Cinsiyet ve Cinsel Kimlik
Cins, cinsiyet, cinsellik ve cinsel kimlik kavramları günümüz dünyasında sadece sosyal bilimlerin değil, eğitim ve din bilimlerinin de konusu oldu. “Cins”, birbirine benzeyen ve ortak birçok karakterleri olan türler topluluğu olarak tarif edilir. “Cinsiyet (Biological Sex)” bireyin doğuştan sahip olduğu biyolojik ve fizyolojik özelliklere dayalı olarak kadın ya da erkek oluşunu; “Toplumsal Cinsiyet (Gender)” bireylerin toplum içinde kadın ya da erkek olarak üstlendikleri sosyal roller ve beklentilerle şekillenen kimliklerini ifade eder. Bu kimliklerin oluşmasında bireysel deneyimler ve toplumların örfleri belirleyicidir. “Cinsel Kimlik (Gender Identity)” bireyin kendisini kadın, erkek, her ikisi veya hiçbiri olarak tanımlama biçimi iken, “Cinsellik (Sexuality)” bireyin cinsel duygu, düşünce ve davranışlarını kapsayan psikososyal bir alanı, “Cinsel Yönelim (Sexual Orientation)” ise bireyin duygusal ve cinsel olarak hangi cinsiyete ilgi duyduğunu ifade eder; heteroseksüellik, eşcinsellik, biseksüellik gibi yönelimleri kapsar.
Fıtrat Kavramı ile Cinsiyet Meselesine Bakış
İslam düşüncesinde insan yaratılmıştır ve mahlukatın en şerefli ve yaratılışı en mükemmel türüdür. İnsan, yaratılışıyla birlikte belirli bir fıtrat üzerine var edilmiştir. Fıtrat kelimesi “yarmak, yaratmak, icat etmek” anlamlarındaki “fatr” kökünden gelir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler de insanın doğuştan getirdiği saf doğasını, ilahî yatkınlıklarını ve hakka yönelme kabiliyetini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de[75] ve birçok sahih hadiste geçen fıtrat kavramı İslam’a yatkınlık, istikamet ve selamet potansiyeli anlamında anlaşılmalıdır. Çocuk, doğduğunda iman ya da küfürle değil; doğruya meyilli, temiz bir yapı ile dünyaya gelir. Görüldüğü gibi fıtrat yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda ahlaki, ruhsal ve toplumsal bir dengeyi ifade eder. Bu denge insanın kendisini tanımasında, sınırlarını bilmesinde ve Rabbine yönelişinde bir yol haritası işlevi görür. Fıtrat inanışı insanın mutlak bir özgürlükle değil, yaratılışına uygun bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini ortaya koyar.
Yaratılışın bir parçası olarak cinsiyet de bu fıtri düzenin temel unsurlarındandır. İslam’a göre kadın ve erkek olarak var edilmek, insanın ilahî takdirle biçimlenmiş bir yönüdür ve bu yön, tercih ya da müdahale alanına açık bir şey değil, kabul ve sorumluluk gerektiren bir hakikattir. Kadın ve erkek cinslerinin yanı sıra çift cinsiyetli bireylerin varlığı da fıtrat içerisindedir ve Allah’ın yaratma kudretinin ve hikmetinin bir göstergesi olarak fıtridir. Cinsiyetin bu şekilde anlaşılması insanın kendi özüne yabancılaşmadan yaşamasını sağlayan bir sabite olarak değerlendirilir. Bu perspektif, sadece bir biyolojik gerçekliğe değil, aynı zamanda yaratılışın anlamına ve insana yüklenen emanete dair bir kavrayışa işaret eder.
Cinsiyet ve Cinsel Kimlik Tartışmalarının Farklı Boyutları
Toplumda cinsiyet ve cinsel kimlik tartışmaları yalnızca biyolojik, toplumsal ve siyasi alan için değil, aynı zamanda dinî alan açısından da önemli bir yer tutar. İslam, cinsiyeti biyolojik bir gerçeklik olarak kabul eder ve kadın ile erkek olmak üzere iki temel cinsiyetin varlığını esas alır.[76] Kur’an-ı Kerim’de bu iki cinsiyetin birbirini tamamladığı ve yaratılışın bir gereği olduğu belirtilir.[77] Kadın ve erkeğin nikâh ile kurmuş oldukları sosyal yapı hem cinsel yaşantıyı düzenler hem de kadın-erkek, karı-koca ve anne-baba kavram ve kimlikleri ile aile adı verilen kurumu oluşturur. İslam düşüncesinde aile yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir kurumdur. Aile insanın yaratılış gayesine uygun bir şekilde fıtrî olarak yapılandırılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de kadın ve erkek arasındaki ilişkinin temelinde meveddet (sevgi) ve rahmet (merhamet) olduğu bildirilir.[78] Bu sevgi ve rahmet temelli birliktelik sadece iki bireyin duygusal ve fiziksel yakınlığıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda yaratılışın sürekliliğini, yani neslin devamını hedefler.
Doğurganlık ve neslin devamlılığı ailenin oluşumunun temel faktörlerinden olsa da kadın ve erkek arasındaki evlilik bağı yalnızca biyolojik bir birleşme değil; aynı zamanda ahlaki sorumluluk, toplumsal düzen ve gelecek nesillerin terbiyesi anlamını taşır. Bu bağlamda, nesli devam ettirmeyen ya da tabii doğurganlık ilkesine dayanmayan birliktelikler İslam düşüncesinde aile kavramı kapsamında değerlendirilmez. Çünkü aile yalnızca fizyolojik değil; aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir ilkeye, hatta ilahî bir yasaya dayanır. Dolayısıyla aile, bireylerin hak ve sorumluluklarının dengelendiği, çocukların korunup eğitildiği, merhametin ve adaletin yaşatıldığı bir yapıdır.
İslam’a göre kadın ve erkek sadece fizyolojik olarak yaratılış bakımından farklı değildir. Kadın ve erkek arasında görev ve sorumluluk dağılımı noktasında da farklılıklar mevcuttur. Her iki cinsiyet de fıtrî özelliklerine uygun şekilde toplumsal yapıya katkı sunar. Farklılıklar İslam’da adalet ilkesine uygun bir biçimde değerlendirilmeli; eşitlik değil, denklik (mukabele) esas alınmalıdır. Ancak bu farklılıklar, herhangi bir üstünlük ya da ayrımcılık için bir sebep değildir. Zira Allah Teâlâ insanın değerini “takvada üstünlük” ile ölçer.[79] Çoğunlukla ataerkil toplumlarda kadınları erkeklerle eşit görmeyen gizli ya da açık genel tasavvurun aksine İslam’da kadın ve erkek Allah karşısında eş değerli fakat farklı sorumluluğa sahip bireyler olarak görülür.
Fıtrat Açısından Farklı Cinsel Yönelimlere Bakış
IGMG bireyin temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınmasını, bireylerin ve toplumun (cemaatlerin) onur ve haysiyetlerinin korunmasını esas olarak kabul eder. Çoğulculuğu zenginlik olarak görür. İnanç topluluklarının kendi değerlerini özgürce yaşama ve ifade etme hakkı da bu çoğulculuğun temelidir. Bu çerçevede, IGMG farklı hayat tarzlarına yönelik bir dışlama ya da nefret dili değil, karşılıklı anlayış ve diyalog zemininde bir birlikte yaşam çağrısı yapmaktadır. Farklı cinsel kimlikler nasıl anayasal güvence altındaysa, bu yönelimleri eleştiren ve fıtrata aykırı bulan görüşlerin de kendilerini ifade etmeleri, bu yönelimden çıkmak isteyen bireylerin varlığı da aynı şekilde anayasal güvence altında bir özgürlük alanı olarak değerlendirilmelidir. Anayasal özgürlük cinsel yönelimler söz konusu olduğunda tarafgir bir şekilde uygulanmamalı, her bir yönelime eşit yaklaşılarak biri diğerine tercih edilmemelidir.
Eşcinsel ilişki İslam fıkhına göre haramdır. Bu durum alkol, zina ve faiz gibi “haram” kabul edilen diğer yasaklarla kıyaslanabilir. Lût kavminin kıssası, eşcinselliğe dair en yaygın referanslardan biridir ve İslam âlimleri bu kıssayı eşcinselliğin haramlığının dinî temeli olarak değerlendirir.[80] Burada dikkat edilmesi gereken nokta, İslam’ın eşcinselliği bir yönelim değil, bir fiil olarak ele almasıdır. Bireyin bu eğilimleri eyleme dökmesi haram olarak değerlendirilir.[81] İslam, bireylerin duygularını değil, sergiledikleri davranışları esas alarak hüküm verir.[82]
Eşcinselliğin toplum içinde yaygınlaşması ve normalleştirilmesi IGMG açısından ahlaki yozlaşmadır. Bu bakış, eşcinsel fertlere yönelik muamelenin ayrımcı bir şekilde geliştirilmesi anlamına gelmez. Bu bireyler, günah işleyen bireyler olarak değerlendirilir. Günahkâr kullar için tövbe kapısı her zaman açıktır. Bu durumda IGMG, eşcinsel ilişkinin günah olduğu inancındadır ama bu tarz bir ilişki içerisinde olanlara yönelik şiddet, nefret ve ayrımcılığı da reddeder.
Günah işleyen bireylerin camiye girmesi yasaklanamaz çünkü cami her Müslüman’a açık bir ibadet mekânıdır. Kur’an-ı Kerim’de de Allah’ın rahmet kapılarının her zaman açık olduğu belirtilir.[83] Ancak, bireylerin toplum içinde günahı açıkça teşvik etmeleri İslam toplumlarında hoş karşılanmaz. Bununla birlikte İslam’a göre bir günah işleyen ve bu günahı izhar eden bireylerin İslami teşkilatlara üye olup olamayacağı konusu teşkilatların inisiyatifindedir. Teşkilatlar üye kabul ederken kriterler koyma hak ve salahiyetine sahiptir.
İslam’a göre bireylerin ibadetleri ve dinî yükümlülükleri kişisel bir sorumluluk olduğu için günahkâr bireyler de maddi ve manevi ibadetlerini yerine getirebilir. İslami bir topluluğun yöneticileri, toplumun dinî ve ahlaki değerlerini temsil etme yükümlülüğüne ve mezkûr değerleri koruma sorumluluğuna sahiptirler. Bu nedenle İslam cemaatlerinde yönetici pozisyonunda yer almak veya teşkilat önderliği yapmak için bireyin İslami değerlere uygun bir yaşam sürmesi beklenir.
İslam bireylere karşı hoşgörü ve merhametle yaklaşmayı öğütler.[84] Allah’ın bir imtihan yeri olarak yarattığı dünyada hiçbir insan günahtan bütünüyle beri ve günah karşısında korunmuş değildir. Kişilerin günahları nedeniyle toplumdan dışlanması yerine, onlara doğruyu anlatmak ve hidayete yönlendirmek esastır. Ancak, bu tutum işlenen günahın meşru görülmesi anlamına gelmez. Allah’ın insanlara bildirdiği temel ilkeler, dünya ve ahiret hayatında saadete kavuşmak için anahtardır.
Cinsiyet ve Cinsel Kimliğe Dair Temel Yaklaşımlarımız
IGMG cinsiyet, cinsel kimlik ve yönelimlere ilişkin tartışmalar karşısında hem İslami kaynaklara dayalı hem de çağdaş toplumsal gerçekliği dikkate alan bütüncül bir yaklaşımı benimser. Bu yaklaşım şu temel ilkelerle özetlenebilir:
- Cinsiyet fıtratın bir parçası olarak ilahî bir yaratılış sabitesidir; değiştirilemez bir hakikattir.
- Cinsel kimlik ve toplumsal cinsiyet gibi kavramlar bireyin deneyimiyle ve örfün belirleyiciliğiyle oluşur. Ancak bu kimlikler İslami değerlerle örtüştüğü ölçüde değerlendirilir. Kadını veya erkeği tahfif eden, insan onurunu zedeleyen rol ve isimlendirmeler uygun görülmez.
- IGMG için aile, evlilik, nikâh, erkek-kadın, karı-koca ve anne-baba kavram ve rolleri hayati önem taşır. Neslin devamı ve sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için bu kavram ve modeller elzemdir.
- IGMG homoseksüellik ve farklı yönelimleri fiilî günah olarak değerlendirir. Fakat bu kimlikleri taşıyan bireyler dışlanmaz, nefret söylemi geliştirilmez. Ancak günahın alenileştirilmesi ve dayatılmasını kabul etmez.
- IGMG her birey için günahlarından dönme fırsatı sunan tövbe kapısının kişinin ölümüne kadar açık olduğunu, hayatın bir imtihan olduğunu ve her bireyin yaşamı boyunca manevi rehberlikle desteklenebileceğini kabul eder.
- Farklı cinsel yönelimler anayasa ve yasalarca korunurken, dinî inançlar ve klasik rollerin dışlanmasına, küçümsenmesine veya yaftalanmasına IGMG karşı çıkar.
- IGMG dinî değerler ile farklı kimliklerin barışçıl bir yasal ve toplumsal zemin içerisinde bir arada var olmasını savunur.
- IGMG bu metni bir ilkeler beyanı olarak kabul eder; yerel şartlara ve istişare süreçlerine göre pratik düzenlemeler geliştirir.
Bu ilkeler doğrultusunda, IGMG toplumsal sorumluluğunu yerine getirirken hem inanç esaslarını korur hem de toplumsal barışı önceleyen bir dili ve tutumu sürdürür.
Dipnotlar
- Rûm suresi, 30:30 ↩
- Hucurât suresi, 49:13; Necm suresi, 53:45-46; Şûrâ suresi, 42:49-50; Leyl suresi, 92:3-4 ↩
- Bakara suresi, 2:187; Rûm suresi, 30:21; A’raf suresi, 7:189; Nisâ suresi, 4:1 ↩
- Rûm suresi, 30:21 ↩
- Hucurât suresi, 49:13 ↩
- A’râf suresi, 7:80-81; Şuarâ suresi, 26:165-167; Hûd suresi, 11:82-83 ↩
- Buhârî, Talak, 11; Müslim, İman, 127 ↩
- Talak suresi, 65:2 ↩
- Zümer suresi, 39:53; Nisâ suresi, 4:110; Buhârî, Edeb, 19; Müslim, Tevbe, 17; Buhârî, Tevhid, 35; Müslim, Tevbe, 29 ↩
- Nahl suresi, 16:125; Tâhâ suresi, 20:44; Müslim, Tevbe, 32; Buhârî, Vudû, 58; Müslim, Tahâret, 98 ↩











