Cemiyet Haberleri

UNIDAY2009 3000’den fazla Avrupalı genci buluşturdu

09 Nisan 2009

Üniversiteliler Başkanlığı'na bağlı bölgelerden gelen üniversitelilerin takdiminden sonra Üniversiteliler Başkanı Celal Tüter programa katılan gençleri selamladı ve katılımlarından dolayı teşekkür etti. Programda Şiir'in Sultanları adı altında Prof. İskender Pala'nın hazırladığı Osmanlı'nın şair sultanlarının tanıtıldığı serginin yanı sıra, eski ve yeni İstanbul fotoğrafları sergisi de yar aldı. Kitap Kulubü, Eğitim Başkanlığı, İngiltere Bölgesi Eğtiim Başkanlığı'nın tanıtım sergilerinin de bulunduğu programda, IGMG Perspektif ve Sabah Ülkesi dergilerinin de tanıtım standları yer aldı. Üniversiteliler gününde, farklı bir müzik anlaşıyı ile izleyici karşısına çıkan Grup İncesaz eserlerinden örnekler sundu.

IGMG Üniversiteliler Günü'nde tartışılan ana konu, Müslümanların Avrupa'daki konumu, Avrupalı Müslüman olmak, Müslümanların toplumsal katımı ve İslam'ın evrensel mesajını sunmada üniversitelilere düşen sorumluluklar oldu. Üniversiteliler Başkanı Celal Tüter'in hem programı tanıttığı hem de artık İslam'ın Avrupa'nın aslî unsuru olduğuna vurgu yaptığı konuşmasının arkasından, İsviçreli Müslüman mütefekkir Prof. Dr. Tarık Ramazan bir öz eleştiri yaparak, Avrupalı Müslüman olmanın getirdiği sorumlulukları anlattı. Ramazan, Avrupalı yurttaşlar olarak Müslümanların özellikle kanunlara ve anayasalara saygı gösterdiğini ve göstermeye devam etmesininin zorunluluğuna değindiği konuşmasında, toplumda var olan korkulara saygı gösterilmesini, ancak bu korkuların aşılması için güvenilir birer Müslüman yurttaş olarak toplumsal katılımın önemini vurguladı.

IGMG Genel Başkanı Yavuz Çelik Karahan da Müslüman gençlerin Avrupa'da özellikle kültür ve sanat alanında yapacağı katkının yeni camiler açmaktan daha önemli olduğunu söylediği konuşmasında, hikmetin, hitmetlice anlatılmasını istedi.

Genel Sekereter Oğuz Üçünçü, teşkilatın temel özelliklerinin tanıtımını yaptığı konuşmasında, haksızlıklara ve ayırımcı uygulamalara  her zaman karşı çıkacaklarını, devletlerin de uymakla mükellef olduğu kuralları hatırlatmaya devam edeceklerini, ancak, yapılan tüm baskılara rağmen topluma sırt çevirmeyip küsmeyeceklerini bildirdi.

İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. İskender Pala  Osmanlı tarihinde şiirle ilgilenen sultanların halet-i ruhiyelerinden ve şiirlerinden örnekler sunarak, sultanların kimlikleri ile ilgili edebî açıklamalarda bulundu.

Türkiye'den gelen Saadet Partisi Genel Başkanı Pro. Dr. Numan Kurtulmuş ise, bugün dünyanın karşı karşıya krizin temelde bir medeniyet krizi olduğuna değindiği konuşmasında, yeni bir dünya anlayışının özelliklerini anlattı. Evrensel erdem, evrensel adalet ve evrensel barış vurgusu üzerinde duran Kurtulmuş, çökmüş modernist değerlerin yerine, toplumsal değerlerin ikame edilmesini istedi.

Biz sizi önemsiyoruz

Üniversiteliler Başkanı Celal Tüter, programla ilgili olarak kamuoyunda başlayan tartışmalarda öne çıkan sorulara cevap vererek başladı konuşmasına.
 “Bize bu programı gerçekleştirmekteki gayemizle ilgiliolarak, başörtüsüyle eve hapsedilmeyerek Avrupa'nın çeşitli üniversitelerinde okuyan bir kitleyle gövde gösterisi mi yapmak istiyorsunuz, Avrupa'daki varlığınızı bu salondaki üniversitelilerle vurgulamak mı istiyorsunuz, kendi dinine, diline, tarihine, kültürüne sahip çıkarak yani yineleyerek yenilenmeyi anlatmayı mı düşünüyorsunuz? gibi sorular yönlendiriyorlar. Evet hepsinde doğruluk payı var. Ancak, asıl olan bu kitleyi önemsediğimizi göstererek, hak ettikleri, yani size yakışır bir program ortaya koymak. Yani şunu demek istiyorum, biz sizi önemsiyoruz siz de kendinizi önemseyin,” cümleleri ile konuşmasını sürdüren Tüter programın sloganı olan “Yinelemeyen yenileyemez” sloganın hatırlattı ve Avrupa'daki tarihimizin işçi göçüyle başladığının söylenmesinin yanlış olduğunu aksine, Endülüs'ün ve Osmanlı'nın Avrupa'daki varlığının da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.

Celal Tüter, yinelemeyen yenileyemez derken, körü körüne bir tekrarı da reddediklerini vurguladı. Tüter'e göre, “Tekrarlamayan, geçmişe dönüp bakmayan kendini yenileyemez. Geçmişle kuracağımız sağlıklı bir ilişki, geleceğin bizim ellerimizde en güzel bir biçimde şekillenmesi anlamına gelecektir.”

Gündemdeki İslam tartışmalarının ve Müslümanların konumlarının tartışmaya açılmasının asıl sebebinin, Müslümanların  Avrupa'da kalıcı oluşundan ziyade artık, Avrupa'nın bir parçası haline gelmiş olmaları gerçeği olduğuna vurgu yapan Tüter, bu konuda Müslümanlar olarak doğru adımlar attığına da işaret ederek, özellikle üniversiteli gençlerin kısır ve asılsız tartışmalar sesebiyle ümitsizliğe düşmemeleri gerektiğini söyledi:

“Populist politikaların, bazı köşe yazarlarının sıradan polemikleri sizi bıktırmasın. Biz, gündelik tartışmaların geçiciliğine değil, yapmış olduğumuz çalışmalardaki haklılığımıza ve hakikati temsil edişimizdeki derinliğe bakarız. Rahmetli Turgut Cansever hoca diyorki, niyetler ne kadar halis olursa olsun bilgi yoksa maksad hasıl olmaz. Onun için bilgili donanımlı insanlarla hedefe varılır.”

Üniversiteliler Başkanı Celal Tüter, Avrupa'daki Müslümanların sorumluluğunun bugün üniversitelilerin omuzlarında olduğuna vurgu yaptı: “En büyük görev bize düşmektedir. Bir arada yaşamanın Müslümancasını, Avrupa dillerine, yeni kelimelerle nakşedecek olanlar bizleriz. Bizleriz, adaletsizlikten şikayet etmekle yetinmeyip, adaleti ve kardeşliği tesis edecek olan.”

Celal Tüter'i müteakiben Avrupalı yeni nesil Müslümanların öncülerinden ve İslam ile Avrupa arasında kendisini köprü gören İsviçreli Prof. Dr. Tarık Ramazan Avrupalı Müslüman vurgulu bir konuşma yaptı.

“Bugün burada Avrupalı ve Müslüman yani Avrupalı Müslümanlar olarak konuşuyoruz. Bu da bize, biz nerede olursak olalım, Müslümanlar olarak sorumlulukluklarımız olduğunu gösteriyor,” diye konuşmasına baylayan Tarık Ramazan, Müslümanlar olarak önce kendi kendimizi tanıma ve tanımlamak gerektiğini söyledi.

Her şeyden önce Müslüman olarak kendimizin kim olduğunu tanımlama zorunluğuna işaret etti Tarık Ramazan: “Kimler, sizin hakkınızda kim olduğunuzu söylerse söylesin bunun önemi yok. En önemlisi siz, kendiniz hakkında neler söylüyorsunuz?”

Avrupalı Müslüman olmak

Bundan bir kaç yıl önce Avrupalı Müslüman olmak konusunda konuşmaya başlandığında bunun ne anlama geldiğininin tartışıldığına dikkat çeken Prof. Tarık Ramazan şöyle devam etti: “Avrupalı Müslüman olmanın anlamı Avrupalı ve Müslüman olmaktır. Evet bir Avrupalıyız. Türk veya Mısır kültürüyle yetiştik belki. Ama, artık Avrupalı kimliğimiz de var. Yani pek çok kimliğimiz ve kültürümüz var. Bu çok kimliklilik, bizim için ve Avrupa için de bir zenginliktir. Avrupa'nın geleceği de buna bağlıdır.”

Çok kültürlü ve çok kimlikli olmanın Müsülamanların özelliği olduğunu söyleyen Tarık Ramazan, herkesin Müslümanların Avrupa'ya entegre olmasını istediğini ama, entegrasyonun yanlış anlaşılmaması gerektiğini de söyledi:

“Etrafımızdaki insanların, özellikle Almanların, burada entegre olacaksanız demelerinden farklı anlam çıkıyor. Evet, biz entegre olacağız. Ama biz, kendi kimliğimizle entegre olaracağız. Sadece entegre olmakla kalmayacağız. Bu topluma katkıda da bulunacağız. Bunu, kendi Müslüman toplumumuzu yenileyerek, değiştirerek yapacak ve bu topluma böylece  katkıda bulunacağız. Katkımız, her şeyimizle ve kalbimizle olacak…

Müslümanlar olarak sözümüz ve eylemlerimiz bir olmalı ve kendimizin ne olduğunu bu topluma ancak böyle gösterebiliriz” diyen Ramazan özellikle öğrencilerin, Müslüman toplumun olduğu kadar Avrupa'nın bugünü ve geleceği için büyük bir sorumluluk yüklenmeleri gerektiğini ifade etti: “Öğrenciler olarak dünyada pek çok Müslüman'ın, insanın, eğitim göremediğini bilmelisiniz. Öğrenerek bir sorumluluk üstleniyorsunuz. Bu sorumluluğunuzu da yerine getirmelisiniz. Kazandıklarınızı, öğrendiklerinizi Allah size bahşettiğine göre, bunu da Allah için topluma aktarmalısınız. Eğer kimliğinizi, doktor, mühendis, profesör olarak sıfatınızı kullanıp bu ümmete ve bu topluma hizmet edemiyorsanız, o zaman bu sıfatlarınızı atın. Çünkü işe yaramıyor.”

Avrupa'da, Müslümanlara karşı bir korku havası oluştuğuna da dikkat çken Tarık Ramazan, bu korkuların bertaraf edilmesinde sorumluluğun ise Müsülümanlara düştüğünü söyledi:

“Etrafımızda bir korku var. Bunun için çok dikkatli olmak ve korkuları ortadan kaldırmak lazım. Sorumluluk ise bize düşüyor. Öte yandan, her nekadar bu korkular varsa da, bizlerin, etrafımızdakilerin bu korkularını dikkate alarak, bu korkulara saygı duyması, bu insanların niçin korktuğunu göz önünde bulundurması lazım.  Çünkü karşılıklı bir güven sorunu da var. Her yerde insanlar birbirine olan güvenlerini kaybetmişler. Korkuyorlar ve güvensizlik duyuyorlar. İktidar müdacelesinin bulunduğu bir toplumda yaşıyorsunuz. Siyasetin daha çok sağa kaydığnı görüyorsunuz. Burada Müslümanları ilgilendiren iki önemli nokta var. Birincisi, İslam'ın sadece göçmenlere indirgenmesidir. Vatandaş olduğunuz halde, sizi hâlâ, göçmenlikle bağılantılı kılmaya çalışıyorlar. Sizi, hariçten gelenler olarak görüyorlar. Bunun için olayları iyi tanımak zorundasınız.”


Siyasal partiler halkın korkularını kullanıyor

Müslümanlara karşı oluşan korku ve güvensizliğin siyasilerce kullanıldığını ve bunun da yanlış olduğunu vurgulayan Tarık Ramazan, Müslüman olarak, her türlü haksızlık ve adaletsizliğin karşısında durulması gerektiğini ve etrafta yayılan korkulara karşı uyanık olunması gerektiğini söyledi:

Ortada siyasal bir oyun vardır. Siyasal partiler, oluşan korku ve güvensizliği iyi kullanıyorlar. Uluslararası plotikalardaki haksızlıkları, adaletsizliklerı ve işgalleri gündeme getirdiğinizde, sizi suçluyorlar. Hayır, bizler Avrupalı vatandaşlar olarak, dünyada Müslümanların öldürülmesine karşı çıkıyoruz. Burada sadece, Müslümanlar olarak konuşmayalım. Evrensel insanlar olarak konuşalım. Hele bizler hiç bir zaman anti-semitist olamayız. Çünkü bizler, uluslararası ilişkilerde de adaletin hakkın yanındayız. Gazze'de neler oluyorsa desteğimiz, ant-i semitist olmamızdan dolayı değil, haksızlığa karşı çıktığımızdan dolayıdır.”
 
Avrupalı Müslümanlar olarak kendimizi tanıtabilmek ve toplumsal güveni sağlamak için, Müslümanların herşeyden kendilerine güvenleri olması gerektiğini de söyleyen Tarık Ramazan, Müslümanların önce, kendileriyle, dinleri olan İslam'la  barışık olması gerektiğine ve  yapılan baskılara böylece direnmeleri gerektiğine de işaret etti:

“Etrafınızdaki insanları ikna ve memnun etmeniz hiç bir zaman kolay olmayacak. Bunun için de, kendi kendinize güveniniz ve bu konuda iyi ve sabırlı çalışmalarınız olmak zorundadır. Avrupalı Müslüman olmak, her şeyden önce La ilahe illlah ile yani Tevhid'e sarılmak ile başlar. Müslüman olarak, bazı şeyleri anladığınızı göstermelisiniz. Biz burada, bilime ibadet etmiyoruz. Bilimi sadece kulluğumuz için, ibadet için kullanıyoruz. Çünkü hadiste, en iyi insanın, diğer insanlara faydalı olan kimse olduğu söyleniyor. Eğer sizler sahşî girişiminiz, hizmetiniz yoksa, Peygamberimizin yolunu takip edemiyorsanız, bu topluma katkı yapmaya ruhen hazır değilsiniz demektir. Her şeyinizi İslamîleştirmek durumundasınız.  Maddeyle,  insanlarla ilişkilerinizi İslamîleştirmeniz gerekir. Öte yandan, her birimiz kendimizin bu toplum için bir değer, bir zenginlik ve servet olduğunu bilmemiz lazım. Bunun için de, kendimizi, kalblerimizi eğitmemiz gerekir. Öğrenci olarak beyninizi, Müslüman olarak da kalbinizi eğitmeniz lazım.”


Evrensel İslam kardeşliği

Avrupalı Müslümanlar olarak evrensel İslam kardeşliğini mutlaka kendi aramızda kurmamız gerektiğine işaret eden Tarık Ramazan, bunun için etnik kökeni reddetmemekle birlikte kardeşlik bağlarının sıkı sıkıya örülmesi gerektiğnii söyledi:
“Sizden istediğim, Avrupa'daki geleceğimizi, kendi etnik kökenlerimizi bırakarak Avrupa'da evrensel İslam kardeşliğini kurmaktır. Milliyetlerimize saygı duymalı, evrensel İslam kardeşliğimizi de pekiştirmeliyiz. Hiç bir zaman dar kafalı Müslüman olmamalıyız. Kendimizi, bölgelerle, ülkelerle, sınırlamamalıyız. Dünyaya açılmalı, kalplerimizi de dünyaya açmalıyız. Önce kalplerimiz ve kafalarımızı, beyinlerimizi, dimağlarımızı birbirimize açmalıyız ki, bu topluma da kendimizi açabilelim ve bu topluma iki hediye sunalım.

Birincisi, bizler Müslümanız. Etrafımızdaki amosfere baktığımızda, Almanca olarak, Avrupa'nın köklerinin Hristiyan ve Yunanlı olduğunu duymuşsunuzdur.  Aslında bu, tarihen de doğru değil. Esasen bu ifade, bugunün ve geleceğin korkusundan dolayıdır. Bunun için sizlerin, Avrupa'nın tarihini ve köklerini de iyi bilmeniz gerekir ve bundan sonra Avrupalı olarak köklerimizde İslam'ın da olduğunu ortaya koymalıyız. Müslümanlar olarak bunu,  bilimle ortaya çıkmalıyız. İslam filozoflarını, ilimadamlarını ve onların katkılarını bilmeliyiz. Bu toplum, sizin toplumunuz olduğuna göre, bu topluma entellektüel olarak da katkılarınız olmak zorundadır.

Sizlerin bu ülkenin tarihi olma gibi bir sorumluluğu da var. Bu ülkenin gelecek tarihinde Müslümanlar da yer almalıdır. Nerede olursanız olun Müslümanlar olarak, meselâ Almanya'da yaşıyorsanız, Türkçe'yi yaşatabilirsiniz. Ama, mutlaka Almanca'yı bilmelisiniz. Diliniz sizin özgürlüğünüzdür.”

Avrupa'nın onuru Müslümanların da onurudur

Tarık Ramazan Müslümanların yurttaşlar olarak Avrupalı olmayı özümsemesi gerektiğini de vurguladı:

“Müslümanlar olarak bu ülkelerin kanunlarına saygılıyız. Burada din özgürlüğü ibadet özgürlüğü olduğuna göre, buna mecburuz. Bu ülkelerin onurları bizim de onurumuz. Almanya'nın onuru,  ikinci dünya savaşında Yahudilerin öldürülmesi ile bu zarar gördü. Böylece bizim de onurumuz zarar gördü. Bizler aklî ve makul olmalıyız. Biz hakkın ve adaletin yanındayız. Onun için gördüğümüz haksızlıklara karşı çıkmak görevimizdir.”

Çok dindar olduğu halde, sorumluluklarını üstlenmeyen toplumun problemlerine bigane kalan Müslümanları da eleştiren Ramazan bu Müslümanları naiflik ve saflıkla tenkit etti ve şöyle dedi:

“Çok dindar Müslümanlara saygım var. Samimi ama, saf. Bu durumda bir Müslümansanız, ama bana göre tehlikelisiniz. Samimiyetinizi, toplum için kullanmıyor, sadece kendiniz için kullanıyorsunuz. Öğrenciler olarak Avrupa'da okuyup  naif / saf olamazsınız. Ayrıca, liberal ya da ılımlı Müslüman gibi sıfatları da reddetmeliyiz. Çünkü bizler, sadece Müslümanız. Ama bizler, samimi Müslümanlar olarak, bu ülkelerin kanunlarına saygılı, toplumun endişelerini bilen ve onlara katkıda bulunmak isteyen Müslümanlar olarak, her yerde var olmalıyız. Müslüman kadınlar olarak da, tesettürümüz bizi sınırlamamalı, aksine, toplumla bütünleşmemizi sağlamalıdır. Bu topluma saygılıyız. Fakat, entellektüel ve sosyal katılım ve katkılarımızla her yer de var olan Müslümanlar olmalıyız. Eğer bir yerde yoksak oraya da katkı yapamayız.

Eğer sadece kendiniz için yaşıyorsanız, zenginsiniz ama kayıpsınız demektir. Bu topluma bir katkınız olamıyorsa ve topluma hizmet edemiyorsanız, paranız olsa da fakirsiniz ve kaybedilmişsiniz demektir. Eğer topluma hizmet ediyorsanız, zenginsiniz, demektir. Sizler, kendiniz için istediğinizi başkaları için de istemedikçe, doğru Müslüman olamazsınız, demektir.

Beraber yaşadığınız insanları iyi değerlendirin, onlara saygı gösterin, korkularını ve endişelerini iyice inceleyin. Bu insanların dilerini bilmemiz ve  kanunlarına saygımız, bizim için de bir zenginliktir. İnsanlarla kurduğumuz ilişkilerimiz aynı zamanda kendimizi tanıtabilmek için bir fırsattır. Her alanda, iş alanında, yönetimde, ekonomi alanında, toplumasal olarak, bu topluma katkıda bulmak zorundayız ki, ancak o zaman kendimizi anlatabiliriz. Ve böylece ancak bu ülkenin tarihinde yer alabiliriz. Bunun için, kendinize güveniniz olacak, insanlarla iyi ilişki kuracak, katkınız olacak, her zaman Allah'ı ve Peygamberi düşüneceksiniz.

Eğer insanlarla iletişim kuramıyor ve anlaşamıyorsanız, size kimse güvenmez. İnsanların size güvenmesini ancak onlarla ilişki kurarak temin edebilirsiniz.”

Tarık Ramazan konuuşmasını şu öğütle bitirdi: “Affedici olunuz. Müslüman olduğunuzu her zaman hatırda tutun ve unutmayın.”

Serdar Tuncer'in okuduğu şiirlerin arkasından ise IGMG Genel Sekreteri Öğuz Üçüncü üniversitelilere seslendi. Üçüncü, “Az önce Tarık Ramazan ne dediyse ben de aynısını söyleyeceğim. Ancak bu çok kolaya kaçmak  olur” diye latife yaparak konuşmasına başladı.

Üçüncü, İslam Toplumu Millî Görüş'ü tanımladığı konuşmasında, İslamî kimliğin önemine vurgu yaptı:

“Avrupalı Müslümanlara hizmete adamış, Kur'an ve Sünnet'i yaşadığımız zaman ve mekana göre yorumlayıp bunların ışığında hayatını sürdürmeye gayret eden, kendi medenî, tarihî kültürel ve dinî temellerine oturttuğu kimliği ile yaşadığı topluma zenginlik katma arzusunda olan, ümmet bilinciyle hareket edip bütün Müslümanları bağrına basan, bedeli ne olursa olsun yaşanan haksızlıkların adını koyup toplumsal sıkıntıların giderilmesi için kendine özgü çözümlerini de sunan, toplumun bütün fertlerine gönül gönül kapısını açan, barış, adalet, özgürlük ve refahın küreselleşmesi için çalışan bir teşkilatız.”

Üçüncü, teşkilatımızın kurumsallaşmasını özellikle Üniversitelilerle birlikte daha da ileri götüreceklerini söyledi ve şöyle devam etti:

“Özellikle haksızlıkları, adaletsizlikleri ve ayırımcı uygulamaları teşhir etme ve bunların ortadan kaldırılması ile ilgili yürütmüş olduğumuz siyasî ve hukukî çalışmalarımız, toplumun tüm katmanlarıyla yürüttüğümüz diyalog ve tanıtım faaliyetlerimiz Avrupalı Müslümanların teveccühüne mazhar olmuş ve toplumsal itibarımızın pekişmesini sağlamıştır.”

Haksızlıklar ve ayırımcılıklar karşısında çoğunluk susmayı tercih ederken, IGMG'nin, şikayetlerini ilgili mercilere ilettiğini de ifade eden Üçüncü şunları söyledi:

“Devlet ne isterse yeridir, anlayışını reddettik. Tam aksine. Devlete de kendisini bağlayan kuralları hatırlattık. Dayatılan öncü kültür ve ılımlı İslam konseptini, yasakçı zihniyeti, çifte standartları külliyen reddettik. Anayasaların öngörmüş olduğu özgürlükçü, çoğulcu demokratik hukuk devletinin nimetlerinden Müslümanların, toplumun eşit fertleri olarak faydalanmalarını talep ettik. Asimilasyonu reddedip, kendi kimliğimizle katılımı savunduk. Dinimiz İslam ile terörü ısrarla ilişkilendirmek isteyenlere karşı çıktık.”

Fakat tüm bu erdemli çalışmalar karşısında hâlâ hak edilmeyen suçlalamalarla karşılaşıldığını bildiren Üçüncü, “Bilinmelidir ki, bugün bir Oğuz Üçüncü gider, ama, bu salon da gösteriyor ki, yarın binlerce Oğuç Üçüncü gelecektir,” dedi ve devamla şunları söyöledi:

“Herkes şunu iyi bilsin ki, tüm bu olup bitenlere rağmen, bu topluma küsmeyecek ve hiç kimseye sırt çevirmeyeceğiz. Bizler Müslümanız ve sorumlulukularımızın bilincindeyiz. Yaşadıklarımız geçici sıkıntılardır ve mutlaka aşılacaktır. Çünkü biz Müslümanlar artık toplumun vazgeçilmez aslî unsuru olduk. Bu yüzden de geleceğimizi hep birlikte şekillendireceğiz.

Müslümanlar olarak, toplumsal bunalımların, evrensel bunalımların aşılması ile ilgili kendi köklerimizden beslenen çözüm önerilerimizi sunacağız. Çözüm önerilerimiz slogandan ibaret olmayıp, içini doldurmak gerekiyor. Burada da görev siz üniversiteli gençlere düşüyor. Eğitim seviyemiz yükselmedikçe, akademisyen sayısı yükselmedikçe ihtisasımız derinleşmedikçe, çözümlerimizi yazılı hale getirmedikçe kimse bizim söyleyeceklerimize kulak vermez, şimdi olduğu gibi yok saymaya devam eder.”

Üçüncü konuşmasını şu tavsiyelerle bitirdi:”1- Okumayı tercih ettiniz; okulunuz zamanında bitecek.2- İhtisasınız derinleşecek, master ve doktora ile devam edecek.3- Okuduğunuz müddetçe, sizden sonra gelen gençlerle, toplumun genelini ilgilendiren sahalarda IGMG bünyesinde çalışmalara destek verilecek. Ve hep birlikte bu camia içinde topluma hizmet etmeye devam edeceğiz.Avrupa'da İslam'ın ve Müslümanların geleceği şimdi şekilleniyor. Bizden sonraki nesillerimizin akibetinin temelleri şimdi atılıyor. Onun için vakit kaybetmeye tahammülümüz yok.”

IGMG Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü'nün konuşmasından sonra İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. İskender Pala  bir konuşma yaptı.  İskender Pala Fatih'ten bir örnek sunduğu konuşmasında, Fatih'in özelliğini şöyle anlattı: “Fatih, İstanbul'u fethettiğinde, şehre damgasını vurabilmek için ilim, sanat ve kültüre önem vermiştir. Şehrin duvarlarını, kendi kültür ve mendeniyetimle örmez isem, o şehir, benim şehrim olmayacak demiştir. Onun için, bütün bilim adamlarını doğudan ve batıdan İstanbul'a çağırmıştır.  Ey sanatçılar, nerede olursanız olun benim şehrime gelin dedi ve İstanbul'a kendi damgasını vurdu.”

Osmanlı sultanlarının şiirlerinden örnekler veren Prof. İskender Pala, şiirin sultanlarının da gönülleri genişlettiğini anlattı ve bu şiirleri yazdığı andaki ruh hallerini tasvir ederek bu şiirlerden örnekler sundu.

Programın ikinci bölümünde Gençlik Teşkilatı Üniversiteliler Başkanlığı'nın düzenlediği Dr. Zeynelabidin Başarı ödülleri  ile Fotoğraf  Yarışması sonuçları açıklandı.  Ödülleri sırasıyla  Ruhr-A Bölgesi'nden Osman Yusuf, Emine Batın, Hamburg Bölgesi'nden Berati Aksu, Zeliha Gencay ile Kuzey Hollanda Bölgesi'nden Harun Yıldırım ve İsmihan Eymez aldı. Ödülleri, Gençlik Teşkilatı Başkanı Mesut Gülbahar ile Kadın Kolları Gençlik Teşkilatı Başkanı Nurcan Ulupınar verdiler.  Fotoğraf  Yarışmasını kazanan Zeynep Aydın'a ise ödülünü Kadın Kolları Başkanı Zehra Dizman verdi.

Üniversiteliler Günü'nde IGMG Genel Başkanı Yavuz Çelik Karahan da bir konuşma yaparak, “Her gencin bir hedefi olmalı, hedefe yürüyebileceği bir donanımı omalı,” dedi. Gençlerin yetenekleri doğrultusunda doğru hedefler belirlemelerini isteyen Karahan, Avrupalı Müslümanlar olarak bugün, Avrupa'da bilim ve sanat alanında ürün verecek gençlere ihtiyaç bulunduğunu ve bu ihtiyacın, yeni açılacak olan camilerden daha da büyük bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.

“Üzerimizdeki önemli sorumluluktan birisi de, İslam ile insanlar arasındaki bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak için büyük bir çalışma içine girmek ve bunu sürekli hale getirmek sorumluluğudur” diyen Karahan, içinde yaşadığımız toplumlarda insanların, İslam'la doğrudan tanışmadıklarını ve İslam'ı, onu terörizmle birlikte anan düşüncelerin penceresinden tanıdıklarını belirtti.

Karahan şunları söyledi:
“Bu toplumların kültür dünyalarına Müslüman şahsiyetler olarak, sanat eserleri hediye etmek, bilginin ve bilincin kirlendiği bir döneme hayat verecek hikmet ırmakları akıtma sorumluluğu ve içinde yaşadığımız toplumların dillerine misafir değil, ev sahibi yapma sorumluluğumuz var.

Bugün herşeyi tekdüzeleştiren, farklılıkları silip götüren bir küresel selin önünde, farklılıkların birer sorun değil, aslında zenginliklerimiz olduğunu savunan birer dalga kıran olma sorumluluğumuz var. Bu toplumları, içinden gelediğimiz medeniyetle tanıştırma sorumluluğumuz ve bunu en güzel şekilde söyleme ödevimiz var. Hikmeti, hitmetlice anlatma sorumluluğu da size düşüyor. Teşkilat olarak bizler sizlere her türlü desteği vereceğiz.”

Türkiye'den  misafir konuşmacı olarak programa katılan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Üniversiteliler Günü'nün sloganları olan, gelenekteki gelecek ve yinelemeyen yenileyemez sloganları üzerinde durdu. Kurtulmuş, “İddiası olan, bir gelecek kurmak isteyenlerin mutlaka bir kökü olması lazım. Kökleri olmayan hiç bir ağaç, ağaç olamaz. Bu slogan, bunu ifade ediyor. Avrupa'nın içerisinde Müslüman bir topluluk olarak, Müslüman ve Avrupalı bir  topluluksunuz. Bu tablo, hem bizim toplumumuz için hem de Avrupa ve insanlık için bir müjdedidir,” dediği konuşmasında, dünyadaki ekonomik krizi değerlendirdi.

Krizin bir temel zihniyet krizi olduğuna vurgu yapan Kurtulmuş, işgallerin, savaşların, yoksulluğun, adil olmayan gelir dağılımının, çevresel sorunlarla, ahlakî ve toplumsal çözülmenin de aynı kaynaktan oluştuğunu belirttiği konuşmasında, “Bu bunalımların hiç biri tek başına çıkmadı.  Hangi sorunu ele alırsanız, hiç biri tek başına çıkmadı. Bu sorunların temelinde, asıl daha derin bir sorun var,” diyerek değerlendirimesini şöyle sürdürdü:

“Keşke sadece ekonomik, çevresel ve sorunlar olsa. Onların çözümü kolay. Bu sorunların asıl temeli, üç asırdır dünyayı yöneten medeniyetin büyük bir krize girmiş olmasıdır. Bunun için mesele tek başına ekonomik ve siyasal kriz değil, bir uygarlık, medeniyet krizidir. Bu yüzden de bizim medeniyetimizin çocuklarına, dünyanın yeniden düzene oturması için  büyük bir görev düşüyor.  Yer yüzünde özgürlüğü, adaleti ve refahı kurarak, bizim değerlerimizi insanlığın ortak sesi haline getirmek sorumluluğumuz vardır.”

Kurtulmuş, krizin temelindeki çöküşleri ise şöyle sıraladı:
Çöken aslında, insanı bireysel olarak değerlendiren ve  sadece kendi çıkarını öne çıkaran, modernist değerlerdir. Ayrıca, olayları sadece rasyonel olarak açıklamak mümkün değildir.
İkincisi çöken şey, sanayi kapitalizminden sonra gelişen sanayi ötesi finans kapitalizmi, neo-liberal ekonomik politikalar ve bunun üzerine oturan kapitalist sistemin değerleridir.
Üçüncüsü, soğuk savaşın sona ermesinden sonra ortaya çıkan yeni dünya düzenidir. Artık tam bir düzensizlik haline gelen bu düzen, sadece güçlü ve güçlünün sözünün geçtiği dünya sistemidir.

Dördüncüsü, mevcut dünya sisteminin barış üretememesidir. 1990'dan beri çıkan savaşlarda, neredeyse ikinci dünya savaşında ölenler kadar insanlar öldü. Yüzbinlerce çocuk kolsuz ve bacaksız kaldı, milyonlar mülteci haline geldi. Bosna, Ruanda, Kongo, Somali, Irak, Afganistan bunun örneğidir.”

Bu kriz sonrasında dünyanın üç yeni şeye ihtiyacığını ortaya koyan Kurtulmuş bu üç şeyi de şöyle açıkladı:”Yeni bir insana, yeni bir paradigmaya ve yeni bir medeniyete ihtiyaç vardır. Avrupa'nın ortasında bulunan siz değerli kardeşlerimin görevi, entellktüel birikimi olan insanlar olarak, bu üç yeniyi, dünyaya tanıtmaktır. Özgürlükten. Adaletten yana, hakktan hukuktan yana ve paylaşımcı bir insan tipi nasıl olur? bunu ortaya koymanız gerekir. Modern Batı medeniyetinin problemi yokluk değildir. Teknoloji, silah ve üretim var. Gelişme, zenginlik, ekonomik refah hepsi var. Ama insan topluluklarını ayakta tutan o ruh dinginliği yok. İnsanlarla kendisi ile barışık omyayan bir ruh halidir, bu ruh hali. Maddî gücün yanında modern Batı'nın, manevî değerleri ihmal etmesinden kaynaklanıyor problem. Modernist değerler maneviyatı önemsemiyor. Müslümanlar ise son üç asırda başka bir yanlışa düştüler. Nasılsa Batı her şeyi üretiyorsa biz onlardan alırız. Bir şey yapmamıza gerek yok dediler. Müslümanlar yerinde oturdu, hayat sadece maneviyattan ibaretmiş gibi içine kapandı, maddî gelişmeyi ihmal etti. Hiç bir uygarlık tek kanatla uçamaz. Kanadın biri maddiyat diğeri maneviyattır.”

Dünya'da iyilikleri istediklerini belirten Kurtulmuş, Rabbena atina fiddünnya ve fil ahireti haseneten, ayetinide hatırlattı ve “Yarabbi dünya ve ahirette haseneyi diliyoruz. Hasene dediğimiz şey, iyiliktir. İzzettir, şereftir, adalettir, özgürlüktür. Biz dünyada da ahirette de şerefi ve izzeti istiyoruz,” dedi.

Dünya'da küresel barışın şu formülle korunacağını anlatan Kurtulmuş bu formulü şu şekilde açıkladı:”Ortak insanî erdemler olan küresel erdemlere ulaşmak. Sadece Müslümanların, Türklerin, Almanların değil bütün insanların küresel erdeme ulaşmasını sağlamak, gerek.

1- Ahlaklı bireyler olmak. En zor şartlarda da olsa, adaletten ve barıştan yana olmak. İnsanlara karşı iyi muamele, insanî bir muamele eden ahlaklı bireyler olmak.
2- Yeni bir toplumsal ahlak. Buna sistem ahlakı diyoruz. Sistem, niye hırsız ve zulüm üretiyor, niye adaletlisizlik üretiyor. Her hangi bir ülkede, adaletin işlemesi için, ahlaklı bireylerin üzerine ahlaklı bir sistem olmak zorundadır.
3- Küresel adalet. Dünyanın en büyük problemi küresel adaletsizliktir. Dünyada 300 kişinin mal varlığı, 3 milyar insanın yaşadığı ülkelerin gelirinden daha fazladır. Bu durum kabul edilemez. Emperyalizmin kaynağı da budur. Bunun için, sadece bireylerin ve sistemin ahlaklı olması da yetmez. Küresel adaletin bu ahlaklılığı garanti etmesi lazım.
4. Küresel barışa ihtiyacımız var. Ben ne kadar özgürlüğe layık isem, Afrika ormanlarındaki insanların da o kadar özgürlüğe hakkı olduğunu kabullenmemiz lazım. Özgürlük ve refahı sadece kendine has görmek zulümdür.”

Bu yüzden bugünün en büyük probleminin erdemli olabilme olduğuna değinen Kurtulmuş,  küresel erdemin, ahlaklı bireyler, ahlaklı sistem, küresel adalet ve küresel barış olduğuna işaret etti ve bunlar olmadan yer yüzünde ne çevre sorununun ne ekonomik sorunun çözülemeyeceğini söyledi. Bunun için de gençler olarak, herkesin kendini buna göre donatması gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, “Bu konuda dünyada kimin eteğinde taş varsa ortaya koysun. Bizim eteğmizdekiler, insanlığın hayrına iyi olan şeylerdir. Biz buna, ma'ruf diyoruz. İnsanları ma'rufa çağırıyoruz,” dedi ve şöyle devam etti:

“Ma'ruf, evrensel doğrulardır. Hristiyanların, Yahudilerin, ateistlerin, Budistlerin huzurunda da aynı şeyleri konuşsak bu ma'ruflar aynı kabulu görecektir.

İnsan olmanın birinci özelliği özgürlüktür. Gerek inanma veya gerekse inanmamak özgürlüğüdür. Cenab-ı Allah, insanı özgür bireyler olarak yarattı. O kadar özgür yarattı ki, kendisi bizi yoktan var etmesine ve çamurdan yaratmasına rağmen, kendisine inanmaya mecbur bırakmadı.

Kudüs örneği buna güzel bir misaldir. Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler çeşit çeşit dinî yorumlar ve milletler. Her biri farklı kimliklerine rağmen uyumlu bir toplum oluşturabildiler.

Herkes dilediği şekilde inanır. Dilediği şekilde yaşar. Eğitimini inanışlarına göre yapar. Dilediği gibi iş yapar ve dilediği yere gider. Gezme ve yerleşme özgürlüğü.”

Müslümanların Yahudi düşmanlığı yaptığını söylemenin  insafsızlık olacağını da belirten Kurtulmuş, “Çünkü her insanın eşit haklara sahip olarak doğduğuna inanırız. Dolayısıyla dinî olarak anti-semtik olmamız da mümkün değildir. Biz, hiç bir ırk ve din mensubuna düşman olamayız. Ancak, Vela udvane illla alaz Zalimin. Biz ancak zalimlere karşı düşmanlık yaparız. Kim olursa olsun, isterse Müslüman görüntülü olsun. Çünkü o Müslümanlar bu haliyle hak ile batılı birbirine karıştırıyor,” konuşmasına daha sonra  şöyle devam etti: “Var sayalım ki, Filistinliler, İsraillileri baskı altına alıp, İsrailli kadınları ve çocukları öldürseydi, sizler İsraillilere haksızlık yapıyorsunuz derdik ve Filistinliliere karşı çıkardık.”

Herkes için özgürlük istediklerini de vurgulayan Prof. Kurtulmuş bu özgürlükleri şöyle sıraladı: “Bizim gibi düşünmeyenin, bize karşı çıkanın ve bizi yok etmek isteyenlere de özgürlük istiyoruz.

Bizim, ikinci özelliğimiz adalettir. Adaleti olmayanın özgürlüğü koruması mümkün değildir.

Üçüncü özelliğimiz refahın ve zenginliğin paylaşılması isteğimizdir.  Zenginin malında fakirin hakkı vardır. Mallar zenginler arasında dolaşan bir mülk olmasın, ilkeleri bizim evrensel prensiplerimizdir.

İnsan hakları istiyoruz. Her insanın aklı, malı nesli, canının korunma hakkı vardır. Modernizmde insan hakları kazanılarak elde edilir. Bizde ise doğuştan gelir.
Emaneti ehline vermektir. Kim ehilse emaneti ve görevi ona veririz. İşleri despotça halletmeyiz. Oturur konuşur, istişare ederiz, demokratik kuralları işletiriz. Toplumu istediğimiz gibi şekillendiririz gibi bir anlayışımız yok. Toplum kenidisinin nasıl olacağına kendisi karar verecektir. Biz ma'rufu söyleyen insanlarız. Bu ilkelerimiz evrensel ilkelerdir ve bu ilkelerle herkesle çalışabiliriz.”

Prof. Dr. Numan Kurtulmuş bu çerçevede Üniversitelilere çeşitli tavsiyelerde bulunarak konuşmasını tamamladı.

“Gençler, kardeşlerim! Kendinizi inşa ediniz. Bilgili olacak kendinizi ve dünyayı bileceksiniz. Ahlak ve davranışlarınızla örnek olacaksınız. Kişilik sahibi olacaksınız. Kişilik sahibi olmak, söylediği sözden geri dönmemektir. Kendi aleyhine de olsa, doğruyu söylemek ve adaletten yana olmaktır. Şefffaf olun. İçinizde ne varsa dışınız da o olsun. Bakıldığınız zaman arkası görülen insanlar olun. Çift lisan kullanmayın. Bizim Allah'ın kullarından saklayacağımız bir kelimelik bile bir gizli gündemimiz olamaz.

Güvenilir ve emin olun. Herkes sizden güvende olsun, sizden emin olsun.  Bunları yapmayanlar, yukarıda anlattığımız evrensel doğruları anlatamaz.

Arkadaş biriktirin, insan biriktirin, arkadaşlarınızı sakın ha test etmeye kalkışmayınız. İmtihan etmeye kalkmayın. Siz kendinizi kendi fekadarlığınızla test edin. Siz paylaşan veren taraf olun. Sizin gibi düşünmeyenlerden de geniş bir çevreniz olsun.

Üniversiteyi bitirdiğiniz zaman geriye yüzlerce insanla konuşmuş, yüzlerce insanla tartışmış ve tanışmış, kimin neyi ve hangi konuda ihtisaslaştığını bilen insanlar olarak bitirin.”

[supsystic-social-sharing id="1"]