BASIN AÇIKLAMASI

Başörtüsü kararı hepimiz için bir fırsattır

28 Ağustos 2020
Basın Açıklaması

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Bekir Altaş, Almanya Federal İş Mahkemesi’nin, Berlin Tarafsızlık Yasası’nın (Neutralitätsgesetz) anayasaya aykırı olduğu ve başörtülü kadınlara karşı ayrımcılık teşkil ettiği yönünde karar vermesi münasebetiyle bir açıklama yaptı. “Federal İş Mahkemesi’nin kararı, başörtüsü tartışmalarını nesnel ve yapıcı bir zemine taşıma adına bir fırsattır. Bu hem kamuoyundaki hem de Müslümanlar içerisindeki tartışmalar için geçerlidir.” diyen Altaş sözlerini şöyle sürdürdü.

“Başörtüsü yasakları asla vicdanları tatmin etmemekteydi. Bunu Federal İş Mahkemesi de bu şekilde takdir etti ve Berlin ‘Tarafsızlık’ Yasası’nın anayasaya aykırı olduğunu tescilledi. Bu karardan büyük memnuniyet duyuyoruz. Çünkü söz konusu yasa pratikte sadece eğitimli olup başörtüsü takan ve bir konuma gelmeye çalışan, (söz konusu vakada görüldüğü gibi mesela öğretmen olmak isteyen) Müslüman kadınları kapsıyordu. Oysa başörtüsü karşıtlarının aynı kadınların aynı sınıflarda öğretmen olarak değil de temizlikçi olarak çalışmalarıyla hiçbir problemleri yoktu. Üstelik bunlar bir de bu tüyler ürpertici karşıtlıklarını Müslüman kadına yönelik uygulanan baskılarla mücadele olarak sunmaktaydılar. Bu ikiyüzlü tutumun bir nebze de olsa açığa çıkarılmış olması ayrıca sevindirici.

Başörtüsü yasakları, sözde geleneksel inanışlardan ötürü kadınların çalışmayıp evlerinde kalmaları gerektiğini düşünen ve Müslüman kesim içerisinde de görülebilen kimselerin değirmenine bilinçli veya bilinçsiz şekilde su taşımaktaydı. Mahkeme’nin kararı bu açıdan bakıldığında da sevindiricidir. Bu karar başörtülü kadınları yalnızca başörtüsü karşıtlarına değil, aynı zamanda İslami kesim içerisinde de tasvip edilemeyecek bu gibi görüşlere sahip olanlara karşı güçlendirmiştir.

Bu arka plandan hareketle, artık 20 yıldır süregelen başörtüsü tartışmalarını nesnelleştirmemiz gerekmektedir. Geçmişe baktığımızda başörtüsünün tartışılma şeklinin, başörtüsüne gereğinden fazla anlam yüklemesine sebebiyet verdiği görülmektedir. Üstelik bu tartışmalar yalnızca din karşıtı kesimi etkilemekle kalmamıştır. Başörtüsü hakkında yapılan popülist tartışmaların dindar kesimde de tepkiselliğe ve meseleyi hep savunma argümanlarıyla değerlendirmeye sebep olduğu, bunun da meseleyi hem kamuoyunda hem de İslami kesimler içerisinde nesnel şekilde ele almayı imkânsızlaştırdığı anlaşılmaktadır.

Mahkeme’nin kararı bu kısır döngüden kurtulmak için bir fırsattır. Yargıçlar söz konusu yasakların iptali ile yeni bir diyalog ortamı oluşturmak için temel taşını koymuşlardır. Şimdi bizlere düşen bunun üzerine yeni bir bina inşa etmek ve başka olası zararların önüne geçmektir.

Almanya’da üçüncü, dördüncü nesil olarak doğan, burada yaşayan ve sosyalleşen, Alman vatandaşlığı bulunan Müslümanların sırf başörtüsüne karşı olan sesler kamuoyuna etki ettiği için hayatın bütün alanlarında ayrımcılığa, hatta fiziki saldırılara maruz kalmaları, kendi ülkelerinde kabul edilmiyormuş hissine kapılmaları asla kabul edilebilir bir durum değildir.”