CUMA HUTBESİ

Hutbe – Orucu bütün benliğimizle tutalım

05 Ağustos 2011

Muhterem Kardeşlerim!

Cenab-ı Hakk’a hamdu senalar olsun ki sağlık, sıhhat ve afiyet içerisinde bizleri bir Ramazan ayına daha kavuşturdu. Ramazan ayı ki, onbir ayın sultanıdır. Çünkü Kur’an ayıdır; oruç ayıdır, yardımlaşma ayıdır, kardeşliklerin yenilendiği aydır, cennet kapılarının sonuna kadar açılıp, cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanların zincire vurulduğu aydır. Ramazan ayının gelişi ile sevinç ve neşelerimiz bir kat daha artmış bulunmaktadır. Zira Ramazan ayı biz Muhammed ümmetinin ayıdır ve bizler bu ayda yapacağımız ibadetlerimiz ve hayru hasenatımız sebebiyle Rabbimiz tarafından diğer aylarda olmayan şekilde sevaplara nail kılınacak, bir amelimiz binlerle karşılık bulacak, Kadir Gecesi’nde yapacağımız güzel amellerimizle bin aylık mükafatlar elde edeceğiz.

Aziz Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz (sav), “Eğer siz, Ramazan’ın kıymetini bilseydiniz, bütün senenin Ramazan olmasını isterdiniz.” buyurmuştur. Çünkü Ramazan ayı, rahmet, bereket, mağfiret ve ateşten kurtuluş ayıdır. Rasulullah (sas) Efendimiz bunu şu şekilde ifade buyurmuştur: ”Ramazan’ın, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da ateşten kurtuluştur.” Bu kurtuluşun mükafatı ise, bir başka hadis-i şerifte şöyle müjdelenmiştir: “Şüphesiz ki, cennette bir kapı vardır, ona reyyan kapısı denir. Kıyamet gününde o kapıdan sadece oruçlular girer, onlardan başka hiçbir kimse o kapıdan giremez. Oruçlular o kapıdan içeri girince kapı kapanır ve başka hiç bir kimseye o kapıdan girmeye müsaade edilmez.”  “Oruç tutan için iki sevinç vardır. Birisi, iftar ettiği zaman, ikincisi ise, Rabbi ile buluştuğunda.”

Muhterem Kardeşlerim!

Ramazan ayı, fitre ve zekat ayıdır. Müslümanlar, öteden beri bu ayda yapılan amellerin sevabının diğer aylara nispetle kat kat fazla olduğunu bildikleri için, zekatlarını bu ayda vermeyi tercih ederler. Bu vesile ile burada bir hatırlatma yapmayı uygun görüyoruz. O da şudur: Allah kulları arasındaki sosyal dengeyi ve adaleti zekat ibadeti ile sağlamıştır. Zekattan maksadın gerektiği gibi hasıl olması için, nasıl ki namaz ibadeti cemaatle yirmi yedi derece üstün oluyor, teravihlerimiz cemaatle olunca daha çok anlam kazanıyor ve Allah’ın rahmeti cemaat üzerinde oluyorsa, zekat ibadeti de cemaat halinde yapıldığı zaman daha çok anlam kazanıyor, gayeye daha uygun oluyor. Daha çok hizmete vesile oluyor ve maksad daha iyi hasıl oluyor. Onun için de cemaat olarak zekatlarımızı ve fitrelerimizi, öyle tek tek ve bir çoğu zaman hikmetlerine uygun olmayan yerlere sarfetme yerine Teşkilatımız bünyesinde oluşmuş bulunan Fitre ve Zekat Fonumuza vermeli ve hikmete daha uygun bir şekilde zekat ve fitreye ihtiyacı olan yerlere ulaştırılmasına imkan hazırlamalıyız. Ayrıca fitre ibadetimiz, bir bakıma “baş” vergisi olduğu için sağlığımızın daha doğrusu insan olarak yaradılışımızın bir şükrüdür. Bundan dolayı da teşkilatlarımız daha bugünden bu kutlu çalışmaya önem vermeliler ve gereken düzenlemeleri yapmalı ve tertibat almalıdırlar.

Aziz Kardeşlerim!

Bu seneden itibaren Ramazan ayımız, batı Avrupa’da yaşayan biz Müslümanlar için iş ve okul tatillerine tevafuk etmektedir. Öyle olunca “Amellerin hayırlısı çok zahmet çekilerek yapılanıdır” hadis-i şerifinde de işaret edildiği veçhile ağır bir imtihan mevsimine giriyoruz demektir. Uzun ve yorucu bir mevsimde oruç tutatacağız. Her şeye rağmen oruçlarımızı tutarsak, teravihlerimizi kılarsak, fitre ve zekatlarımızı eda edersek ne büyük ecir ve mükafatlara nail olacağımızı unutmamalıyız. Çoluk çocuk demeden ailecek camilere koşmamız, camilerimizin lahuti havasında saf saf Rabbimizin huzurunda durmamız, iftar sofralarında cemaat olmanın şuuruna ermemiz, zekat ve fitrelerimizi tek elde toplayarak dünya Müslümanlarının mazlum ve mağdurlarına el atmamız, onlara yardımlarımızı ulaştırmamız, hep bu günlerde mümkün olacak ve bizi bir cemaat haline getirecektir. Öyle ise basit mazeretler bularak, nefsimizin oyununa gelmeyelim, şeytanın oyuncağı olmayalım.

Değerli Kardeşlerim!

Özellikle oruçlu iken gıybetten, yalandan, laf getirip götürmekten ve boş sözden sakınmalı, bütün kalp ve kalıbımızla oruç tutmalıyız. Yani yeme, içme ve cinsi temastan nasıl uzak durarak orucu zahiren tutuyorsak, manevi olarak ta orucumuza zarar veren şeylerden uzak durmalıyız. Bizi her an uyaran Peygamber Efendimiz (sav) bu hususta da şöyle buyuruyor: “Yalan konuşmayı, yalan sözlerle amel etmeyi terk etmeyen kimsenin yemesini, içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur” diğer bir Hadîs-i Şerîfte ise şöyle buyuruluyor: “Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan susuz ve açlıktan başka bir kazancı olmaz. Nice gece kalkıp nafile ibadet yapanlar vardır ki, bu kalkmasından ötürü uykusuzluktan başka bir kazancı olmaz.” Eğer birileri tarafından orucumuza manevi olarak zarar verilecekse, onlara karşı, “Ben oruçluyum” demek suretiyle kendimizi koruyalım ve bütün azalarımızla oruç tutalım ve böylelikle orucumuzdan beklediğimiz neticelere nail olalım.

IGMG İrşad Başkanlığı

[supsystic-social-sharing id="1"]