BASIN AÇIKLAMASI

Siyaset ayrımcılıkla mücadele etmek zorundadır

16 Ocak 2018 Bekir Altaş, Generalsekretär
Bekir Altaş, Generalsekretär

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Bekir Altaş Alman Entegrasyon ve Göç Vakıfları Bilirkişi Heyeti’nin yapmış olduğu araştırma münasebetiyle bir açıklama yaptı. Araştırmaya göre dış görünüşlerinden göçmen kökenli oldukları anlaşılan insanlar, başörtüsü veya ten rengi gibi belirtileri taşımayan ve bu sebeple çoğunluk toplumundan olmadıkları rahatça anlaşılmayan göçmen kökenli insanlara oranla kendilerini çok daha fazla ayrımcılığa maruz kalmış hissediyorlar. Araştırmaya göre her iki kişiden biri bu durumda. Konuya dair, “Almanya’daki ayrımcılığın boyutu bir başka araştırmayla daha ortaya çıkmıştır. Siyasetin bu durumu acilen çalışma takvimine alması gerekmektedir.” açıklamasında bulunan Altaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Araştırma sonuçları sürpriz değildir. Dış görünüşünden Alman olmadığı anlaşılan veya başörtüsü takan insanlar için ayrımcılık ve tecrit maalesef gündelik yaşamın bir parçası hâline gelmiştir. İşte tam da bu yüzden ayrımcılık konusunu çalışma takvimlerine almanın tam zamanıdır. İnsanların ayrımcılığa ve tecride maruz kalmasına sebep olan; yasalarda, resmî kurumlarda ve toplum içerisinde yuvalanmış mekanizmalara dair samimi ve kapsamlı bir tartışma ortamına ihtiyacımız var.

Örnek vermek gerekirse, yasama organının Genel Eşit Muamele Yasası’nda neden iyileştirmeler yapmadığı anlaşılacak bir durum değildir. Şikâyetler delil yetersizliği ve ayrımcılıkla mücadele eden kurumların kanunlar gereği bireylerin yerine dava açamamaları sebebiyle sonuçsuz kalmakta veya ilgili merciye taşınamamaktadır.

Anlaşılması mümkün olmayan bir diğer husus da başörtüsü yasaklarıdır. Bu yasaklar hem iş dünyasında hem de toplumsal yaşamda kopyalanıp benimsenerek uygulanmaktadır. Başörtülü kadınlar böylelikle sadece öğretmen masasından veya hâkim kürsüsünden uzaklaştırılmakla kalmayıp, aynı zamanda ev ve iş bulma sürecinde de ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Koalisyon görüşmelerinde ‘İslam’ kelimesinin bir kez kullanılması, bunun da ‘İslamcılık’ şeklinde negatif bir bağlamda zikredilmesi oldukça rahatsız edici bir durumdur.

Eksikliği hissedilen ve çoktan başlatılmış olması gereken bir diğer tartışma alanı da Almanya’daki kurumsal ırkçılık meselesidir. Bu meselenin artık görmezden gelinecek bir tarafı kalmamıştır. Bu sorunun hem emniyet birimlerinde kamu dairelerinde hem de eğitim alanında bariz bir şekilde mevcut olduğunu kanıtlayan sayısız örnek bulunmaktadır. Devlet bünyesinde yabancı kökenli insanları sistematik olarak mağdur eden reflekslerin varlığı aşikârdır. Ayrıca hukuk sistemimizin güvenilirliğini tesis etme bağlamında emniyet görevlilerine karşı şikâyetlerin yapılabileceği bağımsız mercilerin oluşturulması bilhassa üzerinde durulması gereken önemli bir husustur.

Maalesef SPD ve Birlik partilerinin koalisyon görüşmeleri raporunda bahsi geçen bu konuların hiçbirini görmek mümkün değildir. Göçle şekillenmiş bir ülke olan Almanya için, ülkenin iki ana akım halk partisinin de bu konulara duyarsız kalması, hatta tam aksine yeni bir göçmen yasası oluşturma konusunda anlaşması oldukça yaralayıcıdır. Anlaşılan insanların ayrımcılığa karşı kendilerini nasıl savunmaları gerektiğiyle siyaset ilgilenmemektedir.”