Siyaset, Irkçılık, Din Özgürlüğü: Muhtelif Meselelere Dair Duruşumuz

Cinsiyet ve Cinsel Kimlik

Cins, cinsiyet, cinsellik ve cinsel kimlik kavramları günümüz dünyasında sadece sosyal bilimlerin değil, eğitim ve din bilimlerinin de konusu oldu. “Cins”, birbirine benzeyen ve ortak birçok karakterleri olan türler topluluğu olarak tarif edilir. “Cinsiyet (Biological Sex)” bireyin doğuştan sahip olduğu biyolojik ve fizyolojik özelliklere dayalı olarak kadın ya da erkek oluşunu; “Toplumsal Cinsiyet (Gender)” bireylerin toplum içinde kadın ya da erkek olarak üstlendikleri sosyal roller ve beklentilerle şekillenen kimliklerini ifade eder. Bu kimliklerin oluşmasında bireysel deneyimler ve toplumların örfleri belirleyicidir. “Cinsel Kimlik (Gender Identity)” bireyin kendisini kadın, erkek, her ikisi veya hiçbiri olarak tanımlama biçimi iken, “Cinsellik (Sexuality)” bireyin cinsel duygu, düşünce ve davranışlarını kapsayan psikososyal bir alanı, “Cinsel Yönelim (Sexual Orientation)” ise bireyin duygusal ve cinsel olarak hangi cinsiyete ilgi duyduğunu ifade eder; heteroseksüellik, eşcinsellik, biseksüellik gibi yönelimleri kapsar.

Fıtrat Kavramı ile Cinsiyet Meselesine Bakış

İslam düşüncesinde insan yaratılmıştır ve mahlukatın en şerefli ve yaratılışı en mükemmel türüdür. İnsan, yaratılışıyla birlikte belirli bir fıtrat üzerine var edilmiştir. Fıtrat kelimesi “yarmak, yaratmak, icat etmek” anlamlarındaki “fatr” kökünden gelir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler de insanın doğuştan getirdiği saf doğasını, ilahî yatkınlıklarını ve hakka yönelme kabiliyetini ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de[75] ve birçok sahih hadiste geçen fıtrat kavramı İslam’a yatkınlık, istikamet ve selamet potansiyeli anlamında anlaşılmalıdır. Çocuk, doğduğunda iman ya da küfürle değil; doğruya meyilli, temiz bir yapı ile dünyaya gelir. Görüldüğü gibi fıtrat yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda ahlaki, ruhsal ve toplumsal bir dengeyi ifade eder. Bu denge insanın kendisini tanımasında, sınırlarını bilmesinde ve Rabbine yönelişinde bir yol haritası işlevi görür. Fıtrat inanışı insanın mutlak bir özgürlükle değil, yaratılışına uygun bir sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini ortaya koyar.

Yaratılışın bir parçası olarak cinsiyet de bu fıtri düzenin temel unsurlarındandır. İslam’a göre kadın ve erkek olarak var edilmek, insanın ilahî takdirle biçimlenmiş bir yönüdür ve bu yön, tercih ya da müdahale alanına açık bir şey değil, kabul ve sorumluluk gerektiren bir hakikattir. Kadın ve erkek cinslerinin yanı sıra çift cinsiyetli bireylerin varlığı da fıtrat içerisindedir ve Allah’ın yaratma kudretinin ve hikmetinin bir göstergesi olarak fıtridir. Cinsiyetin bu şekilde anlaşılması insanın kendi özüne yabancılaşmadan yaşamasını sağlayan bir sabite olarak değerlendirilir. Bu perspektif, sadece bir biyolojik gerçekliğe değil, aynı zamanda yaratılışın anlamına ve insana yüklenen emanete dair bir kavrayışa işaret eder.

Cinsiyet ve Cinsel Kimlik Tartışmalarının Farklı Boyutları

Toplumda cinsiyet ve cinsel kimlik tartışmaları yalnızca biyolojik, toplumsal ve siyasi alan için değil, aynı zamanda dinî alan açısından da önemli bir yer tutar. İslam, cinsiyeti biyolojik bir gerçeklik olarak kabul eder ve kadın ile erkek olmak üzere iki temel cinsiyetin varlığını esas alır.[76] Kur’an-ı Kerim’de bu iki cinsiyetin birbirini tamamladığı ve yaratılışın bir gereği olduğu belirtilir.[77] Kadın ve erkeğin nikâh ile kurmuş oldukları sosyal yapı hem cinsel yaşantıyı düzenler hem de kadın-erkek, karı-koca ve anne-baba kavram ve kimlikleri ile aile adı verilen kurumu oluşturur. İslam düşüncesinde aile yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir kurumdur. Aile insanın yaratılış gayesine uygun bir şekilde fıtrî olarak yapılandırılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de kadın ve erkek arasındaki ilişkinin temelinde meveddet (sevgi) ve rahmet (merhamet) olduğu bildirilir.[78] Bu sevgi ve rahmet temelli birliktelik sadece iki bireyin duygusal ve fiziksel yakınlığıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda yaratılışın sürekliliğini, yani neslin devamını hedefler.

Doğurganlık ve neslin devamlılığı ailenin oluşumunun temel faktörlerinden olsa da kadın ve erkek arasındaki evlilik bağı yalnızca biyolojik bir birleşme değil; aynı zamanda ahlaki sorumluluk, toplumsal düzen ve gelecek nesillerin terbiyesi anlamını taşır. Bu bağlamda, nesli devam ettirmeyen ya da tabii doğurganlık ilkesine dayanmayan birliktelikler İslam düşüncesinde aile kavramı kapsamında değerlendirilmez. Çünkü aile yalnızca fizyolojik değil; aynı zamanda ahlaki ve toplumsal bir ilkeye, hatta ilahî bir yasaya dayanır. Dolayısıyla aile, bireylerin hak ve sorumluluklarının dengelendiği, çocukların korunup eğitildiği, merhametin ve adaletin yaşatıldığı bir yapıdır.

İslam’a göre kadın ve erkek sadece fizyolojik olarak yaratılış bakımından farklı değildir. Kadın ve erkek arasında görev ve sorumluluk dağılımı noktasında da farklılıklar mevcuttur. Her iki cinsiyet de fıtrî özelliklerine uygun şekilde toplumsal yapıya katkı sunar. Farklılıklar İslam’da adalet ilkesine uygun bir biçimde değerlendirilmeli; eşitlik değil, denklik (mukabele) esas alınmalıdır. Ancak bu farklılıklar, herhangi bir üstünlük ya da ayrımcılık için bir sebep değildir. Zira Allah Teâlâ insanın değerini “takvada üstünlük” ile ölçer.[79] Çoğunlukla ataerkil toplumlarda kadınları erkeklerle eşit görmeyen gizli ya da açık genel tasavvurun aksine İslam’da kadın ve erkek Allah karşısında eş değerli fakat farklı sorumluluğa sahip bireyler olarak görülür.

Fıtrat Açısından Farklı Cinsel Yönelimlere Bakış

IGMG bireyin temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınmasını, bireylerin ve toplumun (cemaatlerin) onur ve haysiyetlerinin korunmasını esas olarak kabul eder. Çoğulculuğu zenginlik olarak görür. İnanç topluluklarının kendi değerlerini özgürce yaşama ve ifade etme hakkı da bu çoğulculuğun temelidir. Bu çerçevede, IGMG farklı hayat tarzlarına yönelik bir dışlama ya da nefret dili değil, karşılıklı anlayış ve diyalog zemininde bir birlikte yaşam çağrısı yapmaktadır. Farklı cinsel kimlikler nasıl anayasal güvence altındaysa, bu yönelimleri eleştiren ve fıtrata aykırı bulan görüşlerin de kendilerini ifade etmeleri, bu yönelimden çıkmak isteyen bireylerin varlığı da aynı şekilde anayasal güvence altında bir özgürlük alanı olarak değerlendirilmelidir. Anayasal özgürlük cinsel yönelimler söz konusu olduğunda tarafgir bir şekilde uygulanmamalı, her bir yönelime eşit yaklaşılarak biri diğerine tercih edilmemelidir.

Eşcinsel ilişki İslam fıkhına göre haramdır. Bu durum alkol, zina ve faiz gibi “haram” kabul edilen diğer yasaklarla kıyaslanabilir. Lût kavminin kıssası, eşcinselliğe dair en yaygın referanslardan biridir ve İslam âlimleri bu kıssayı eşcinselliğin haramlığının dinî temeli olarak değerlendirir.[80] Burada dikkat edilmesi gereken nokta, İslam’ın eşcinselliği bir yönelim değil, bir fiil olarak ele almasıdır. Bireyin bu eğilimleri eyleme dökmesi haram olarak değerlendirilir.[81] İslam, bireylerin duygularını değil, sergiledikleri davranışları esas alarak hüküm verir.[82]

Eşcinselliğin toplum içinde yaygınlaşması ve normalleştirilmesi IGMG açısından ahlaki yozlaşmadır. Bu bakış, eşcinsel fertlere yönelik muamelenin ayrımcı bir şekilde geliştirilmesi anlamına gelmez. Bu bireyler, günah işleyen bireyler olarak değerlendirilir. Günahkâr kullar için tövbe kapısı her zaman açıktır. Bu durumda IGMG, eşcinsel ilişkinin günah olduğu inancındadır ama bu tarz bir ilişki içerisinde olanlara yönelik şiddet, nefret ve ayrımcılığı da reddeder.

Günah işleyen bireylerin camiye girmesi yasaklanamaz çünkü cami her Müslüman’a açık bir ibadet mekânıdır. Kur’an-ı Kerim’de de Allah’ın rahmet kapılarının her zaman açık olduğu belirtilir.[83] Ancak, bireylerin toplum içinde günahı açıkça teşvik etmeleri İslam toplumlarında hoş karşılanmaz. Bununla birlikte İslam’a göre bir günah işleyen ve bu günahı izhar eden bireylerin İslami teşkilatlara üye olup olamayacağı konusu teşkilatların inisiyatifindedir. Teşkilatlar üye kabul ederken kriterler koyma hak ve salahiyetine sahiptir.

İslam’a göre bireylerin ibadetleri ve dinî yükümlülükleri kişisel bir sorumluluk olduğu için günahkâr bireyler de maddi ve manevi ibadetlerini yerine getirebilir. İslami bir topluluğun yöneticileri, toplumun dinî ve ahlaki değerlerini temsil etme yükümlülüğüne ve mezkûr değerleri koruma sorumluluğuna sahiptirler. Bu nedenle İslam cemaatlerinde yönetici pozisyonunda yer almak veya teşkilat önderliği yapmak için bireyin İslami değerlere uygun bir yaşam sürmesi beklenir.

İslam bireylere karşı hoşgörü ve merhametle yaklaşmayı öğütler.[84] Allah’ın bir imtihan yeri olarak yarattığı dünyada hiçbir insan günahtan bütünüyle beri ve günah karşısında korunmuş değildir. Kişilerin günahları nedeniyle toplumdan dışlanması yerine, onlara doğruyu anlatmak ve hidayete yönlendirmek esastır. Ancak, bu tutum işlenen günahın meşru görülmesi anlamına gelmez. Allah’ın insanlara bildirdiği temel ilkeler, dünya ve ahiret hayatında saadete kavuşmak için anahtardır.

Cinsiyet ve Cinsel Kimliğe Dair Temel Yaklaşımlarımız

IGMG cinsiyet, cinsel kimlik ve yönelimlere ilişkin tartışmalar karşısında hem İslami kaynaklara dayalı hem de çağdaş toplumsal gerçekliği dikkate alan bütüncül bir yaklaşımı benimser. Bu yaklaşım şu temel ilkelerle özetlenebilir:

  1. Cinsiyet fıtratın bir parçası olarak ilahî bir yaratılış sabitesidir; değiştirilemez bir hakikattir.
  2. Cinsel kimlik ve toplumsal cinsiyet gibi kavramlar bireyin deneyimiyle ve örfün belirleyiciliğiyle oluşur. Ancak bu kimlikler İslami değerlerle örtüştüğü ölçüde değerlendirilir. Kadını veya erkeği tahfif eden, insan onurunu zedeleyen rol ve isimlendirmeler uygun görülmez.
  3. IGMG için aile, evlilik, nikâh, erkek-kadın, karı-koca ve anne-baba kavram ve rolleri hayati önem taşır. Neslin devamı ve sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için bu kavram ve modeller elzemdir.
  4. IGMG homoseksüellik ve farklı yönelimleri fiilî günah olarak değerlendirir. Fakat bu kimlikleri taşıyan bireyler dışlanmaz, nefret söylemi geliştirilmez. Ancak günahın alenileştirilmesi ve dayatılmasını kabul etmez.
  5. IGMG her birey için günahlarından dönme fırsatı sunan tövbe kapısının kişinin ölümüne kadar açık olduğunu, hayatın bir imtihan olduğunu ve her bireyin yaşamı boyunca manevi rehberlikle desteklenebileceğini kabul eder.
  6. Farklı cinsel yönelimler anayasa ve yasalarca korunurken, dinî inançlar ve klasik rollerin dışlanmasına, küçümsenmesine veya yaftalanmasına IGMG karşı çıkar.
  7. IGMG dinî değerler ile farklı kimliklerin barışçıl bir yasal ve toplumsal zemin içerisinde bir arada var olmasını savunur.
  8. IGMG bu metni bir ilkeler beyanı olarak kabul eder; yerel şartlara ve istişare süreçlerine göre pratik düzenlemeler geliştirir.

Bu ilkeler doğrultusunda, IGMG toplumsal sorumluluğunu yerine getirirken hem inanç esaslarını korur hem de toplumsal barışı önceleyen bir dili ve tutumu sürdürür.


Dipnotlar

  1. Rûm suresi, 30:30
  2. Hucurât suresi, 49:13; Necm suresi, 53:45-46; Şûrâ suresi, 42:49-50; Leyl suresi, 92:3-4
  3. Bakara suresi, 2:187; Rûm suresi, 30:21; A’raf suresi, 7:189; Nisâ suresi, 4:1
  4. Rûm suresi, 30:21
  5. Hucurât suresi, 49:13
  6. A’râf suresi, 7:80-81; Şuarâ suresi, 26:165-167; Hûd suresi, 11:82-83
  7. Buhârî, Talak, 11; Müslim, İman, 127
  8. Talak suresi, 65:2
  9. Zümer suresi, 39:53; Nisâ suresi, 4:110; Buhârî, Edeb, 19; Müslim, Tevbe, 17; Buhârî, Tevhid, 35; Müslim, Tevbe, 29
  10. Nahl suresi, 16:125; Tâhâ suresi, 20:44; Müslim, Tevbe, 32; Buhârî, Vudû, 58; Müslim, Tahâret, 98

Batı Toplumlarında Müslüman Olmak

Müslümanlar Avrupa, Avustralya, Kanada ve ABD gibi Batı ülkelerinde ne yeni ne de geçici bir topluluktur. Müslümanlar yaşadıkları ülkelerin yerleşik ve asli unsurlarıdır. Ülkelere göre Müslüman toplulukların tarihi farklı olmakla birlikte, birçok Batı ülkesinde Müslümanlar uzun yıllardır yaşamaktadır. Bu kökleşmiş kalıcılık sürecinde, Müslümanların tesis ettikleri sayısız kurum ve cami ile eğitime, kültüre, siyasete veya ekonomiye katkıları bu ülkeleri yurt edindiklerini göstermektedir. Bu yurt edinme bilinci, aynı zamanda onlara yerleşik oldukları ülkelerin toplumsal düzeninde ve kültüründe kalıcı bir yer edinme ve kendi geleceklerini belirleme sorumluluğu yüklemektedir.

Doğu-Batı Ayrımına Dair Anlayış Farkı

IGMG, insanlığın tarihî süreç içerisinde oluşturduğu ilmî ve kültürel birikimi yanında çağdaş özgürlükçü hukuk devletini bir zenginlik ve insanlığın ortak mirası olarak görür. Bu mirasın başlıca temel değerleri hukukun üstünlüğü, demokrasi, çoğulculuk, tarafsızlık, eşitlik; temel hak ve özgürlükleri somutlaştıran düşünce, ifade, din ve vicdan özgürlüğüdür. IGMG, bu değerleri insanlığın evrensel asgari müşterekleri olarak kabul eder ve aynı zamanda bu değerlerin salt “Batılı” değerler olduğu anlatıyı reddeder.

IGMG’ye göre İslam dünyanın her yerinde yaşanabilir, herhangi bir coğrafyaya da kültüre indirgenemez. İslam’ın dünyanın her yerindeki tüm insanlara indirilmiş son din ve evrensel olduğu gerçeğinden hareketle IGMG, dünyayı siyasi, kültürel ve ekonomik olarak iki kutuplu bir şekilde bölen anlayış yerine; adalet, hak ve emanet değerlerini öne çıkaran bir bakışı savunmaktadır. Bu gerçekten hareketle de çatışmayı üreten bir ikilik dilinden değil, adaleti merkeze alan farklılıklarla birlik çağrısından yana tavır alır. “Batılı olmak” ile “Müslüman olmak” şeklindeki gerilimi değil, her iki konumda da hak, adalet ve merhamet üzerinden yürümenin mümkün olduğu bir iradeyi savunur.

IGMG Batılı toplumlarda Müslümanların “bir üst kültüre entegre edilmesi gerektiği” söylemine itiraz eder ve Müslümanların ortak toplumun eş değerli özneleri olduğunu savunur. Özgürlük, insan hakları ve demokratik değerlerin bu değerleri savunduğunu iddia eden birçok Batılı ülkede de ihlal edildiğini gözlemleyerek toplumlar arasında ırkçı bir hiyerarşi oluşturulmasına karşı çıkar.

Dinî Yaşantıda Zenginlik ve Örneklik

İslam coğrafi ya da etnik kimliğe indirgenemez ve herhangi bir coğrafya ile sınırlandırılamaz. İslam tüm coğrafyaları kapsayan bir hakikattir. Bu açıdan IGMG, coğrafi ya da etnik kimliğe indirgenmiş, dar kalıplara sığdırılmış bir İslam anlayışını reddeder. “Türk İslam’ı”, “Arap İslam’ı” ya da “Avrupa İslam’ı” gibi coğrafi ve etnik kimliğe dayalı sınıflandırmaları isabetsiz bulur. Bununla birlikte İslam’ın temel inanç esaslarına aykırı olmayan yerel örf ve âdetlerin dinî yaşantıda birer zenginlik ve kültürel çeşitlilik oluşturduğunu kabul eder. Örneğin Avrupa’daki Müslümanlarla Asya’daki Müslümanların dinî yorum ve yaşantılarında bazı farklılıkların olması doğaldır. Bu yaklaşım, Müslümanların kimliklerini hem kendi özgün kökleriyle hem de yaşadıkları toplumun kültürel gerçekliğiyle barışık bir şekilde inşa etmelerine imkân tanır.

IGMG Batı ülkelerinde, her ülkenin özelliklerine ve burada yaşayan Müslümanların kültürüne uygun bir İslami yaşam biçimi ve kimliği oluşturmanın, yine Müslümanların kendi kararı olduğunu savunur. Üstten dayatılan ve siyasi amaçlarla oluşturulmaya çalışılan bir “coğrafya İslam’ı” anlayışını ise reddeder. IGMG’ye göre, Müslüman kimliği iman, ahlak, salih amel ve ümmet bilinci temelinde inşa edilir.

Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlar, İslam’ı sadece Müslüman çoğunluklu “ana vatanlarında” ya da köken ülkelerinde yaşanan bir din olarak değil, içinde bulundukları toplumda da yaşayabilecekleri bir din olarak görürler. Bu anlayış, Batı’daki Müslümanların bulundukları toprakları tehdit altında oldukları ve ancak geçici olarak yaşayabilecekleri, aidiyet hissetmedikleri mekânlar olarak değil, inançlarını özgürce yaşayabildikleri ve huzurlu oldukları yerler olarak kabul ettiklerini gösterir. Bu çerçevede IGMG, Müslümanların Batı’daki varlıklarını birer emanet ve sorumluluk olarak görür; İslam’ın adalet, dürüstlük ve merhamet gibi evrensel değerlerini yaşayarak birer örnek teşkil etme iddiasının tezahürü olarak değerlendirir. Hz. Yûsuf’un hayatı bu anlayışı hayata geçirme konusunda önemli bir örnektir. Onun Mısır’da adalet ve insanlara fayda temelli yaklaşımı, içinde bulunduğu toplumun refahına katkı sunmuş ve onu bir güven sembolü hâline getirmiştir. Müslümanlar, Allah’ın “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”[64] ilkesini rehber edinerek, yaşadıkları toplumlara sadece katılımla kalmayıp, aynı zamanda onların maddi ve manevi kalkınmasına katkıda bulunmalıdırlar.


Dipnotlar

  1. Fussilet suresi, 41:34

Din Özgürlüğü ve Irkçılık

İfade, Düşünce ve Din Özgürlüğü

Allah insanı, kendisinin ve âlemin neden ve nasıl var olduğunu merak edecek ve bu merakın sonucunda arayışa çıkacak, varlık ve yaratılış hakkında tefekkür edecek şekilde yaratmıştır.[65] Yaratılmış olan her şeyde Allah’ın varlığına ve kudretine dair işaretler ve deliller vardır.[66] Allah, insanı bu delilleri görebilmek adına âleme yakından bakmaya ve tefekkür etmeye çağırır.[67]

Din özgürlüğü her insanın Allah’ı arama güdüsünü hiçbir engel veya zorlamaya maruz kalmadan yaşayabilmesini sağlayan temel bir dayanaktır. Din özgürlüğünün yasalarla teminat altına alınması, insanlara bu arayışlarını baskı, ceza veya zorlama olmaksızın yerine getirme ve hayatını buna göre şekillendirme imkânı tanır. Bu özgürlük sadece bir hak değil, aynı zamanda insanın hakikat ve anlam arayışındaki potansiyelini tam olarak gerçekleştirebilmesi için bir gerekliliktir.

İslam’da insanları Allah’a ve İslam’a davet etmek varken, zorlama ise yoktur. “(Resulüm)! Şüphesiz biz bu Kitab’ı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.”[68] ayeti, inanmanın zorlama ile sağlanamayacak kişisel bir karar olduğunu tasdik eder. Allah Teâlâ dinde zorlama olmadığını,[69] kişiye düşen sorumluluğun ise duyurmak olduğunu[70] buyurur.

Allah katında kabul gören bir iman, yalnızca özgür irade ile mümkündür. Müslümanlardan beklenen davet metodu da dini güzel bir şekilde yaşamak ve güzel bir dil ile insanları İslam’a davet etmektir. Tehdit, baskı ve zorlama İslam’ın kabul etmediği yöntemlerdir. Bu yolda zikredilen inanç ifadesi, imanın değil, tehdit karşısında korkunun veya baskıdan kurtulmanın bir ifadesi olarak kabul edilir.

Bu bağlamda IGMG, hangi din veya dünya görüşüne sahip olursa olsun, başkalarını baskı veya zorlama ile yönlendirmeye çalışan her türlü yaklaşıma karşıdır. İslam’ın temel ilkelerinden biri olan din özgürlüğü Hz. Peygamber (s.a.v.)’in önderliğinde en somut şekilde “Medine Sözleşmesi” ile pratiğe dökülmüştür. Farklı inançlardan ve etnik grupların haklarını güvence altına alan bu sözleşme, Kur’an-ı Kerim’in “Dinde zorlama yoktur.”[71] hükmünün de hayata geçirilmiş ve güçlü örneğidir. Bu anlayış, bugün de IGMG’nin din özgürlüğü, karşılıklı saygı ve çoğulculuğu savunan tutumunun temelini oluşturmaktadır.

Kur’an-ı Kerim istişareyi müminlerin temel vasıflarından biri olarak zikreder: “Onlar ki, işlerini aralarında şûra ile yürütürler.”[72] Şûra ancak düşünce ve ifade özgürlüğünün bulunduğu, herkesin fikrini serbestçe beyan edebildiği bir ortamda anlam kazanır. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu ilahî prensibi hayatına tatbik etmiş, sahabesiyle müzakere etmiş, sorular sormaya teşvik etmiş ve farklı görüşleri dikkatle dinlemiştir. Nitekim Ebû Hüreyre (r.a.), “Resûlullah (s.a.v.)’den daha çok, adamları ile istişare eden bir kimse görmedim.”[73] diye ifade etmiştir. IGMG, bu Kur’anî ve nebevî prensiplerden hareketle düşünce ve ifade özgürlüğüne büyük önem verir; Müslüman cemaatin ve toplumun meselelerini açık, yapıcı ve saygılı tartışmalarla ele almayı teşvik eder. Tüm Müslümanları birlik ve barışı güçlendirmek için fikirlerini özgürce dile getirmeye ve birbirlerini anlamaya davet eder.

İslam tarihi farklı inançlara sahip topluluklara karşı saygı ve hoşgörünün birçok örneğini sunar. Bu bağlamda, özellikle Ehl-i kitaba gösterilen saygı İslam geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Medine Sözleşmesi’nden Kudüs’ün fethinde Hz. Ömer’in Hristiyan ve Yahudilere tanıdığı haklara; Osmanlı’nın Millet Sistemi’nden Endülüs’teki barış ortamına kadar uzanan bu çoğulcu gelenek, kendi zamanının çok ötesinde bir örneklik ortaya koymuştur.

IGMG farklı inanç toplulukları arasındaki iletişimi güçlendiren dindarlar arası etkinliklerde yer alır. Mensuplarını ayrımcılığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı bilinçlendirmek ve din özgürlüğü konusunda farkındalık kazandırmak için vaazlarında, cuma hutbelerinde ve sohbetlerde bu konuları ele alır. Bunun dışında seminer ve konferanslarda din özgürlüğü konusunu işler.

IGMG farklı inançlara mensup insanların toplumsal barışı destekleme konusunda sorumlulukları olduğuna inanır. Farklı dinlere mensup insanların buluşmalarının karşılıklı tanışma için imkân sunduğuna inanır. Bu buluşmaların aynı zamanda toplumsal sorunları birlikte ele almayı ve karşılıklı saygı temelinde birlikte yaşamayı destekleme amacını takip etmesi gerektiğini savunur.

Bununla birlikte dünya genelinde birçok coğrafyada din özgürlüğü belli gerekçelerle kısıtlanmaktadır. İbadet hakkının ve kamusal alanda dinî aidiyetin görünürlüğünü kısıtlayan yasa ve uygulamalar endişe vericidir. Okullardaki başörtüsü yasakları, kamusal alanda başörtüsü kısıtlamaları, üniversitelerde Müslüman ibadet alanlarının kapatılması, Müslümanlara ait okul ve eğitim kurumlarının suni gerekçelerle sorunlu gibi gösterilmesi, cami yapımı için arsa veya bina alımına farklı gerekçelerle engellerin konulması veya güvenlik tedbirlerle camilerin kapısına kilit vurulması gibi gelişmeler kaygı uyandırmaktadır. Bu tür adımlar yalnızca ilgili ülkelerin anayasaları tarafından garanti altına alınan din özgürlüğünü ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda toplumsal barışı da tehdit etmektedir.

IGMG herkesin dinini özgürce seçme, yaşama ve ifade etme hakkının demokratik hukuk düzeni çerçevesinde güvence altına alınmasını savunur. Hem aktif olduğu ülkelerde hem de köken ülkelerinde tüm cemaat ve toplulukların din özgürlüğünden kuşatıcı ve eşit bir şekilde faydalanabilmesi gerektiğine inanır.

Dine Hakaret Eylemleri ve Nefret Suçuna Dair Duruşumuz

Farklı din, inanç, görüş ve fikirlere sahip insanların bir arada huzur ve barış içinde yaşayabilmesi, düşünce ve fikir özgürlüğünün temel bir hak olarak kabul edilmesini zorunlu kılar. Ancak, başka insanların inançlarına hakaret etmek sadece saygısızlık değil, aynı zamanda toplumsal barışı zedeleyen bir tutumdur. Dinler ve inançlar, insanların kimliklerinin derin birer parçasıdır; bu değerlere saldırmak, bireylere doğrudan saldırmak anlamına gelir. İslam, Müslümanlara başka kavim ve inançlarla alay etmeyi açıkça yasaklamıştır: “Allah’tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah’a söverler.”[74]

Bu temel prensipten hareketle IGMG herhangi bir birey ya da topluluğa yönelik incitici ifadelerin dile getirilmesini kendi bünyesinde kabul etmez. Diğer birey ve kurumlarla iş birliğini saygı ve anlayış temelinde şekillendirir. Bununla birlikte IGMG bireylere, cemaatlere ve insanların mukaddes olarak kabul ettikleri şeylere karşı hakaret ile aşağılayıcı ifadelerin nefret söylemi olduğunu vurgular. IGMG Müslüman cemaat özelinde azınlıklara yönelik nefret söyleminin, fiilî saldırıların bir ön aşaması olduğunun altını çizer. Toplumsal huzuru bozan bu söylemlere tolerans gösterilmemesi gerektiğine inanır.

Irkçı İdeoloji Karşısındaki Duruşumuz

İslam yaratılışta insanların eşit olduğunu savunarak ırkçılığın her türlüsünü kesin bir dille reddeder. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, Ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”[75] buyurmaktadır. Bu ayet, üstünlüğün ırk, soy veya millet gibi etkenlerle değil, yalnızca takva ile olduğunu vurgular. Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde “Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir! Babanız da birdir! Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır.”[76] buyurarak bu evrensel eşitlik ilkesini pekiştirmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) ayrıca “Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık davası uğruna mücadele bizden değildir. Irkçılık davası uğruna ölen bizden değildir.”[77] diyerek ırkçılığı açıkça yasaklamıştır.

IGMG bu ilahî ve nebevî düsturlar uyarınca, İslam’da kavmiyetçiliğe ve ırkçılığa yer olmadığına inanır. Irkçı pratiklerin toplumsal barışı tehdit ettiğine dikkat çeker ve bu pratikleri mümkün kılan kutuplaştırıcı dünya görüşünün tehlikesine işaret eder. Bütün insanların eş değerli varlıklar olarak yaratıldığına inanarak, İslam öncesi cahiliye döneminde olduğu gibi nesep, soy ve zenginlik üzerinden kurulan bir üstünlüğü reddeder. Bu bağlamda, “Onun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.”[78] ayetinden hareketle, insanlar arasındaki çeşitliliği Allah’ın bir ayeti olarak görür ve bu çeşitliliğe saygı duyulmasını esas alır.

Irkçılığın Tanımı ve Toplumsal Yansımaları

Gruplara yönelik ötekileştirme ve devamında nefret, insanlığın ilk zamanlarından beri savaş, soykırım, çatışma ve zulümlerin en köklü nedenlerinden birisidir. Nefret ve düşmanlık, bunların yöneltildiği grup mensuplarının “aşağıda” görünüp ayrımcılığa uğramasından yaşam haklarının menedilmesine kadar uzanan birçok acımasız eylemi meşru gösteren bir cinnet hâlini tetiklemekte, toplumsal huzurun ise önündeki en büyük engellerden birisini oluşturmaktadır.

Irkçılık, toplumlar içerisinde farklılığa dayalı eşitsizliklerin üretilmesini mümkün kılan bir sistemdir. IGMG, ırkçılığı sadece bireysel bir tutum değil, toplumda yerleşmiş ve günlük hayatı da etkileyen, kendini sürekli tekrar eden ve toplumsal barışı tehdit eden ciddi bir sorun olarak görür. Irkçı bakış açısı belli grupların sistematik olarak ayrımcılığa uğradığı ve toplumsal eşitsizliğin meşrulaştırıldığı bir zemin sunar. Bu durum, insanlığın ilk zamanlarından beri savaş, soykırım, çatışma ve zulümlerin en köklü nedenlerinden birisi olan nefretin tetiklenmesine yol açmaktadır.

Müslüman karşıtı ırkçılık, Müslümanların kültürleri, etnik kökenleri ve dinî aidiyetleri gerekçe gösterilerek, homojen bir “kitle” olarak görülmelerine, birçok olumsuz özellikle yaftalanmalarına ve bu söylemin inşasında İslam’ın da bütün sorunların kökeni olarak konumlandırılmasına yol açan tehlikeli bir düşünce sistemidir. Bu ırkçılık, yalnızca fiziksel şiddet veya doğrudan tehditler gibi cezai boyutu olan vakalarla sınırlı değildir. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) 2024 tarihli raporu, AB genelinde Müslümanların %47’sinin son beş yıl içinde ırkçı ayrımcılığa uğradığını ortaya koymaktadır. Müslüman karşıtı ırkçılık iş başvurularında, kariyer gelişiminde, sosyal medyadaki aşağılayıcı söylemlerde ve bilimsel söylem kılıfı altında meşrulaştırılmaya çalışılan İslam karşıtı ifadelerde de kendini gösterir. Bu tür ayrımcılıklar, özellikle başörtülü Müslüman kadınları daha sık ve derin biçimde etkilemektedir. Müslüman kadınlar hem toplumsal cinsiyetleri hem de dinî kimlikleri nedeniyle çifte ayrımcılığa maruz kalmakta, kamusal alanlardan geri çekilme, fırsat eşitsizliği ve psikolojik baskı gibi sonuçlarla yüz yüze bırakılmaktadır.

Mücadele ve Dayanışma Stratejimiz

IGMG Müslüman karşıtı ırkçılık ve ırkçı saldırılarla mücadeleyi dinî bir vecibe ve toplumsal bir sorumluluk olarak görür. Müslümanlara yönelik saldırıları kararlılıkla kınar ve bu saldırıların toplumda artan nefreti ve kutuplaşmayı gösteren tehlikeli sinyaller olduğuna vurgu yapar. IGMG Müslüman cemaatin güvenliğini derinden zedeleyen ırkçı şiddet eylemlerini kınarken, bu saldırıların etkili bir şekilde kovuşturulmasını ve cezalandırılmasını talep eder.

Müslümanların en temel sosyalleşme ve ibadet alanı olan camiler son yıllarda giderek daha sık bir şekilde ırkçı ve siyasi motivasyonlu saldırılara maruz kalmaktadır. Bu saldırılar camileri emekleriyle ilmek ilmek inşa eden Müslüman cemaati derinden sarsmakta, zaman zaman saldırganların etkili bir şekilde kovuşturulmaması ve cezalandırılmaması ise Müslüman cemaatin güvenlik hissini temelden zedelemektedir. IGMG camilere yapılan saldırıların ardından toplumun tamamının göstereceği dayanışmanın bu saldırılara yönelik verilecek en etkili cevaplardan birisi olduğuna inanır. Siyasetin ve sivil toplumun cami saldırıları karşısında daha güçlü bir ittifak kurmasını talep eder.

IGMG sadece camilere yönelik değil, tüm inanç ve dinlere ait mekânlara yönelik saldırıları lanetler, tüm inançların kutsallarına saygı duyar ve saldırılar karşısında dayanışma gösterir. IGMG insanların kutsallarını skandal bir şekilde ayaklar altına alan, sözde “Mushaf yakma” gibi eylemlerin ifade özgürlüğü temelinde değerlendirilemeyeceğine inanır. Bu eylemleri Müslüman karşıtı ırkçı eylemler olarak görüp, başta Müslümanların kutsalına hakaret anlamına geldiğine, bunun haricinde ise toplumları ifsat eden eylemler olduğuna inanır. IGMG Mushaf yakmak başta olmak üzere her türlü inancın kutsalına yönelik hakaret ve saldırı eylemlerinin ceza hukuku nezdinde kovuşturulması gerektiğini savunur.

Siyaset ve güvenlik kurumları ibadethanelerin güvenliğini sağlamakla mükelleftir. IGMG hiç kimsenin camiler başta olmak üzere ibadethanelere gitmek veya dinî kimliğini izhar etmek nedeniyle saldırıya uğramaktan endişe etmeyeceği bir toplumun gelişmesi için hem kendini sorumlu addeder hem de toplumun diğer paydaşlarını bu sorumluluğu yerine getirmeye davet eder.

Müslüman karşıtı ırkçılık yalnızca cami saldırıları, fiziksel şiddet ya da doğrudan tehditler gibi cezai boyutu olan vakalarla sınırlı değildir. Günlük yaşamda, ceza hukukunun kapsamına girmeyen ancak sistematik bir şekilde dışlayıcı ve ayrımcı etkiler meydana getiren birçok vaka yaşanmaktadır. İş başvurularında ayrımcılık, kariyer gelişiminde görünmez engeller, sosyal medyada genellemeci ve aşağılayıcı söylemler ya da bilimsel söylem kılıfı altında meşrulaştırılmaya çalışılan İslam karşıtı ifadeler bu örneklerden sadece birkaçıdır. Müslüman kadınlar hem toplumsal cinsiyetleri hem de dinî kimlikleri nedeniyle çifte ayrımcılığa maruz kalmakta; kamusal alanlardan geri çekilme, fırsat eşitsizliği ve psikolojik baskı gibi sonuçlarla yüz yüze bırakılmaktadır. Müslüman karşıtı ırkçılığın bu “günlük” boyutu, toplumsal yapının derinliklerine işlemiş ön yargıların ve kurumsal ayrımcılığın bir göstergesi olarak daha fazla görünür kılınmalı ve ciddiyetle ele alınmalıdır.

IGMG Müslüman karşıtı ırkçılık ve ırkçı saldırılarla mücadeleyi bir görev ve sorumluluk olarak görür. Bu ırkçılık türüne maruz kalan Müslümanları destekler, onlara yönelik güçlendirme çalışmaları yapar ve danışmanlık hizmetleriyle onların yanında bulunur.

Irkçılıkla Mücadelede Tutumumuz

Irkçılıkla mücadele yalnızca Müslüman cemaatin değil, toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğudur. IGMG ırkçılıkla mücadelenin başta hayat boyu eğitim, çoğulculuğun her alanda teşvik edilmesi ve hassasiyeti yüksek yapılar sayesinde güçlü bir şekilde yapılabileceğine inanır. Bu nedenle kendi çalışmalarını gruplara yönelik nefretin üretilmediği, tam tersine farklı grupların ön yargıdan uzak bir şekilde kendisine yer bulabildiği bir biçimde kurgular. IGMG bu sorumluluktan hareketle ırkçı düşünce biçiminin hiç oluşmaması için kendi çalışmalarında ırkçılık konusunda hassas bir tutum ve dil sergiler. Halklar arasındaki anlayış ve tanışmayı teşvik eder. Kendi idari yapılarında farklı etnik ve millî kimliklerden Müslüman cemaatin de bulunmasını teşvik eder. Mevcut durumda IGMG’nin idareci ve görevlileri arasında, organizasyonun tüm kademelerinde Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Alman ya da Fransız fark etmeksizin tüm farklı milletlerden Müslümanlar görev almaktadır.

IGMG başta Ehl-i kitap olan dinî cemaatlerle iletişim ve iş birliğine önem verir. Musevi cemaatlerle helal/koşer kesim, sünnet yasağı gibi konular başta olmak üzere ortak azınlık tecrübesinin zenginleştirici etkisine inanır. Irkçılık ve ayrımcılık zamanında durdurulmadığında, tarih boyunca defalarca tanık olduğumuz gibi, kitlesel şiddet ve soykırımlara kadar varan sonuçlar doğurabilir. Bunun en çarpıcı örneği Nazi Almanya’sı döneminde altı milyondan fazla Yahudi’nin sistematik biçimde yok edildiği Holokost’tur. Bu insanlık suçu sadece bireysel nefretin değil, devlet eliyle kurumsallaştırılmış bir ırkçı ideolojinin yol açtığı korkunç bir felakettir. Bunun dışında, Ruanda, Kamboçya ve Bosna’da işlenen soykırımlar da ayrımcılığın ve nefretin siyasi söylemler ve toplumsal yapı içinde kök salmasıyla nasıl ölümcül sonuçlara evrilebileceğine örnek olarak zikredilebilir. Bu örnekler, ırkçılıkla mücadelenin sadece dinî-ahlaki bir görev değil, aynı zamanda tarihsel sorumluluk ve insanlık onurunun savunusu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. IGMG bu tarz faciaların tekerrür etmemesi adına kendisini nefret ve ırkçılıkla mücadele konusunda sorumlu hisseder. Bununla birlikte ifade ve düşünce özgürlüğü bağlamında, hükûmetlere yöneltilen meşru eleştiri ve hukuka uygunluk taleplerinin antisemitizm olarak görülüp engellenmesine karşı çıkar. Nefret konusunda hassas, insan hukukuna saygılı bir dil benimser.

IGMG’nin gerçekleştirdiği Açık Cami Günü programlarının bir amacı da ırkçılık ve ön yargılarla mücadeledir. Araştırmalar Müslümanlara yönelik ırkçı ön yargılara sahip olan insanların Müslümanlarla karşılaşma ve tanışma durumlarının da az olduğunu ortaya koymaktadır. IGMG Açık Cami Günü başta olmak üzere “Buyrun, Ben Müslüman’ım” ve Müslüman kadınların düzenlediği “Değiştirebilirsin” gibi sokak aksiyonlarıyla Müslümanların kendilerini takdim etmesini ve karşılaşmaları teşvik etmekte, bu yönüyle ırkçılıkla mücadele çalışması yürütmektedir. Cami cemiyetlerinden bölge ve genel merkez yapılanmasına kadar ramazan aylarında gerçekleştirilen kurumsal iftarlar başta olmak üzere, IGMG’nin gerçekleştirdiği tüm çalışmalara toplumun her kesiminden yapılan davetler de bu yönüyle karşılıklı tanışmanın teşvik edilmesi ve ön yargıların bertaraf edilmesi amacını taşımaktadır.

IGMG’nin Irkçılıkla Mücadele Haftaları kapsamında düzenlediği paneller, gençlik çalıştayları ve sosyal medya kampanyaları ise genç kuşaklarda eleştirel bilinç oluşturmayı hedeflemektedir. Ayrıca Müslüman karşıtı ırkçılık ve diğer ırkçılık/ayrımcılık türlerine karşı kurumlar arası iş birliğiyle yürütülen girişimler, bu mücadelenin çok yönlü ve kararlı biçimde sürdürüldüğünü göstermektedir. Konu aynı zamanda vaazlar, sohbetler ve hutbelerde de mutat bir şekilde işlenmektedir.


Dipnotlar

  1. Bakara suresi, 2:164
  2. Ra’d suresi, 13:3-4
  3. Âl-i İmrân suresi, 3:191
  4. Zümer suresi, 39:41
  5. Bakara suresi, 2:256
  6. Şûra suresi, 42:48
  7. Bakara suresi, 2:256
  8. Şûrâ suresi, 42:38
  9. Tirmizî, Cihad, 34
  10. En’âm suresi, 6:108
  11. Hucurât suresi, 49:13
  12. Müsned-i Ahmed, H. No: 23489
  13. Ebû Dâvûd, Edeb, 111-112
  14. Rûm suresi, 30:22

IGMG’nin Kamusal Hayat ve Siyasal Katılma Dair Duruşu

Yaşadığımız Ülkelerde Müslümanlar Olarak Sorumluluklarımız

Allah’ın buyruklarını insanlara bildirmek üzere gönderilen peygamberler yalnızca bireysel yaşamın ahlaki temellerini değil, aynı zamanda huzur ve güven içinde sürdürülen toplumsal birlikteliğin esaslarını da ortaya koymuşlardır. Adalet, hürriyet, hoşgörü, dayanışma, paylaşma, merhamet ve denge; kültürleri ve coğrafyaları aşan, bütün peygamberlerin tebliğinde yer alan evrensel insani değerlerdir. Bu kadim ilkelerde can, mal, nesil ve akıl güvenliğinin sağlanması toplum düzeninin merkezinde yer alır. İslam’ın özü ise Allah’ın emirlerine tazim göstermek ve bütün mahlukata şefkatle muamele etmektir.

Yeryüzündeki toplumlar kendi tarihsel gerçeklikleri, kültürel farklılıkları ve bölgesel gelişmeler doğrultusunda farklı siyasal düzenler ve sistemler geliştirmiştir. Bu siyasi sistemler toplumların yaşadığı krizler, savaşlar ve dönüşümler neticesinde tarihsel bir dinamizm içinde oluşmuştur. Batı Avrupa toplumlarında ise son yüzyıllarda yaşanan büyük halk hareketleri, savaşlar ve küresel gelişmelerin tecrübeleriyle, bireysel özgürlüklerin güçlü olduğu demokratik hukuk devletleri ortaya çıkmıştır.

Bu düzenin temelinde halkın egemenliği ile temel hak ve özgürlükler yer alır. Bazı ülkelerde dinî cemaatlerle ilişkiler seküler-laik modeller üzerinden şekillenirken dinin, dindarların ve dinî cemaatlerin yeri farklı biçimlerde belirlenmiştir. Kimi toplumlarda din daha özgürlükçü ve katılımcı bir anlayışla kamusal hayatın ayrılmaz parçası olmuş, kimi toplumlarda ise “dinî olan” kamusal alandan dışlanmış, dinî cemaatlerin iş birliği potansiyelinden faydalanılmamıştır.

Özgürlükçü demokrasi genelde farklı din ve inançlara mensup tüm insanların, özelde ise Müslümanların dinlerini yaşayabilmelerine, vatandaşlık haklarını kullanabilmelerine ve farklı inançların bir arada var olabilmesine imkân sunma iddiasına sahiptir. Bu düzenin temeli olan hukukun üstünlüğü ilkesi her birey için eşit derecede geçerli olma iddiasını taşır.

Aynı zamanda, kamu gücünün tarafsızlığın gereği seküler bir vasfa sahip olması, devletin dinî cemaatler karşısında teorik olarak tarafsızlık iddiasını taşımasını ve çoğulculuğun güvence altına alınmasını sağlar. Dinî cemaatlerin dinin öğretilmesini, yaşanmasını ve yayılmasını din özgürlüğü kapsamında özgürce gerçekleştirebilmesi, bu temel düzenin ayrılmaz bir unsurudur. Ancak bu çerçeve, yaşanan toplumsal gelişmeler ve gerilimlerle sürekli olarak sınanmaktadır.

IGMG bu bakış açısıyla Müslümanların parçası oldukları anayasal düzenin özgürlükçü, çok kültürlü ve kapsayıcı niteliğini; bir arada yaşamı teminat altına alan bu yapının korunmasını savunur. Müslümanların “emr-i bi’l-ma’rûf, nehy-i ani’l-münker” prensibi doğrultusunda bu yapıya katkıda bulunmaları gerektiğine inanır. Müslümanları da koruyan anayasal düzenin korunması, Müslümanlara da toplumun barışı, refahı ve huzuru için aktif sorumluluklar yükler.

IGMG’ye göre Müslümanca bir bakış, toplumun barışına hizmet etmeyi zorunlu kılar. Anayasal düzen ise ancak vatandaşlarının onu koruduğu ve geliştirdiği ölçüde varlığını sürdürebilir. Bu anlayışın gereği olarak Müslümanlar, içinde yaşadıkları toplumlara “emin” vasfıyla katılmalı ve adaleti her şeyin üzerinde tutmalıdırlar. Çünkü Allah insanı yeryüzünde halife kılmıştır; bu görev adaletin tesisi, barışın korunması ve yeryüzünün imar ile ıslahını sorumluluk olarak yükler.

IGMG İslam dinî cemaati olarak, kendisini anayasal düzende toplumsal ve siyasal sorumluluğu olan aktif bir aktör olarak konumlandırır. Bu sorumluluk bilinciyle, toplumun maddi ve manevi refahını ve Müslüman cemaatin ihtiyaçlarını dikkate alarak çalışmalarını yürütür. Toplumsal ve siyasi gelişmeler karşısında tashih edici, uyarıcı, inşa edici, ihya edici ve imar edici bir rol üstlenir. IGMG özelde Müslümanların haklarını korurken, geniş planda ise bir parçası olduğu toplumların ve ümmetin barış ve huzuru için çaba gösterir. Adaletsizlikle mücadele eder, azami uzlaşı zemininde buluşulması için inisiyatif alır. IGMG dinî sorumluluğun yalnızca bireysel ibadetlerle sınırlı olmadığına; dünyada adalet, merhamet, kardeşlik (uhuvvet) ve dengeyi sağlama göreviyle de doğrudan ilgili olduğuna inanır.

Toplumu İfsat Eden Aşırıcı Akımlar, Şiddet ve Terör Karşısında Duruşumuz

IGMG, temel esaslarında da belirtildiği üzere, Ehl-i sünnet ve’l-cemaat düşüncesini kendisine şiar edinir. Bu anlayış doğrultusunda, kendisini Müslüman olarak tanımlayan din ve inanç topluluklarına yönelik dinî dışlamacılıktan uzak durur. İslam’ın zengin düşünce geleneği içerisinde bu temel kriterleri taşıyan her çabayı Allah’ın rızasına ulaşma yolunda kıymetli bir arayış olarak görür.

IGMG’nin tüm kurum ve yapıları, Müslüman veya gayrimüslim marjinal grupların zararlı etkisine kapalıdır. Hareket tarzını istişare ve müzakere kültürü üzerine inşa eder; her bir mensubunu ise itidal üzere olmaya, aşırılıklardan uzak durmaya davet eder.

IGMG, “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”[79] ayetinden hareketle, toplumu ifsat etme amacı güden aşırıcı akımlar ile arasına net bir mesafe koyar. Aşırıcı söylem ve eylemler İslam’ın özüyle bağdaşmayan yanlış okumalar olarak görülür. Bu marjinal yorumlar, İslam’ın derin geleneğiyle tanışmamış; bu nedenle dini yüzeysel biçimde toplumsal hayata uyarlamaya çalışan yaklaşımlardır. Bu sebeple IGMG kadim İslam geleneğinin yaşatılmasını ve çağın ruhuyla dinamik biçimde harmanlanmasını, aşırıcı yorumlara karşı en güçlü set olarak görür; Müslümanların cami merkezli ve gelenekleriyle kökleşmiş bir şekilde sosyalleşmelerini teşvik eder.

İfrat ve tefritten uzak, orta yolu benimseyen bir dinî cemaat olarak IGMG aşırıcı uçların Müslüman topluluğun tümüne mal edilmemesi gerektiğini vurgular. Tam tersine, bu gruplar İslam düşünce ve geleneğinden doğru şekilde beslenmedikleri için aşırıcı fikirlere karşı dayanıksızdır.

Öte yandan IGMG aşırıcı akımlara dair kamusal söylemin tüm Müslümanları hedef alan bir yaftalamaya dönüşmesini reddeder. Radikalizm, fundamentalizm ve aşırıcılık ithamlarının Müslümanların tamamı üzerinde tahakküm ve ayrımcılık aracı olarak kullanılmasına karşı çıkar. Sözde “aşırıcılık” suçlamaları üzerinden Müslümanlara yönelik ırkçı ön yargıların yeniden üretilmesinin tehlikesine dikkat çeker.

Camiler Müslümanların dinî kimliklerinin oluştuğu ve yaşatıldığı temel mekânlardır. IGMG başta cami cemiyetleri olmak üzere İslami kurumlar ve dinî cemaatlerin radikalizm ya da aşırılıkla bağlantılı olduğu yönündeki mesnetsiz iddiaları bütünüyle reddeder.

Aşırı Sağcılık ve Teröre Karşı Duruşumuz

IGMG aşırı sağ ve aşırı sol siyasi görüşleri reddeder. Ulusal-etnik kimlikleri merkeze alan, bu kimlikler üzerinden toplumsal hiyerarşiler oluşturan, kutuplaşmayı körükleyen ve çoğu zaman otoriter ya da şiddet yanlısı bir hüviyet kazanan aşırı sağcı dünya görüşünün toplumlar için ciddi bir tehlike olduğuna inanır.

IGMG toplumsal sorunların çözümünde şiddetsizliği temel mutabakat olarak kabul eder. Bir dinî cemaat olarak çatışmaların çözümünde şiddetsiz yöntemleri benimser; şiddeti olası bir metot olarak gören her söylem, eylem, kişi ve kuruma mesafe koyar. Bireyin kendisini hukukun üzerinde konumlandırdığı, adaleti hukuk dışı yollarla gerçekleştirme iddiasındaki her yaklaşımın kaos ve bozgunculuk doğuracağına inanır. Bu nedenle çatışmaların çözümünü hukuki zeminde arar. Zulüm, sömürü ve işgal gibi uluslararası hukukun ihlal edildiği durumlarda da meşru direnişin, şiddetten uzak bir perspektifle yürütülmesi gerektiğini savunur.

IGMG hukukun dinamik bir yapı olduğunun farkındadır. Adaletsizliği önlemekte yetersiz kalan, hatta adaletsizliği üreten siyasi yapıların dönüştürülmesini savunur ve bu mücadeleyi hukukun tüm paydaşlarıyla aktif şekilde yürütür. Devletin şiddet tekelini, ancak hukuk devleti ilkesi ve demokratik normlar çerçevesinde kullanması gerektiğini vurgular.

Terör eylemlerini, hukuki ve ahlaki kaideleri ihlal eden, yerleşik düzeni bozmaya kasteden bozgunculuk fiilleri olarak tanımlar ve bunlarla arasına kesin bir mesafe koyar. Bununla birlikte, küresel terörle mücadele politikaları üzerinden başta Müslüman toplumlar olmak üzere tarihte ve günümüzde işlenmiş korkunç katliam ve cinayetleri de lanetler.

IGMG Müslümanların son yarım yüzyılda “İslamcılık”, “siyasal İslam”, “terörizm”, “radikalizm”, “fundamentalizm” gibi ithamlarla karşı karşıya kaldığı gerçeğine dikkat çeker. Bu kavramların çoğu zaman tarihsel bağlamdan koparılarak, bazı kesimleri düşman ya da öteki olarak kurgulamak için kullanıldığını tespit eder. Batı toplumlarında Müslümanlar üzerinde olumsuz etkiler doğuran bu kavramlara karşı nesnel, sağduyulu ve adil bir yaklaşım çağrısında bulunur.

Siyasal İslam ve İslamcılık Kavramlarına Dair Duruşumuz

Batı Avrupa ülkelerinde “Siyasal İslam” ve “İslamcılık” kavramları, demokrasiye ve anayasal devlete karşıtlık üzerinden, bu esaslara dayalı düzenleri yıkmayı veya ele geçirmeyi hedefleyen politik hareketler olarak tanımlanmaktadır. IGMG tıpkı radikalizm, fundamentalizm ve aşırıcılık ithamlarında olduğu gibi, bu kavramların Müslümanları damgalamasına karşı çıkar. Bunun yanı sıra, diğer din ve inanç mensupları gibi Müslümanların da toplumsal ve siyasal gelişmelere yapabileceği katkıları görmezden gelen ve bunları olumsuz bir bağlama oturtan bu tanımlamaları reddeder. IGMG kendisini herhangi bir ön sıfata ihtiyaç duymaksızın açıkça “İslami cemaat” olarak tanımlar.

IGMG farklı akım ve grupların mevcut anayasal düzeni yıkma, özgürlükçü demokratik düzeni ortadan kaldırma, din özgürlüğünü kısıtlama ve toplumu ifsat etme girişimlerini dinî referanslarla gerekçelendirmelerini açık bir suiistimal olarak görür ve kategorik biçimde reddeder. Kurumsal tarihinde de görüleceği üzere IGMG, 1980’li yılların başında bu hedefi güden çevrelerle kesin olarak yollarını ayırmış ve tarihi boyunca bu tür yaklaşımlara karşı net bir mesafe koymuştur.

Demokratik toplumsal düzen her vatandaşın aktif katkısıyla güçlenir. IGMG Müslüman bireylerin İslami değerlerle hareket eden aktif yurttaşlar olarak, kendilerini ilgilendiren her türlü meselede sorumluluk almalarını teşvik eder. Bu çerçevede farklı sivil girişimlere katılmalarını, anayasal zeminde faaliyet gösteren ve toplumun iyiliğine katkıda bulunan siyasi parti ve grupları desteklemelerini olumlu görür. Bu katılımı engellemeye yönelik her türlü çabayı ise demokrasiye aykırı girişimler olarak reddeder. IGMG Müslümanların demokratik katılımını toplumsal barışı güçlendiren, çoğulculuğu zenginleştiren ve ortak iyiyi büyüten bir katkı olarak görür.

IGMG herkesin hakkını teminat altına alan çoğulcu anayasal devlete zarar vermek isteyen, hukuka aykırı her türlü ideolojik veya dinî gerekçeli yaklaşımdan uzaktır. Kendi öz tanımından hareketle, bu tür ideolojilerin bünyesinde yer almasına izin vermez. Kamusal düzende faaliyet yürütürken çatışmaya değil uzlaşıya, yıkmaya değil inşaya, ifsada değil ıslaha, zarara değil ortak faydaya, dışlamaya değil kucaklamaya dayalı bir anlayış ortaya koyar.

IGMG’ye göre siyaset Müslümanların aktif olabileceği ve topluma katkı sunabileceği meşru bir alandır. Bir dinî cemaat olarak IGMG gerek Müslümanları gerekse tüm toplumu ilgilendiren meselelerle diğer kamu, sivil ve siyasi aktörlerle görüşür, önerilerini paylaşır. Ancak bu görüşmeler IGMG’nin ilgili partinin düşüncelerini benimsediği veya o çizgide olduğu anlamına gelmez. Cemaat bünyesinde hiçbir partinin propagandası yapılmaz, herhangi bir siyasi görüş dayatılmaz. IGMG, mensuplarını aktif vatandaşlık bilinciyle, özgür iradeleri doğrultusunda siyasi katılım göstermeye teşvik eder. Bu yaklaşım, İslam’ın “emaneti ehline vermek” ve “adaleti ayakta tutmak” ilkeleriyle uyumlu olup, Müslümanların içinde yaşadıkları topluma güvenilir (“emin”) bireyler olarak katkı sunmalarını hedefler.

IGMG, mensuplarını yaşadıkları ülkelerde toplumsal ve siyasal katılıma teşvik ederken herhangi bir siyasi partide görev alan kişilerin görüşleri, hassasiyetleri ve parti kurallarının IGMG için bağlayıcı olmadığını vurgular. Bu tür görüşlerin cemaat yapılarında dayatılmasına, belirleyici bir şekilde öne çıkarılmasına veya siyasi konuların bir ayrışma vesilesi yapılmasına izin verilmez.

IGMG dinin bireysel ve toplumsal düzeyde yaşatılmasını destekler ve bunu tebliğ ve davetin bir gereği olarak görür. İslam’ın namaz, oruç ve kadın ile erkek için söz konusu olan örtünme gibi günlük hayata doğrudan yansıyan ibadetlerinin yalnızca bireysel değil, gerektiğinde kamusal alanda da özgürce yerine getirilebilmesi gerektiğine inanır. Bu özgürlüğün korunması için verilen siyasi ve hukuki mücadeleyi ise hem din özgürlüğünün doğal bir sonucu hem de özgürlükçü demokratik düzenlerin çeşitliliğe açık olmasının vazgeçilmez bir gereği olarak kabul eder. IGMG bu hak taleplerinin kimi çevrelerce anayasal düzeni hedef alan girişimler gibi sunulmasını ise temelsiz ve bizatihi anayasaya aykırı art niyetli bir yaftalama olarak görür.

IGMG bu ibadetlerin kamusal alanda yaşanmasına yönelik taleplerin bazı kurum ve çevrelerce “anayasal düzeni meşru yollarla değiştirme girişimi” şeklinde sunulmasını ise temelsiz ve art niyetli bir yaftalama olarak görür. Bu tür ithamları, tekdüze ve çeşitliliğe kapalı bir toplum anlayışının yansıması olarak değerlendirir ve Müslümanların bu şekilde damgalanmasına, vatandaşlık haklarının kısıtlanmasına kesinlikle karşı çıkar. Çünkü her türlü inanç ve fikrin, kamusal alanda kendini ifade edebilmesi ve toplumsal tartışmalara katkı sunabilmesi, demokratik düzenin vazgeçilmez şartıdır.

Her türlü inanç ve dinin dünyevi tasavvurlarını kamuoyuyla paylaşabilmesi, özgürlükçü demokratik düzenin vazgeçilmez bir unsurudur. IGMG, toplumsal ve siyasi gelişmeler karşısında kendi temel esasları doğrultusunda geliştirdiği duruşun bu bağlamda önemli bir katkı sunduğuna inanır.

IGMG dinin yalnızca bireysel alana hapsedilmesine ve kamusal alandan dışlanmasına karşıdır. Müslüman ya da gayrimüslim, dinî hassasiyeti olan insanların inançlarını gizleyerek, toplumsal alana yansıtmadan yaşamaya zorlanmalarını hem dinî alana hem de dindar vatandaşın temel haklarına yönelik bir müdahale olarak görür. Bununla birlikte herhangi bir dinin, inancın veya fikrin başkalarına dayatılmasını ve baskı aracı hâline getirilmesini de reddeder.

Göç ve Mülteciler Örneğinde Çeşitliliğe Duyarlı Toplum Çağrımız

21. yüzyılda şiddet, savaş, açlık, yoksulluk, zulüm ve iklim krizi gibi küresel gelişmeler zorunlu göç ve ilticaları yoğunlaştırmıştır. Çoğunluğu küresel Güney’den olmak üzere, yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan insanlar Batı coğrafyasına doğru büyük bir göç hareketi gerçekleştirmektedir. Bu hareketlilik önümüzdeki yıllarda artarak sürecek, birçok toplumu yeni sınamalarla karşı karşıya bırakacaktır.

IGMG, Türkiye’den Batı Avrupa ülkelerine göç eden insanların omuzlarında yükselen bir dinî cemaat olarak göç ve göçmenlerle ilgili gelişmeleri yakından takip eder. Göçmenlere yönelik bakışın ırkçı ve sömürgeci zihniyetten arındırılması gerektiğini vurgular. “Yeni gelenlere” yönelik siyasi ve toplumsal tutumun ise çeşitliliği merkeze alan toplumlar için birer turnusol kâğıdı niteliği taşıdığını hatırlatır.

Hz. Peygamber’in hicret sonrasında Medine’de ensar ile muhacirleri kardeş ilan etmesi zulümden kaçıp yeni bir topluma sığınanlara yönelik örnek bir dayanışma ve kabul anlayışıdır. Bu yaklaşım günümüzde de Müslümanlar için yol gösterici bir ilkedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[80]

IGMG İslami ilkelerden hareketle de ilticanın temel bir hak olduğunu savunur. Mültecilere yardım ve destek sunmayı bir sorumluluk kabul eder. Göçmenlere sahip oldukları eğitim, sosyal statü veya etnik-dinî arka planlarından bağımsız olarak değer veren, “hoş geldin kültürü”ne dayalı bir yaklaşımın sağlıklı toplumların temel şartı olduğuna inanır.

IGMG, Avrupa sınırlarında 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan ve insani değerleri ayaklar altına alan uygulamalara karşı çıkar. Binlerce insanın denizlerde ölüme terk edilmesi, kaçakçılar tarafından sömürülmesi ve devletlerarası süreçlerde onur kırıcı muamelelere maruz kalması kabul edilemez. İnsan onurunu ve temel hakları merkeze alarak, göçmenlerin gittikleri ülkelerde iş, eğitim ve konut piyasalarına eş değerli biçimde katılımını savunur.

Zorunlu göçün temelinde savaş, zulüm, soykırım ve yapısal eşitsizlikler vardır. Bunlar çoğu zaman tarihsel sömürgecilik pratiklerinin günümüzdeki yansımalarıdır. Mültecilik bu derin yapısal sorunların sonucudur. Bu nedenle IGMG yalnızca göç hareketlerine odaklanmak yerine, insanları yerinden eden nedenlerin kökenine inilmesi gerektiğini vurgular. Kalıcı ve adil çözümler, ancak çatışmaların son bulması, sömürüye dayalı küresel ilişkilerin dönüşmesi, kâinattaki mizana saygı gösterilmesi ve dünyanın her yerinde insani yaşam koşullarının sağlanmasıyla mümkündür. Bu sebeple IGMG zorunlu göçe yol açan yapısal sorunları ortadan kaldıracak politikaları destekler.

IGMG göç ve mültecilik meselesini yalnızca insani bir sorumluluk olarak değil, aynı zamanda toplumların barış ve adalet temelinde yeniden inşası için bir imkân olarak görür. Bu nedenle siyasetçileri, sivil toplum kuruluşlarını ve dinî cemaatleri çeşitliliğe duyarlı, kapsayıcı ve onur merkezli politikaları hayata geçirmeye davet eder. Adil ve sürdürülebilir bir gelecek, ancak göçmenlerin haklarının korunması ve toplumların farklılıkları zenginlik olarak benimsemesiyle mümkündür.


Dipnotlar

  1. A’râf suresi, 7:56
  2. Haşr suresi, 59:9
PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com