Fetva

Organ Nakli

23 Aralık 2014

İslam nazarında insan, ister hayatta olsun isterse ölmüş olsun muhterem ve saygıya layık bir varlıktır. Hangi renk, ırk ve dinden olursa olsun vücudunun dokunulmazlığı vardır. İslam’ın temel hedeflerine göre, insanın yaşama hakkı ne kadar önemli ise, tedavi olma hakkı da bir o kadar lüzumludur.

Hastalıklardan korunmak, tedavi olmak önce kişinin, sonra da toplumu yönetenlerin görevlerindendir. Bilindiği üzere Peygamberimiz (s.a.v.), ihtiyarlık hariç her derdin devası ve şifası olduğunu ve tedavi olmamızı hatırlatmıştır. Öyleyse tedavi için gerekli çarelere başvurulmalıdır. Bu çarelerden biri de organ ve doku naklidir.

Organ nakli konusunda ne nasslarda, ne de elimizdeki mevcut klasik fıkıh kitaplarımızda açık bir hüküm bulunmaktadır. Böyle olunca, İslam âlimlerimiz organ nakli konusuna ihtiyatla yaklaşmışlardır. Ancak günümüzde organ yetmezliği nedeniyle yaşamı tehdit altında olanların hayatlarını kurtarmak, çektikleri ızdırapları azaltmak organ nakli ile mümkün olmaktadır. Yaşayan bir insanın hayatını tehlikeye atacak bir organının nakline hiçbir âlim cevaz vermediği gibi, bu intihardan sayılmıştır. Çünkü burada, hukukullah vardır ve Allah hakkının söz konusu olduğu yerde isar (fedakârlık) caiz değildir. Hayati olmayan organların nakli konusunda ise İslam âlimleri arasında iki ayrı eğilim vardır. Bir kısım âlimler, canlıdan organ naklini caiz görmezken, diğer bir kısmı, belirli şartlar dâhilinde organ nakline cevaz vermişlerdir.

Organ nakli için büyük önem taşıdığından ölüden organ nakline cevaz veren İslam âlimleri ölümün tanımı ve ölüm anının tespiti konusuna özel olarak eğilmişlerdir. Bu konuda çok farklı yorumlar olmasına rağmen biz bunları; klasik ölüm, beyin ölümü ve İslam fıkıhçılarına göre ölüm olmak üzere üç grupta ele almak istiyoruz.

Klasik ölüm anlayışına göre, ölüm olayı bir süre içinde meydana gelen, kısa süre dahi olsa devamlılık gösteren, çeşitli ana hayat fonksiyonlarının durmasıdır. Beyin ölümü anlayışına göre ise ölüm, insan beyninin, vücut idaresini dönüşümü olmayacak bir şekilde kaybetmesi hâlidir. Bunlar, insanı insan yapan vasfın beyin olduğu görüşünü savunurlar. İslam fıkıhçıları da genellikle ölümü, hayatın zıddı ve ruhun bedenden ayrılması olarak tarif etmişlerdir.

Yaşayan kişilerden organ nakli konusunda olduğu gibi, ölüden nakil yapılması konusunda da bazı ilim ehli geniş davranmaktadırlar. Ancak organ nakline her hâlükârda karşı olanlar, ölüden organ nakline de karşı çıkmışlardır.

Ölüden organ nakli günümüzde yalnızca beyin ölümü gerçekleşen kişilerden yapılabilmektedir. Burada belirleyici unsur olan beyin ölümü konusunda ise âlimlerimiz iki gruba ayrılmışlardır.

Beyin ölümünü insan hayatının sonu olarak kabul edenlere göre, beyin ölümü tanısı konulan bir kişi tıbben, hukuken ve dinen ölüdür. Ölünün (daha önce alınmış olan) kendi izni veya velisinin izni ile organ nakli yapılması caizdir.

Beyin ölümünü, insan hayatının sonu olarak kabul etmeyenlere göre ise, nabız, teneffüs ve hareket dâhil hayat alametlerinin tamamı kaybolmadan, ölüm hükmü verilemez. Kişinin canlı olduğuna delalet eden, açık veya gizli alametler olduğu müddetçe beyin ölümü, ölüm kabul edilemez. Çünkü asıl olan hayatın devam etmesidir. Şüphe ile asıldan yüz çevrilemez.