CUMA HUTBESİ

Hutbe – Müslüman Haksızın Karşısında Yer Almalı

30 Ocak 2008

Muhterem kardeşlerim,

İnsanoğlunun insanoğluna yaptığı zulüm ve haksızlığı, bir başka mahlukun ona yapması mümkün değildir. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):’ Seni öldüreceğim’ demişti.” [5:27] ayetinde haber verilen, Hz. Adem (as)’ın oğullarından Kabil’in öz kardeşi Habil’i öldürmesiyle başlayan cinayet ve insanın insana kıyımı, halen sürmektedir. Her acı felaket sonrasında, bir daha bu acılar yaşanmasın temennisine rağmen, nefis ve şehevi ihtiraslarına yenilen insanoğlu, yine yeni acıların yaşanmasına – maalesef – sebep olmaya devam etmektedir. Bu acıların en büyüğü ise, toplu kıyımların yaşandığı ve hatta soykırıma kadar giden insanlık facialarıdır. Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre en acı soy kırımlardan biri Firavun zaliminin İsrail oğullarına tatbik etmiş olduğu katliamdı ki, aynı zamanda son derece de onur kırıcı idi. Doğan her erkek çocuk doğar-doğmaz öldürülüyor, çocuk dünyaya kız olarak gelirse, hayatta bırakılıyordu. Kur’an’ımız bunu şöyle ifade buyuruyor: “Musa kavmine demişti ki: Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, bir vakit sizi Firâvun ailesinden kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne sürüyorlar ve oğullarınızı kesip kadınlarınızı da diri bırakıyorladı. Ve bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır.” [14:6]

Muhterem kardeşlerim,

İnsanlar birbirlerine karşı böyle soykırımlarını tatbik ederken bazan bunu ambargolarla da destekliyorlar, ölenler sırasını savuyorlar, ama hayattakiler de hergün ölümü canlı canlı tadıyorlardı. Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (as)’ı Ebu Talib mahallesinde kuşatma altına alan Firavun’un torunu Ebu Cehil ve avanesi, bu bölgenin dışına çıkan bir mümini yakalayınca O’na esir muamelesi yapıyor ve enva-ı çeşit işkence yapıyordu. Abluka altındaki insanlar, hac mevsimi dışında, şehre inemiyor. Hac günlerinde de azgın din düşmanları, uzak yollara çıkarak gelen kervanların önünü kesip “Muhammedilerle destekçilerine mal satan olursa kervanını yağma ederiz ona göre” diye tehdit ederek korkutuyor; yine netice alamayınca mallarına yüksek fiyatlar vererek rakamları şişiriyorlardı. Ebu Talib mahallesi yokluk ve açlık diyarı olmuştu… Çocuk ağlamalarından durulmuyor, merhamete gelerek bir parça yiyecek getiren bir kureyşli yakalanınca dayaktan geçiriliyordu. Sevgili Peygamberimiz, Hazret-i Hatice annemiz, Hazret-i Ebu Bekr efendimiz, bütün mallarını müminler için harcadılar. Başka bir imkan kalmayınca bu kahraman müminler ot ve ağaç yaprakları ile hayata tutunmaya çalıştılar. Peygamberimiz ve eshab-ı kiram açlıklarını bastırmak için karınlarına taş bağladılar. Üç yıl süren bu ilkel ambargo, insaf sabibi bazı müşrikler tarafından sona erdirilmişti.

Aziz kardeşlerim,

Geride bıraktığımız 20. asırda insanlık iki büyük dünya savaşı geçirdi. Mübalağasız yüz milyona yakın insan hayatını kaybetti. Savaş alanı olan ülkeler adeta yerle bir oldu. Can ve mal kaybı insanlığın onlarca yıl sefalet içinde yaşamasına sebep oldu. Hele ikinci dünya savaşında atom bombalarının insanlığın üzerine patlatılması ve ırkçılığın en acımasız bir şekilde uygulanması, doksanlı yıllarda yine Balkanlarda hortlaması, el’an Irak’ta, Afrika’da ve Filistin’de bu defa ambargolarla da desteklenerek yeniden devreye sokulması, insanlığın geçmişten ibret almadığını ortaya koyuyor. Halbuki Cenab-ı Hak Kur’an’ında Firavun zulmünden bahis buyururken İsrailoğullarının ibret almalarını öğütlüyor ve şöyle buyuruyordu: “(Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.” [2:49] Bundan da öte, Auschwitz kamplarında milyonların gaz odalarında yok edildiği soykırım olaylarını yaşamış İsrailoğulları, bu acıları çağlar boyunca tatmış olmalarına rağmen, kendilerinin bu gün Gazze’de zulmetmeleri hakikaten şaşılacak bir husustur. Dünya barışını gerçekten arzulayan Müslümanlar olarak, hiçbir insanın can, mal ve diğer insan haklarından mahrum bırakılmasına razı olamayız. Haksızlığa maruz kalan bir insan hangi din ya da inanca mensup olursa olsun, onun yanında yer almak bizim şiarımızdır. Ne acı ki, bugün üzülerek ifade etmek gerekirse genellikle ezilen, kan ve gözyaşları akıtılanlar, hakları gasbedilenler, hep Müslümanlar olmakta, bu da kalbimizi tarifsiz acılara boğmaktadır. Başta Müslümanlar olmak üzere, bütün akl-ı selim ve insaf sahibi insanlara sesleniyor ve diyoruz ki, Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, Darfur’da, Kenya’da ve isimlerini sayamadığımız diğer bütün hak ihlali olan ülkelerdeki, bu haksızlıklara, ambargolara ve soykırımlara son verilmesi için maddi ve manevi bütün imkanlarımızı seferber edelim. Bu arada acilen Gazze’de tecrit edilen sivil ve masum insanlar için başlatılan insanî yardım kampanyalarına destek verelim ve katkıda bulunalım ve dualarımızla da manevi yardımlara aracı olalım. Hutbemizi bir ayet ve hadis mealiyle bitiriyoruz: “Gerçekten de iman edip hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda gayret eden, onları barındırıp yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar.” [8:72] “Mü’minin mü’mine bağlılığı, parçaları birbirini bütünleyen bir bina gibidir.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî)

IGMG İrşad Başkanlığı

[supsystic-social-sharing id="1"]