CUMA HUTBESİ

Hutbe – Peygamberi Anmak mı, Yaşamak mı?

01 Mayıs 2009

Muhterem Müminler,

Alemlere Rahmet Programlarının, bir diğer adıyla Kutlu Doğum Programlarının yapıldığı Nisan ayının sona erdiği bu günlerde, inanıyoruz ki Müslümanlar, Peygamberlerini çeşitli yönleri ile tanıma fırsatını buldular. Yine inanıyoruz ki dünyada bir anket yapılsa, kendisi hakkında en çok söz edilen şahsiyet, Hz. Muhammed Mustafa (sav)’dir. O’nun hakkındaki bilgilerimizi tazelediğimiz bu kutlu ve rahmet dolu ay, bize Peygamberimizi anmaktan ziyade, O’nun hayatından kesitler alarak hayatımızda yaşanabilir örnekler sunma fırsatını verdi. Çünkü Müslüman, Peygamberini yılın belli gün veya aylarında hatırlamaz, hayatının her anında onu kendisine örnek kabul eder ve günlük yaşantısında ona yer verir.

 

Aziz kardeşlerim,

Peygamber Efendimiz (sav), Allah’ın rızasını kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyen her insan için, mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet nümunesi idi. O’nun böyle olduğunu bizzat onu gönderen yüce Yaratıcı şöyle ifade buyuruyor: “Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” [33:21] Dolayısı ile Allah’ın Rasulü, hislerine mağlup insanları memnun etmek ve onlara pratik değerden mahrum birtakım nazari kaideler öğretmekle görevli olmayıp, onun hedefi, insanlığa hayata dair ameli kaideler öğretmek ve bu kaideleri kendi yaşayışıyla izah ve tarif etmekti. Bu bakımdan Mevlid kandillerinde onu anan Müslümanlar, onun takdim ettiği hayat düsturlarından hangisinde eksik taraflarımız var, hangi noktada ondan uzak bir hayat yaşıyoruz gibi konular üzerinde kafa yormalı ve bir sapma söz konusu ise zaman kaybetmeden, her alandaki yaşantısını onun hayatına benzetme çabasına girmelidir.

 

Değerli kardeşlerim,

Peygamberi yaşamak demek, onun bir insan olarak bize örneklik eden taraflarını almak ve onlara uygun hareket etmektir. Sahabe böyle yapmış ve “altın nesil” olma şerefine ulaşmıştı. Çünkü onun bize sunduğu hayat örneği, insanlığa gerçek saadeti kazandıran nümunelerdir ve mizacı bozulmamış her insanın mutlaka kabul edeceği gerçeklerdir.  Örneğin, o, etrafındaki insanlara yumuşak davranırdı. Yalandan nefret ederdi. Çirkin ve kaba sözler söylemez, çirkin hiç bir şeye özenmezdi. Nefsine karşı işlenen hiçbir saldırının karşısında intikam duygusu ile hareket etmemişti. Hizmetinde bulunan herkese iyi davranırdı. “Rasulullah’a dokuz sene hizmet ettim. Bana hiçbir defa niye şöyle şöyle yaptın dediğini bilmiyorum. Bana hiçbir şeyi de ayıplamış değildir” (Müslim, Fedail, 54, 53) diyen Enes (ra), bu gerçeği açıkça ifade etmişti. Eline esir olarak düşen insanlara bile iyi davranırdı. Hele ashabına ve ümmetine olan düşkünlüğü dillere destandı. Ki, Cenab-ı Hak onun bu yönünü şöyle buyurarak Kur’an’ında ebedileştirmişti: “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” [9:128] Hülasa Peygamber Efendimiz (sav), ne kadar güzel sıfat varsa hepsi ile süslenen, ne kadar da kötü haslet varsa onların hepsinden uzak olan bir insandı. Zira o, Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik.” [21:107] ayetinde anlatılan merhamet Peygamberi idi. Düşünelim bir kere, onun sünnetine sarılarak bizim de rahmet ümmeti olmamız bize ne kadar da yakışırdı? Ne mutlu onun nurlu yolundan yürüyen Müslümanlara…

 

IGMG İrşad Başkanlığı

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com