EĞİTİM

“Sağlıklı ve güçlü aileler, sağlıklı çocuklar yetiştirir.”

12 Nisan 2017

IGMG Eğitim Başkanlığı aile ve sosyal medya konusunu ele alan Aile Çalıştayı’nı alanında uzman isimlerin katılımıyla 22 Mart’ta Köln’de gerçekleştirdi.

Eğitim Başkanlığı 22 Mart tarihinde Köln Stadthotel am Römerturm’un konferans salonunda “Aile ve sosyal medya” isimli Aile Çalıştayı’nı gerçekleştirdi. Çalıştaya başvuruyla kaydı alınan 80 kişi katıldı. Eğitim Başkanı Yrd. Doç. Dr. Abdulhalim İnam, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kadir Canatan, Düsseldorf Konsolosluğu Aile ve Sosyal Politikalar Ataşe görevlisi Meryem Bayrak, Hukukçu ve Sosyal Medya Eğitmeni ve Multiplikatörü Hilal Eren’in tebliğci olarak katıldığı çalıştayı Eğitim Başkanlığı İnsan Kaynakları Eğitimi Sorumlusu Habib Yazıcı yönetti.

Çalıştayda Eğitim Başkanlığı Aile Eğitim Sorumlusu Habibe Şen toplumun her kesimini etkileyen sosyal medyanın çağımızın en önemli buluşlarından biri olduğu gibi birçok insanın da hayatında önemli bir yer tuttuğuna işaret etti. Şen şunları söyledi: “İnternetin ve sosyal medya araçlarının kullanılıyor olması ve kullanım süresinin gittikçe artması konuya sosyolojik bir boyut kazandırıyor. Peki internet/sosyal medya kullanımıyla aile içi ilişkiler arasında nasıl bir bağlantı var? Medya araçlarının artık evlerde şahsi olarak kullanılması; karı-koca ilişkilerini, çocukların eğitimini, ebeveyn-çocuk ilişkisini ve veli-genç ilişkisini olumlu veya olumsuz etkilemektedir. Nitekim aile kişinin en temel ihtiyaçları olan duygusal bağlılık, aidiyet ve güven gibi temel değerlerin karşılandığı yerdir. Ailede karşılanamayan temel değerlerin eksikliği durumunda kişi başka arayışlara yöneliyor. Araştırmalara göre sosyal medya kullanımı sosyal destek duygusunu güçlendirici unsura sahip. Bu durumda insanlar aile dışındaki başka faktörlerden etkilenmeye daha açık hâle gelebiliyor. Dolayısıyla bu araçlar sayesinde sosyal ihtiyaçlarını karşılamayı seçebiliyor. Bu yönüyle aile kurumunun işlevselliğinin bir hayli önem kazandığını görebiliyoruz.”

Genel Başkan Kemal Ergün böyle bir çalıştayın elzem olduğunu vurguladı ve teşkilatın aile eğitim alanında sosyal medyaya ve internete karşı ailelerin koruyucu ve bilinçli tüketici olmaları konusunda çalışmalar yapacağı ve bu tür alan çalışmalarının artacağı bilgisini vererek Eğitim Başkanlığına teşekkür etti.

Çalıştayın ilk tebliğini Abdülhalim İnam “Hayatımızın bir parçası olarak sosyal medya” başlığı altında yaptı. Medyanın tanımını yaptıktan sonra internet kullanımı ile ilgili mevcut istatiksel veriler içinde sosyal medya kullanım oranlarını ortaya koyan İnam şöyle devam etti: “Sosyal medya olarak kullandığımız bu ortamlar kullanıcı tabanlı olmasının yanında kitleleri ve insanları bir araya getirmesi ve aralarındaki etkileşimi arttırması bakımından da önem taşımaktadır. Kurum ve kuruluşlar da artık ulaşmak istedikleri hedef kitlelere sosyal medya aracılığıyla ulaşırlar. Sadece ürün tanıtmakla kalmaz, ihtiyaç üretir ve ihtiyaç belirlerler. Tanıttıkları ürünlerin temin edilmesi için yönlendirirler. Ama bunun yanı sıra çağımızda görünmenin en etkili yolu sosyal ağlardır. Birey ‘fark edildiğini’ ancak sosyal ağlar üzerinden aldığı dönüşümler sayesinde bilmekte, kendi değerini beğeni sayısı çerçevesinde belirlemektedir. Kişinin var oluşu sosyal ağlardaki görüntüsü ile eşleşmiş ve kişi sosyal ağlarda edinilen kimlikler/isimler ile gerçek dünyada var olmaya başlamıştır.”

Jason Valdez ve Gamal İbrahim örneği ile sosyal medyanın kullanımına örnekler veren İnam sosyal medya ile bireylerin dijital ayak izleri bıraktığını söyledi. Aynı zamanda değişen mahremiyet algısına da işaret eden İnam, “Sosyal medyanın sosyal olma ihtiyacını gidermesi, anlık doyum ve mutluluk hissi yaşatması, sosyal medya kullanımını cazip hâle getirmiştir.” dedi. Daha sonra çözüm önerisi olarak “bilinçli sosyal meyda kullanım modeli”ni sundu.

“Belli bir vakitten sonra interneti kapatın.”
Meryem Bayrak “Sosyal medyanın aile bireyleri üzerinde etkileri” isimli tebliğini sundu. Bayrak, “Medya araçlarının kullanımı, taşınabilir teknoloji ile birlikte giderek bireyselleşmesi, zaman ve mekân kısıtlaması olmaksızın medyayı kullanabilmeyi beraberinde getirmektedir. İnsanlar sabah uyandıklarında birbirlerine ‘günaydın’ demeden önce akıllı telefonları ile sosyal medya hesaplarını kontrol eder hâle geldiler. Evde beğeni ve takdir görmeyen kişi, yüzlerce beğeni ile kendini değerli hissetmeye başladı. Araştırmalara göre insanlar çekicilik, eğlendirme, vakit geçirme, haber verme, haberdar olma, farkındalık oluşturma, gündem ve kamuoyu oluşturma, diğerleri/ötekini merak etme gibi nedenlerden dolayı sosyal medyayı kullanıyorlar. Aile, çeşitli sosyal medya deneyimlerinin beşiğidir. Çocuk, ilk kullanım örneğini ailede yaşar. Ebeveynlerin medya eğitimi için sorumluluk almaları yeterli değil. Her şeyden önce toplumsal olarak medya okuryazarlığı hakkında bir bilinçlenme ve eğitim gerekiyor. Günlük yaşamda medyanın ritim belirlemesi, günlük hayatta sosyal medyanın zamanlayıcı olması, zaman yönetiminin azalması, televizyonun ailelerde en çok kullanılan medya aracı olması, dijital araçların ‘elektronik bebek bakıcısı’ olarak kullanılması, dinlenme, oyalanma olarak sosyal medya kullanılması, iş sonrasında (offline/çevrimdışı olamama) gibi başlıklarla sosyal medyanın aile yaşamını belirliyor.”

Ailelerin çocuklarına bilgi vermesi ve onları yönlendirmesi gerektiğini kaydeden Bayrak “Çocuklar interneti genelde oyun ve sosyal medya amaçlı kullanıyor. Çocuklara internetin bilgiye erişim açısından çok faydalı bir kaynak olduğu ve bu amaçla kullanılmasının önemi kavratılmalı. Ailede sorun hâline gelebilecek durumlara karşı da sadece online (çevrim içi) olarak tanıdığınız bir kişiye güvenip her şeyinizi açmamalıyız, sosyal medya araçları hiçbir şeyi unutmazlar. İleride utanacağınız bir fotoğrafı veya yazıyı paylaşmamalısınız. Kahvaltı ve akşam yemeği zamanında veya yatmadan yarım saat önce tüm aile fertleri için sosyal medya araçları ortadan kaldırılmalı, akıllı telefonsuz, kaliteli ve nitelikli vakit geçirmeye niyetlenilmeli. Yalnızca mideleriniz değil, muhabbet ile gönülleriniz dolsun. Bunun gerçekleşebilmesi için medya araçlarının hepsini bir kutuda saklayın ve evde belirli saatten sınırsız interneti kapatın.”

“Ben bağımlı olmam.” demeyin!
İnternet bağımlılığı ve önleyici yöntemler isimli tebliği sunan Prof. Dr. Kadir Canatan, genelde bağımlılığı özelde de internet bağımlılığını tanımlarken, internet bağımlılığının yeni bir olgu olarak karşımıza çıktığını söyledi. “İnternet kullanımının bağımlılık olarak tanımlanmasında en büyük belirti ve etken, bireyin internet başında aşırı zaman harcamasıdır.” diyen Canatan daha az dışarıya çıkmak, ev veya iş ortamında yemek için daha az zaman harcama, genellikle bilgisayar başında yemek yeme alışkanlığı kazanma, internetin başında planlandığı süreden daha çok kalma, internet başında harcanan uzun zamanı inkâr etme gibi belirtilerinin olduğunu söyledi. İstatiksel verilere göre en yüksek bağımlılık grubunun Ortadoğu ülkelerinde (% 10.9) en düşük bağımlılık grubunun ise Kuzey Avrupa ülkelerinde olduğunu (% 2,6) bildirdi.

Prof. Canatan “Bağımlılık Döngüsü” olarak sunduğu bölümde, korku ve merak karışımı bir duygu ile başlayan sürecin “Ben bağımlı olmam.”, “İstesem bırakırım.”, “Bir kereden bir şey olmaz.”, “Bir daha mı, asla!” ve “Artık bırakacağım.” gibi bağımlılık ifade eden kişisel söylemlerle devam ettiğini söyleyen Canatan bağımlılık öncesi önleyici tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi. Bunların arasında bilgisayar ve internetin oturma odasında kullanılması, zaman sınırlaması, güvenli internet kullanımının öğrenilmesi, sağlıklı ve yaratıcı etkinliklere katılma, birlikte sosyal-kültürel ve sportif etkinliklere katılma, bir sanatla uğraşma, hobiler edinme ve interneti çok yönlü nasıl kullanabileceğini öğrenme gibi tedbirlerin başarılı sonuçlar verdiğini söyledi. Bağımlılık sonrası ise sadece bir uzman yardımıyla sonuçların alınabileceğini söyleyen Canatan, bağımlılığin ciddi boyutlara ulaşma riskinden dolayı aile bireylerinin de yardımcı olması gerektiğini vurguladı.

İnternet hukuku ve kişilik haklarının korunması konusuyla son sunumu yapan Hilal Eren aile eğitiminde medya okuryazarlığının vazgeçilmez bir eğitim olması gerektiğini anlattı. Özel alan gerektiğinden bahseden Eren özel alanın muhafazasıyla kazanılacakları şöyle sıraladı; başka kişiler tarafından yönetilmemek, manipüle edilmemek ve mahçup, duygusal denge, toplumsal baskıdan ve beklentiden uzak iç huzura erişmek, günlük hayatta edinilen tecrübeleri ve izlenimleri kendi başına değerlendirip sonuç çıkarmak.

“Big data” kavramı altında dijital ortamda verilen her bilginin toplanmasını da açıklayan Eren, “Toplumsal medya paylaşımları, ağ günlükleri, bloglar, fotoğraf, video, log dosyaları vb. değişik kaynaklardan toparlanan tüm verinin, anlamlı ve işlenebilir hâle dönüştürülmüş biçimine big data denir. Yazılım programları aracılığı ile internet şirketleri veri çöplüğünden kendi açısından değerli verileri toplar, biriktirir ve analiz eder. Bu verilerin toplanması ile de interneti kullanma alışkanlıklarımızın ve tüketici eğilimlerimizin izlenmesi, kişinin geçmiş zamandaki davranışlarından yola çıkarak gelecek için yapılan değerlendirme, profil oluşturma ve sınıflandırma, güvenilirliğimizin sorgulanması, iyi veya kötü müşteri/eleman/insan yakıştırması gibi veri madenciliği diyebileceğimiz bir alan oluşmakta ve bütün bu bilgiler ticari amaçlı kullanımlar için aktarılmaktadır.” dedi. İnternet kullanan kişinin medya okur yazarlığını ögrenmesi, bu bilginin kazanılması için sivil toplum kuruluşlarının özellikle duyarlılık göstermesi ve algı oluşmasına yardımcı olması, medyanın olumsuz etkilerine karşı bilinçlenmek, teknik bilgileri ve becerileri geliştirmek, analiz yeteneğine sahip olmak, kişilik haklarını saymak ve verilerini korumak gibi önlemleri sıralayan Eren, bilgisayar ve akıllı telefonlara çocuk koruyucu yazılımların indirilmesini, veri madenciliği yapmayan arama motorlarının kullanılmasını ve cookies denilen çerezlerle internetteki eğilimlerimizin toplandığını ve cookies’in mümkün olduğunca engellenmesi gibi tedbirler sunarak sunumunu bitirdi.

Gündem dört tebliğcinin tebliğlerinin çalışması ve nihai raporların çıkması amacıyla hazırladıkları atölye çalışmasıyla devam etti. Programın sonunda katılımcıların atölye çalışmalarını sunmasıyla son buldu.