CUMA HUTBESİ

Hutbe – Alemlere rahmet Hz. Muhammed (sav)

07 Nisan 2006

Muhterem kardeşlerim,

Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimizin, doğum günü olan Mevlid Kandili gecesinin arefesine ulaşmış bulunuyoruz. Rabbimiz bütün insanlık için mübarek eylesin. Her sene olduğu gibi bu sene yine Efendimizin doğum yıldönümünü çeşitli etkinliklerle kutlamaya başladık. Bu sene geçen senelerden farklı olarak birgün, bir gece veya bir hafta değil tam bir ay boyunca ve bütün Avrupa genelinde O’nu anmaya, anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Âlemlere rahmet olan Resul-ü zişan efendimizi yine O’nun bu sıfatına uygun olarak Âlemlere Rahmet Programları ile yâd edeceğiz. Bir defa daha Peygamberimizin izinde ve O’nun sünnetini yaşatmaya azimli olduğumuzu bütün dünyaya ilan edeceğiz. Özellikle O’nu genç dimağlara anlatacağız, mesajlarını bir daha yeryüzüne duyurmaya çalışacağız. Çünkü O’nu tanımayanlar, kulaktan dolma bilgilerle kanaat ortaya koyanlar ve inatla O’nu gizlemeye çalışanlara böyle bir dersle cevap verilebilir; sünnetsiz bir din anlayışının köksüzlüğü ve tutarsızlığı ancak böyle bir çalışma ile ortaya konmuş olur.

Aziz kardeşlerim,

Süleyman Çelebi Hz.’lerinin “Bir acep nur kim güneş pervanesi (O bir nurdur ki, güneşin ışıkları onun yanında sönük kalır)” mısraı ile gayet edibane ve veciz bir ifade ile dile getirdiği Peygamber Efendimiz (as)’ı belki gereği gibi yine anlatamayacağız ama, karınca-kararınca elimizden geleni yapacağız. Bu hutbemizde ise, O’nu yaratan ve insanlar arasından Peygamber olarak seçen, Rabbimiz zülcelal Hz.’lerinin O’nun hakkındaki övgüleri ve yüksek şahsiyeti çerçevesinde, okyanustan damlalar sunmaya çalışacağız.

O, özünü Rabbinin terbiyesinden almış büyük bir ahlaka sahipti. “Muhakkak ki sen büyük bir ahlak üzeresin“ (Kalem Suresi: 4) ; “Beni Rabbim terbiye etti ve güzel terbiye etti.“( Camiu’s Sagir 25, h.n. 310 ); “Eğer sen sert ve katı kalpli olsaydın, muhakkak ki insanlar, etrafından dağılır giderlerdi.” (Al-i İmran Suresi: 159) Ayetleri ve hadis-i şerif O’nun bu ahlaki üstünlüğünü ifade eden tespitlerden sadece bir kaç tanesidir. Peygamber Efendimiz (as)’ın bu özelliği sebebiyledir ki, arkadaşları tarafından bu kadar sevilen bir başka lider daha yeryüzüne gelmemiştir.

Çünkü O, peygamberlik kendisine daha henüz verilmediği dönemlerde bile parmakla gösterilen parlak bir ahlak ve şahsiyete sahipti. Daha o dönemde ismi, “sadiku’l emin“ (doğru ve güvenilen) lakabıyla beraber anılırdı. Gençlik yıllarında bile Kureyş gençlerinin alışkanlık haline getirdiği boş ve çirkin şeylerden uzak kalmış ve hiç bir zaman putlara secde etmemişti. Peygamber olarak görevlendirildiği zaman, peygamberliğini kabul edenler oldu, etmeyenler oldu. Kabul etmeyenler bile O’nun ahlakının güzelliğini, doğruluğunu, emin insan olduğunu bir kez bile O’ndan tutarsız bir şeyin sadır olmadığını hep teslim etmişlerdir.

Muhterem kardeşlerim,

Hz. Peygamber hem dini lider olarak, hem de siyasi lider olarak büyük bir güç ve otoriteye sahip oldu. Fakat sultanlarda ve krallarda olan gurur, kibir ve azamet gibi tavırlar onda hiç bir zaman yer bulamadı. O, yine kendi işlerini kendisi görüyor, söküklerini dikiyor, koyunlarını sağıyor, hizmetçileri ile beraber yemek yiyordu.

Hoşgörüsü sadece Müslüman olanlara değil, Müslüman olmayanlara; bilhassa Ehl-i Kitaba karşı da son derece hoşgörü ile muamelede bulunurdu. Onların da davetine katılır, onları da davet ederdi. Necran’dan gelen Hristiyan heyeti, mescidinde kabul etmiş ve heyetin başındaki din adamının altına da kendi hırkasını yayarak onlara ikram etmek istemişti. Vefat ettiği zaman zırhı, ailesinin yiyecek masrafları karşılığında bir Yahudi tüccarında rehin idi. Mütevazı bir hayat yaşamış, lüks ve debdebeden uzak olmuştu.

Tertemiz bir hayat yaşamış, hayatında kapalı ve şaibeli bir an bile olmamıştır. Getirmiş olduğu tevhid inancından zerre kadar taviz vermemiş, daha önce kimi peygamberlerin başına gelen peygamberi ilahlaştırma yollarını tümüyle kapatmış, “Âlemlere rahmet olma”sına rağmen hep “kul-peygamber” ismiyle anılmayı yeğlemiştir. En güçlü olduğu gün, cezalanmayı en çok hakedenleri affetme büyüklüğünü göstermişti. Bu gün insanlık, Peygamberimiz (as)’ın bu yönüne bile uygun bir hayat sürmek istese birçok problemi kökünden çözebilir. Çünkü sevgi ve merhametle kazanılamayan kalplerin zor ve güç kullanılarak elde tutulamayacağı gerçeğini insanlara O öğretmişti. İnsanlar arasında adaletle muamele ederek zulüm ve haksızlıkları yok etmişti. Bundan dolayıdır ki, zayıflar, O’nun yanında güçlü, güçlüler, nazarında zayıf idi. Bir iyilik yapacaksa evvela en zayıf ve en muhtaçlardan başlardı. Kendi öz kızı da olsa durumu daha zayıf olanları ona tercih ederdi. Başkaları için arzulamadığı bir şeyi kendisi için de istemezdi.

Değerli kardeşlerim,

Rabbinin özenerek yarattığı sevgililer sevgilisini bir yönü ile bile bir hutbede anlatmak gayet zordur. Bundan dolayı hutbemizi burada noktalarken, gelecek haftalarda yine Efendimizi anmaya devam edeceğimizi bildirir, Mevlid kandilinizi tebrik eder, Rabbimizden, şefaatini bize de nasip etmesini niyaz ederiz. Çünkü O, ashabı ve ümmetine son derece düşkündür. Şu Kur’an ayetinde olduğu gibi: “Andolsun, içinizden size öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, müminlere şefkat ve merhametlidir.“ (Tevbe Suresi: 128)

IGMG İrşad Başkanlığı

[supsystic-social-sharing id="1"]