘çokkültürlülük’ derken, anadilde eğitimin teşviki, kültürel kimliğin korunması derken bunları sadece Avrupa’da yaşayan Müslüman cemaat için mi arzuluyoruz, yoksa bunlar bizim söylemlerimizde genel ilkesel bir duruş hâline gelebiliyor mu?” Kandemir sunumunda daha sonra Türkiye’deki Rum cemaati gazetesi olan Apoyevmatini ve Yahudi cemaatin gazetesi olan Şalom örneklerine değindi.

Seminerden sonra Perspektif, Sabah Ülkesi ve Islamiq olmak üzere üç ayrı salonda atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Perspektif’in atölye çalışmasında katılımcılar çokkültürlülük üzerine bir tartışma gerçekleştirdikten sonra “Türkiye ve Türkçe ile ilişkilerin sorunlu addedildiği bir bağlamda Türkçe yayın yapmanın zorlukları”na dair konuştular. Derginin redaksiyon planı sunularak örnek bir redaksiyon toplantısının nasıl gerçekleştirildiği anlatıldı. Diğer grupta Almanca haber-yorum sitesi Islamiq Genel Yayın Yönetmeni Ali Mete ve redaksiyondan Esra Ayari bir atölye çalışmasında bulundular. Günlük habercilik esnasında Müslüman gazetecilerin ne gibi zorluklar yaşadıkları hakkında bilgi verdiler. Bunu yakinen anlamak için atölye katılımcıları pratik olarak haber metinleri üzerinde çalıştılar.

Sabah Ülkesi atölyesinde ise derginin 50. sayısı vesile edilerek Avrupa’da Türkçe kültür, sanat ve felsefe dergisi yayınlamanın anlamı üzerine konuşuldu. Kültür, sanat ve felsefeden ne anlaşıldığı hususunda müzakere yapıldı. Avrupa’da Müslümanların ürettikleri kültürün neye karşılık geldiği hakkında fikir teatisi yapıldı. Sanatın neye karşılık geldiği ve sanatla ilişkimiz de tartışılırken, klasik olan ile yaşamakta olduğumuz gün arasındaki ilişkinin açığa çıkarılmaya çalışıldığı çalışmada bir gelecek tasavvurunun bileşenleri masaya yatırıldı. Kampın son gününde Genel Sekreter Yardımcısı Murat Gümüş’ün moderatörlüğünde iki ayrı münazara programı gerçekleşti. Avrupa’da ve bilhassa Alman kamuoyunda Müslümanlar hakkında gündem olan konuların tartışmaya açıldığı münazarada, üniversiteliler tartışma kültürlerini geliştirme ve TV ekranlarında sahne aldıklarında dikkat etmeleri gereken hususları görme imkânını elde ettiler.