CUMA HUTBESİ

Hutbe – Verdiği Nimetlerden Dolayı Allah’a Şükrediniz

09 Nisan 2010

Muhterem Müminler!

Şükür, verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verene karşı söz, fiil veya kalb ile gösterilen saygı; yapılan iyiliğin kıymetini bilme, iyilik yapana bu hissi gösterme, nimet ve iyiliği anıp sahibini övme anlamına gelir. "Hamd" de aynı manaya kullanılır. Türkçemizde kullandığımız teşekkür ve şükran kelimeleri de aynı köktendir. Peygamber Efendimiz (sav), "Elhamdu lillahi Rabbilâlemin dediğin zaman, muhakkak ki Allah’a şükretmiş olursun" buyurarak hamd ile şükrün birbirine yakın olduğunu ifâde etmiştir. Ayrıca "Hamd, şükrün başıdır. Allah’a hamdetmeyen, O’na şükretmemiş sayılır" Peygamber sözünden anlaşılacağı gibi, hamd sözlü şükürdür ve şükrün başıdır. Hamd ile şükrün ikisinde de kasdedilen, nimeti verendir. Gerçek manada nimetlerin sahibi ise Allahu Teala Hazretleridir.

Aziz kardeşlerim!

Nimetlerin gerçek sahibi olan Cenab-ı Hakk’a karşı eda edilecek şükür üç şekilde yerine getirilir: Şükür, dil ile olur; yani nimetleri veren Allah’ı anmak, onu övmek ve bu hususta dil ile yapılabilecek şeyleri yapmakla olur. Rabbimiz, Peygamber Efendimize ve onun vasıtasıyla bütün insanlara bu hususta şöyle emir buyurmuştur: "Rabbinin nimetine (ihsanına) gelince, onu minnet ve şükranla an" (Duha Suresi, [93:11]) Şükür kalp ile olur; yani kalp ile nimeti vereni tanımak ve onu tasdik etmektir. Şükür, fiil ile olur; yani her çeşit nimeti veren Rabbimizin emir ve yasakları, vücudumuzun hangi organını ilgilendiriyorsa, o organımızın, Allah’ın emir ve yasaklarına uygun hareket etmesini sağlamamız vücudumuzla yapacağımız şükürdür. Kur’an-ı Kerim’imizde bu konuda şöyle buyurulmaktadır: "Gerçekten İbrahim, Hakk’a yönelen, Allah’a itaat eden bir önder idi. Allah’a ortak koşanlardan değildi. Allah’ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti" (Nahl Suresi, [16:120][16:121])

Değerli kardeşlerim!

Yüce Allah Kur’an’da insanı yoktan varettiğini ve ona çeşitli nimetler verdiğini, dolayısıyla insanın da buna karşı Allah’a şükretmesinin gerektiğini bildirerek şöyle buyurmuştur: "Siz hiç bir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından dünyaya getirdi; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi" (Nahl, 16:78) "Biz, büyük baş havyanları da sizin için Allah’ın (dininin) işaretlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır”¦. İşte bu hayvanları biz şükredesiniz diye sizin istifâdenize verdik." (Hac Suresi, [22:36]) Bu ve benzeri bütün nimetlerin şükrü, onları Allah’ın yolunda kullanmak ve onun rızası için münasip yerlere sarfedip değerlendirmektir.

Şükrün zıddı ise, küfürdür ve nimetleri inkâr etmektir. Aslında Allah’ın kendisinin şükre ihtiyacı yoktur. Yapılacak şükrün faydası şükredenleredir. Nitekim Rabbimiz, “Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki, Rabbim kimsenin şükrüne muhtaç değildir; lütuf ve kerem sahibidir" (Neml Suresi, [27:40]) buyurmuştur. Ayette belirtildiği gibi, küfreden insanın kötülüğü kendi şahsına, şükredenin faydası da kendi şahsınadır. Kişinin küfrünün de, şükrünün de karşılığı kendisine döner. Buna göre insanlar, genelde şükreden veya küfredenler olmak üzere iki grupta toplanırlar. Allah ve Resulü, küfürden uzak durup şükür üzere bulunmaktan razı olmuşlardır. Şükrü tercih eden imân ehli, dünya ve ahirette kârlı çıkacakatır. Dolayısı ile bizler de sağlığımızı, aklımızı, malımızı, servetimizi, elimizdeki her türlü imkânımızı Allah vergisi bir nimet olarak kabul etmeli ve nankörlük etmeyerek, dilimizle, kalbimizle ve bütün bedenimizle bu nimetlere gereği gibi hamd ve şükretmeliyiz; küfranı nimette bulunmamalıyız. 

IGMG İrşad Başkanlığı

[supsystic-social-sharing id="1"]