CUMA HUTBESİ

Hutbe – Peygamberi Tanımak

06 Nisan 2007

Muhterem kardeşlerim,

islam inanç sisteminin altı şartından birisinin de Peygamberlere inanmak olduğunu biliyoruz. Sayısını sadece Allah’ın bildiği ve yine Allah tarafından insanlar arasından seçilmiş olan peygamberler, kendi kavimlerini veya diğer insan toplumlarını doğru inanç, sahih ibadet ve güzel ahlak prensipleri çerçevesinde, yeniden planlamak ve bu suretle insanları sadece mutlu kılmak gayesiyle, seçilmiş insanlık önderleridir. Bu altın insan halkalarının sonuncusu, en parlağı ve imamiyyesi hükmündeki mümtaz halkası “Âlemlere Rahmet” olarak gönderildiğini Kur’an’ımızın beyan buyurduğu Hz. Muhammed Mustafa (sav) efendimizdir. Peygamber efendimiz (as), hem rasul hem de nebi olarak bütün insanlığa gönderilmiş “Ulu’l azim=Sabır, sebat sahibi büyük” bir peygamberdir. Kur’an-ı Kerim’imizin ifadesi ile Efendimiz (as) hem “Rasulullah” hem de “Hatemünnebiyyin=Nebilerin sonuncusu”dur. [33:40] Kendisinden sonra bir daha ne rasul, ne de nebi gelmeyecektir. İnsanlık, özellikle Müslümanlar, hem bu dünya hem de ahiret hayatında mesut ve bahtiyar olmanın anahtarını O’nu tanıyarak ve getirdiği değerleri kabul edip, hayatlarında uygulayarak elde edebilirler.

Değerli müminler,

içinde bulunduğumuz günler o ufuk insan, yüce peygamber, Allah sevgilisi Efendimiz (as)’ın doğum günü yıldönümüne tesadüf eden günler olması itibariyle, dünyanın dört bir yanında O’nu tanıtıcı programlar yapılıyor; konferanslar, sempozyumlar, paneller ve seminerler tertip ediliyor; sözlü ve görüntülü basın ve yayın organlarında bütün yönleriyle Peygamber Efendimiz (as) tanıtılıyor. Elbette biz Peygamberimizi yılda bir gün veya bir hafta hatırlayıp, sonra unutamayız. Çünkü her günümüzde ve bütün bir ömrümüz boyunca, hayatımızın O’nun sünnetiyle şekillenmesine gayret ederiz. Bu ise kuru bir gayretle değil, O’nu önce çok iyi tanıyarak, sonra da o bilgilerin ışığında bir hayat benimseyerek, O’na layık bir ümmet olmaya çalışmakla elde edilir. Gerçek birer mümin olmamız ve Allah’ın sevgili kulları arasına girmemiz, O’nu hayatımızın her safhasında ve sahasında yer vermek suretiyle olur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’imiz bunu şu şekilde beyan buyuruyor: “(Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.“ [3:31]

Aziz kardeşlerim,

teşkilat olarak geçen seneden bu tarafa bütün kurumlarımızda Efendimiz (as)’ın “Kutlu Doğum” gününü bir gün bir hafta değil, tam bir ay olarak kutluyoruz. Bu manadan olmak üzere hemen bütün bölgelerimizde, cami ve salonlarda çok geniş katılımlı programlar gerçekleştiriliyor. Peygamber Efendimiz (as), bütün yönleri ile tanıtılıyor; bilgiler tazeleniyor; sünnetini ihya gayretleri harekete geçiriliyor. Bu tür çalışmalara son derece ihtiyaç duyduğumuz bir dönemi yaşıyoruz. Bilhassa gençliğimizin Peygamberlerini yakından tanımaya ve bir ideal insanı olarak O’nu benimsemeleri gerekiyor. Biz millet olarak az okuyan bir toplumuz. Onun için de bu programlara katılacak olan kardeşlerimiz, kendilerine sunulan bu programlardaki bilgilerle, bu az okumadan meydana gelen bilgi açıklarını kapatabilirler. Dolayısı ile bu programlara kardeşlerimiz bütün aile üyeleriyle beraber katılmalılar ve maddi-manevi destek vermeliler.

Muhterem kardeşlerim,

bu sene yapılan Kutlu Doğum programlarının bir özelliği de Peygamber mesajının toplayıcılığında, Müslümanlara din hizmeti veren İslami kuruluşların güç ve söz birliği ederek ortak programlar tertip etmiş olmalarıdır. Avrupa genelinde birçok merkezlerde bu toplu programlar yapılmasına rağmen, 16 bin kişinin katılımı ile gerçekleştirilecek olan ve Köln Arena spor salonunda 10 Nisan 2007 akşamı yapılacak büyük “Kutlu Doğum” programına önce Köln’e komşu bölgelerimiz, sonra da civar bölgelerdeki kardeşlerimiz programa katılmak suretiyle destek vermelidirler. Hutbemizi bir hadis-i şerif mealiyle bitirirken tekrar bütün din kardeşlerimizin Mevlid Kandillerini kutluyoruz. Peygamber Efendimiz (as) buyuruyor ki: “İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı cennete girer“ buyurdu. Bunun üzerine: Ey Allah’ın elçisi, cennete girmeyi kim istemez ki? denildi. Peygamber Efendimiz: “Bana itaat edenler cennete girer, bana karşı gelenler cenneti istememiş demektir“(Buhârî, İ’tisâm) buyurdu.

IGMG İrşad Başkanlığı

[supsystic-social-sharing id="1"]