CUMA HUTBESİ
Kul Hakkı ve Toplumsal Denge
15 Ocak 2026
Muhterem Müslümanlar!
İslam ahlakının en temel esaslarından biri kul hakkıdır. Âlimler kul hakkına riayeti, “Allah’ın yarattıklarına şefkat göstermek” diye tarif etmişlerdir. Çünkü Rabbimiz insanı mükerrem kılmış, onun malına, canına, haysiyetine bir dokunulmazlık vermiştir. Bu nedenle Kur’an, “Aranızda mallarınızı haksız yollarla yemeyin.”[1] buyururken sadece maddi haksızlıkları değil, her türlü zulmü yasaklamaktadır. Zulmün Kur’an literatüründeki karşılıklarından biri de kul hakkına girmektir. Yani, kul hakkına girmek de bir çeşit zulümdür.
Kardeşlerim!
Kul hakkı yalnızca birinin malını çalmak veya gasp etmek değildir. Bir insanın; onurunu kırmak, arkasından konuşmak, aldatmak, borcu ödemeyi keyfî şekilde geciktirmek, bir çalışanı emeğinin karşılığını vermeyerek yormak, kamu malını israf etmek, sosyal medyada veya gerçek hayatta birini itibarsızlaştırmak da kul hakkıdır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.), “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir.”[2] buyurmuştur. Yani kul hakkının alanı evden ticarete, işyerinden sosyal medyaya kadar karşılıklı ilişkinin var olduğu her yerdir.
Bugün toplumumuzun yaşadığı en derin krizlerden biri güven krizidir. İnsanların birbirine güvenemediği, alışverişte şüphe duyduğu, emanetin zayıfladığı bir hayat oluştu. Bu güven kaybının temel sebebi doğruluğun ve adaletin zayıflaması, kul hakkının hafife alınmasıdır. Mesela internette bir ürün satarken kusuru gizlemek, kirada fahiş artışla kiracıyı zor duruma düşürmek, kirayı ödemeyerek ev sahibini mağdur etmek, işyerinde bir çalışanın emeğini yok saymak, randevusuna zamanında gelmemek… Bunların her biri hem dünyada hem ahirette ağır sorumluluk doğurur. Nitekim Efendimiz (s.a.v.) müflis hadisiyle bizi uyarmıştır: “Ümmetimin müflisi; kıyamet günü namaz, oruç, zekâtla gelir fakat sövdüğü, iftira ettiği, malını yediği, kanını döktüğü kimseler onun sevaplarını alır; sevapları tükenirse onların günahları ona yüklenir ve cehenneme atılır.”[3]Bu hadisin işaret ettiği hakikat şudur: İnsan namazını da kılsa, oruç da tutsa; kul hakkı varken bu ibadetler kişiyi kurtarmaya yetmeyebilir.
Kur’an ayrıca “Ölçtüğünüzde tam ölçün, doğru teraziyle tartın.”[4] buyurarak adaletin yalnızca mahkemede değil; alışverişte, sözde, davranışta, iş ahlakında, ailede ve toplumsal ilişkilerde de geçerli olduğunu hatırlatmaktadır. Bu yüzden kul hakkından korunmanın yolu adaleti hayatın merkezine alarak her alanına taşımaktır. Öfkelendiğinde adalet, kazançta dürüstlük, ilişkilerde ölçü, sosyal medyada sorumluluk, borçta titizlik, hepsi kul hakkından sakınmanın gereğidir.
Aziz Kardeşlerim
Hak sahipleriyle helalleşmek, bugün yapılacak en büyük arınmadır. Dünyada helalleşmek, ahirette hesap yükünü hafifletir. Rabbimiz bizleri elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği mümin kullarından eylesin. Âmin.
[1] Bakara suresi, 2:188
[2] Buhârî, Îmân, 4
[3] Müslim, Birr, 59. Tirmizî, Kıyâmet, 2
[4] İsrâ suresi, 17:35
Hutbe – Arapça











