SOSYAL HİZMETLER

“Ruhun ilacı maneviyattır.”

18 Şubat 2018

UKBA’nın başlattığı I. Palyatif ve Hospis Rehberlik Kursu’nun dördüncü modülü Prof. Dr. Ali Rıza Abay’ın katılımıyla Genel Merkezde düzenlendi. İki gün süren programda katılımcılar İslam tarihinde manevi rehberlik, manevi rehberlikte iç motivasyon ve kendini tanıma, teslimiyet ve mukavemet, semavi dinlerde ölüm ve sonrası, hastaların ihtiyaçları ve beklentileri, cenaze yıkama ve kefenlenmede dinî gereklilik ve cenaze yıkama, kefenleme ve defin işlemleriyle ilgili dersler gördü.

Programın birinci bölümünde konuşan Prof. Dr. Ali Rıza Abay İslam tarihinde manevi rehberliğin ve danışmanlığın olup olmadığını ele aldı ve manevi rehberliğin tam olarak ne olduğunu anlattı. Abay insanın üç ilişki biçiminin olduğunu bunların birincisinin insan-insan ilişkisi, insan tabiat ilişkisi ve insan Allah (yaratan) ilişkisi olduğunu söyledi. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu ve insanların yaşamak için birbirlerine muhtaç olduğunu belirten Abay insanın tabiat ve yaratanla olan ilişkisini de şöyle değerlendirdi: “İnsan fiziki/biyolojik bir varlıktır. İnsanoğlu biyolojik varlığını sürdürebilmesi için tabiata muhtaçtır. Zaten biyolojik ihtiyacını da tabiattan giderir. Yaratan ile olan ilişkisinde ise insan ruhunu görünmeyene gaybi olana inanmakla giderir. Ruhun ayakta kalabilmesi için kendisi gibi görünmeyen manevi olan şeylere ihtiyacı vardır.”

Din ve manevi destek ilişkisini de ele alan Abay manevi desteğin sadece dinden kaynaklanmadığını bir tebessüm, bir güler yüz ve insanlara herhangi bir şekilde destek vermekle de olabileceğini söyledi. İnsanın dünya ve ahiret saadeti için manevi desteğe ihtiyaç duyduğunu belirten Abay Kur’an’ın insanlara rehberlik etmesi üzerine vahyedildiğini ve Efendimizin öğretisi doğrultusunda rehberliğin sünnet olduğunu belirtti. Osmanlı dârüşşifalarında hastaların ücretsiz tedavi edildiğini ve bütün ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılandığına dikkat çeken Abay İslam medeniyetinde manevi rehberliğin her ne kadar günümüzdeki gibi kurumsallaşmamış olsa da farklı alanlarda uygulandığını söyledi.

Eğitimci Pedagog Mehmet Gedik manevi rehberlikte iç motivasyonun önemini alan sunumunda iç motivasyonun insanın kendisini tanımasıyla mümkün olacağını söyledi. Gedik insanın; “Kendimi önemsiyorum”, “Kendime güvenmeliyim” ve “Kendime inanmalıyım” demesi gerektiğinin altını çizdi.

İrşad Başkan Yardımcısı Hulusi Ünye sunumunda hasta ve hasta yakınlarıyla ilgili Kur’an’da geçen ayetlerden örnekler verdi ve hadisleri ele aldı. Ünye imtihan karşısında Müslümanların tutum ve duruşlarının nasıl olması gerektiğini şu sözlerle anlattı: “Efendimiz ‘Sabır, acı bir olayın yaptığı sarsıntıya karşı ilk anda gösterilen tahammüldür.’ diye buyurmuştur. Bir imtihan karşısında sabr-ı cemil etmeyiz. Zira Allah bizlere bunu öğütlemiştir.

Sabrın birçok şubeleri vardır. Başımıza gelecek bela, musibet, zulüm ve kötülüklere karşı sabretmeliyiz. Nefsimizin istek ve arzularına tabi olmamada sabır göstermeliyiz. Bolluk veya yoklukta, sağlık veya hastalıkta ve tâbi felaketlerde sabır etmeliyiz. Ayrıca ibadet ve taatlerde de sabır göstermeliyiz. Zira Allah ‘Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!’ buyurmuştur. Allah bizlere sabreden peygamberlerin örneklerini vermiştir. Onları kendimize örnek alarak selamet bulmalıyız.”

Eğitim Başkan Yardımcısı Hakan Aydın semavi dinlerde ölüm ve sonrası ile hastaların ihtiyaçları ve beklentileri konulu sunum yaptı. Aydın son günlerini evlerinde yaşayan insanların pişmanlıklarını ele alan Hemşire Bronnie Ware’nin emekli olduktan sonra kaleme aldığı kitabından örnekler verdi. Ware’e göre insanların 5 konuda pişmanlık yaşadıklarını belirten Aydın sözlerine şöyle devam etti: “Son günlerini yaşayan insanlar para, şöhret ve başarıyı tamamen unutuyor. Sadece ilişkiler ve mutluluk konusunda pişmanlık yaşıyor. Son günlerini yaşayan insanların en büyük pişmanlığı ‘mutluluk’ ile ilgili. Bahsi geçen insanların birçoğunda ‘Keşke başkalarının benden beklediği hayatı sürmek yerine düşlerimi gerçekleştirme cesaretim olsaydı.’ gibi düşüncelere sahipler. Ayrıca hastalar ‘Keşke bu kadar çok çalışmasaydım.’ diyorlar. Ware’e göre erkek hastaların büyük bir kısmı, işleri nedeniyle ailelerine ve dostlarına yeterince vakit ayıramadıkları için pişman oluyor. Ware erkek hastaların büyük bir kısmının eğer bir şansları daha olsa dönüp çocuklarının kaçırdıkları anılarını yaşamak istediklerini gözlemledi. Ware ayrıca ‘Keşke duygularımı dile getirmeye cesaretim olsaydı.’ diyen hastaların birçoğu insani ilişkilerde duygularını bastırdıklarını ve bunun onların sağlığını olumsuz etkilediği ifade ediyor. ‘Keşke arkadaşlarımla ilişkimi sürdürseydim.’ diyenlerin ise kendi yaşamlarına çok fazla odaklanıp arkadaşlarıyla ilişkilerini yitirdiklerini ancak ölüm yatağında bunu fark ettiklerini söyleyen Ware kitabında ölmekte olan insanların en çok eski arkadaşlarını özlediğini yazıyor. Sonuncu olarak ‘Keşke kendime daha çok mutlu olmak için izin verseydim.’ dediklerini belirtiyor. Çoğu insanın mutluluğun aslında bir seçim olduğunu ölüm anı gelene dek fark etmediğini söyleyen Ware, insanların rahat yaşamak uğruna eski alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kaldığını, alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyen insanların değişme korkusu yaşadığını ve daha fazla mutlu olma şansını kendi kendilerine yok ettiğini söylüyor.”

Programın ikinci gününde Hulusi Ünye cenaze yıkama ve kefenlemeyi ele aldı. Cenaze namazının nasıl kılındığını da anlatan Ünye’den sonra Züleyha Bozkurt ve Cevat Karabacak uygulamalı olarak bir grup çalışması yaptı ve cenaze yıkama-kefenlemeyi gösterdi. Defin işlemlerini de anlatan yetkililer daha sonra katılımcıları staj dönemi hakkında bilgilendirdi.