Din Özgürlüğü ve Irkçılık

İfade, Düşünce ve Din Özgürlüğü
Allah insanı, kendisinin ve âlemin neden ve nasıl var olduğunu merak edecek ve bu merakın sonucunda arayışa çıkacak, varlık ve yaratılış hakkında tefekkür edecek şekilde yaratmıştır.[65] Yaratılmış olan her şeyde Allah’ın varlığına ve kudretine dair işaretler ve deliller vardır.[66] Allah, insanı bu delilleri görebilmek adına âleme yakından bakmaya ve tefekkür etmeye çağırır.[67]

Din özgürlüğü her insanın Allah’ı arama güdüsünü hiçbir engel veya zorlamaya maruz kalmadan yaşayabilmesini sağlayan temel bir dayanaktır. Din özgürlüğünün yasalarla teminat altına alınması, insanlara bu arayışlarını baskı, ceza veya zorlama olmaksızın yerine getirme ve hayatını buna göre şekillendirme imkânı tanır. Bu özgürlük sadece bir hak değil, aynı zamanda insanın hakikat ve anlam arayışındaki potansiyelini tam olarak gerçekleştirebilmesi için bir gerekliliktir.

İslam’da insanları Allah’a ve İslam’a davet etmek varken, zorlama ise yoktur. “(Resulüm)! Şüphesiz biz bu Kitab’ı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.”[68] ayeti, inanmanın zorlama ile sağlanamayacak kişisel bir karar olduğunu tasdik eder. Allah Teâlâ dinde zorlama olmadığını,[69] kişiye düşen sorumluluğun ise duyurmak olduğunu[70] buyurur.

Allah katında kabul gören bir iman, yalnızca özgür irade ile mümkündür. Müslümanlardan beklenen davet metodu da dini güzel bir şekilde yaşamak ve güzel bir dil ile insanları İslam’a davet etmektir. Tehdit, baskı ve zorlama İslam’ın kabul etmediği yöntemlerdir. Bu yolda zikredilen inanç ifadesi, imanın değil, tehdit karşısında korkunun veya baskıdan kurtulmanın bir ifadesi olarak kabul edilir.

Bu bağlamda IGMG, hangi din veya dünya görüşüne sahip olursa olsun, başkalarını baskı veya zorlama ile yönlendirmeye çalışan her türlü yaklaşıma karşıdır. İslam’ın temel ilkelerinden biri olan din özgürlüğü Hz. Peygamber (s.a.v.)’in önderliğinde en somut şekilde “Medine Sözleşmesi” ile pratiğe dökülmüştür. Farklı inançlardan ve etnik grupların haklarını güvence altına alan bu sözleşme, Kur’an-ı Kerim’in “Dinde zorlama yoktur.”[71] hükmünün de hayata geçirilmiş ve güçlü örneğidir. Bu anlayış, bugün de IGMG’nin din özgürlüğü, karşılıklı saygı ve çoğulculuğu savunan tutumunun temelini oluşturmaktadır.

Kur’an-ı Kerim istişareyi müminlerin temel vasıflarından biri olarak zikreder: “Onlar ki, işlerini aralarında şûra ile yürütürler.”[72] Şûra ancak düşünce ve ifade özgürlüğünün bulunduğu, herkesin fikrini serbestçe beyan edebildiği bir ortamda anlam kazanır. Hz. Peygamber (s.a.v.) de bu ilahî prensibi hayatına tatbik etmiş, sahabesiyle müzakere etmiş, sorular sormaya teşvik etmiş ve farklı görüşleri dikkatle dinlemiştir. Nitekim Ebû Hüreyre (r.a.), “Resûlullah (s.a.v.)’den daha çok, adamları ile istişare eden bir kimse görmedim.”[73] diye ifade etmiştir. IGMG, bu Kur’anî ve nebevî prensiplerden hareketle düşünce ve ifade özgürlüğüne büyük önem verir; Müslüman cemaatin ve toplumun meselelerini açık, yapıcı ve saygılı tartışmalarla ele almayı teşvik eder. Tüm Müslümanları birlik ve barışı güçlendirmek için fikirlerini özgürce dile getirmeye ve birbirlerini anlamaya davet eder.

İslam tarihi farklı inançlara sahip topluluklara karşı saygı ve hoşgörünün birçok örneğini sunar. Bu bağlamda, özellikle Ehl-i kitaba gösterilen saygı İslam geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Medine Sözleşmesi’nden Kudüs’ün fethinde Hz. Ömer’in Hristiyan ve Yahudilere tanıdığı haklara; Osmanlı’nın Millet Sistemi’nden Endülüs’teki barış ortamına kadar uzanan bu çoğulcu gelenek, kendi zamanının çok ötesinde bir örneklik ortaya koymuştur.

IGMG farklı inanç toplulukları arasındaki iletişimi güçlendiren dindarlar arası etkinliklerde yer alır. Mensuplarını ayrımcılığa ve hoşgörüsüzlüğe karşı bilinçlendirmek ve din özgürlüğü konusunda farkındalık kazandırmak için vaazlarında, cuma hutbelerinde ve sohbetlerde bu konuları ele alır. Bunun dışında seminer ve konferanslarda din özgürlüğü konusunu işler.

IGMG farklı inançlara mensup insanların toplumsal barışı destekleme konusunda sorumlulukları olduğuna inanır. Farklı dinlere mensup insanların buluşmalarının karşılıklı tanışma için imkân sunduğuna inanır. Bu buluşmaların aynı zamanda toplumsal sorunları birlikte ele almayı ve karşılıklı saygı temelinde birlikte yaşamayı destekleme amacını takip etmesi gerektiğini savunur.

Bununla birlikte dünya genelinde birçok coğrafyada din özgürlüğü belli gerekçelerle kısıtlanmaktadır. İbadet hakkının ve kamusal alanda dinî aidiyetin görünürlüğünü kısıtlayan yasa ve uygulamalar endişe vericidir. Okullardaki başörtüsü yasakları, kamusal alanda başörtüsü kısıtlamaları, üniversitelerde Müslüman ibadet alanlarının kapatılması, Müslümanlara ait okul ve eğitim kurumlarının suni gerekçelerle sorunlu gibi gösterilmesi, cami yapımı için arsa veya bina alımına farklı gerekçelerle engellerin konulması veya güvenlik tedbirlerle camilerin kapısına kilit vurulması gibi gelişmeler kaygı uyandırmaktadır. Bu tür adımlar yalnızca ilgili ülkelerin anayasaları tarafından garanti altına alınan din özgürlüğünü ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda toplumsal barışı da tehdit etmektedir.

IGMG herkesin dinini özgürce seçme, yaşama ve ifade etme hakkının demokratik hukuk düzeni çerçevesinde güvence altına alınmasını savunur. Hem aktif olduğu ülkelerde hem de köken ülkelerinde tüm cemaat ve toplulukların din özgürlüğünden kuşatıcı ve eşit bir şekilde faydalanabilmesi gerektiğine inanır.

Dine Hakaret Eylemleri ve Nefret Suçuna Dair Duruşumuz
Farklı din, inanç, görüş ve fikirlere sahip insanların bir arada huzur ve barış içinde yaşayabilmesi, düşünce ve fikir özgürlüğünün temel bir hak olarak kabul edilmesini zorunlu kılar. Ancak, başka insanların inançlarına hakaret etmek sadece saygısızlık değil, aynı zamanda toplumsal barışı zedeleyen bir tutumdur. Dinler ve inançlar, insanların kimliklerinin derin birer parçasıdır; bu değerlere saldırmak, bireylere doğrudan saldırmak anlamına gelir. İslam, Müslümanlara başka kavim ve inançlarla alay etmeyi açıkça yasaklamıştır: “Allah’tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah’a söverler.”[74]

Bu temel prensipten hareketle IGMG herhangi bir birey ya da topluluğa yönelik incitici ifadelerin dile getirilmesini kendi bünyesinde kabul etmez. Diğer birey ve kurumlarla iş birliğini saygı ve anlayış temelinde şekillendirir. Bununla birlikte IGMG bireylere, cemaatlere ve insanların mukaddes olarak kabul ettikleri şeylere karşı hakaret ile aşağılayıcı ifadelerin nefret söylemi olduğunu vurgular. IGMG Müslüman cemaat özelinde azınlıklara yönelik nefret söyleminin, fiilî saldırıların bir ön aşaması olduğunun altını çizer. Toplumsal huzuru bozan bu söylemlere tolerans gösterilmemesi gerektiğine inanır.

Irkçı İdeoloji Karşısındaki Duruşumuz
İslam yaratılışta insanların eşit olduğunu savunarak ırkçılığın her türlüsünü kesin bir dille reddeder. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, Ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”[75] buyurmaktadır. Bu ayet, üstünlüğün ırk, soy veya millet gibi etkenlerle değil, yalnızca takva ile olduğunu vurgular. Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde “Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir! Babanız da birdir! Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır.”[76] buyurarak bu evrensel eşitlik ilkesini pekiştirmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) ayrıca “Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık davası uğruna mücadele bizden değildir. Irkçılık davası uğruna ölen bizden değildir.”[77] diyerek ırkçılığı açıkça yasaklamıştır.

IGMG bu ilahî ve nebevî düsturlar uyarınca, İslam’da kavmiyetçiliğe ve ırkçılığa yer olmadığına inanır. Irkçı pratiklerin toplumsal barışı tehdit ettiğine dikkat çeker ve bu pratikleri mümkün kılan kutuplaştırıcı dünya görüşünün tehlikesine işaret eder. Bütün insanların eş değerli varlıklar olarak yaratıldığına inanarak, İslam öncesi cahiliye döneminde olduğu gibi nesep, soy ve zenginlik üzerinden kurulan bir üstünlüğü reddeder. Bu bağlamda, “Onun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.”[78] ayetinden hareketle, insanlar arasındaki çeşitliliği Allah’ın bir ayeti olarak görür ve bu çeşitliliğe saygı duyulmasını esas alır.

Irkçılığın Tanımı ve Toplumsal Yansımaları
Gruplara yönelik ötekileştirme ve devamında nefret, insanlığın ilk zamanlarından beri savaş, soykırım, çatışma ve zulümlerin en köklü nedenlerinden birisidir. Nefret ve düşmanlık, bunların yöneltildiği grup mensuplarının “aşağıda” görünüp ayrımcılığa uğramasından yaşam haklarının menedilmesine kadar uzanan birçok acımasız eylemi meşru gösteren bir cinnet hâlini tetiklemekte, toplumsal huzurun ise önündeki en büyük engellerden birisini oluşturmaktadır.

Irkçılık, toplumlar içerisinde farklılığa dayalı eşitsizliklerin üretilmesini mümkün kılan bir sistemdir. IGMG, ırkçılığı sadece bireysel bir tutum değil, toplumda yerleşmiş ve günlük hayatı da etkileyen, kendini sürekli tekrar eden ve toplumsal barışı tehdit eden ciddi bir sorun olarak görür. Irkçı bakış açısı belli grupların sistematik olarak ayrımcılığa uğradığı ve toplumsal eşitsizliğin meşrulaştırıldığı bir zemin sunar. Bu durum, insanlığın ilk zamanlarından beri savaş, soykırım, çatışma ve zulümlerin en köklü nedenlerinden birisi olan nefretin tetiklenmesine yol açmaktadır.

Müslüman karşıtı ırkçılık, Müslümanların kültürleri, etnik kökenleri ve dinî aidiyetleri gerekçe gösterilerek, homojen bir “kitle” olarak görülmelerine, birçok olumsuz özellikle yaftalanmalarına ve bu söylemin inşasında İslam’ın da bütün sorunların kökeni olarak konumlandırılmasına yol açan tehlikeli bir düşünce sistemidir. Bu ırkçılık, yalnızca fiziksel şiddet veya doğrudan tehditler gibi cezai boyutu olan vakalarla sınırlı değildir. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) 2024 tarihli raporu, AB genelinde Müslümanların %47’sinin son beş yıl içinde ırkçı ayrımcılığa uğradığını ortaya koymaktadır. Müslüman karşıtı ırkçılık iş başvurularında, kariyer gelişiminde, sosyal medyadaki aşağılayıcı söylemlerde ve bilimsel söylem kılıfı altında meşrulaştırılmaya çalışılan İslam karşıtı ifadelerde de kendini gösterir. Bu tür ayrımcılıklar, özellikle başörtülü Müslüman kadınları daha sık ve derin biçimde etkilemektedir. Müslüman kadınlar hem toplumsal cinsiyetleri hem de dinî kimlikleri nedeniyle çifte ayrımcılığa maruz kalmakta, kamusal alanlardan geri çekilme, fırsat eşitsizliği ve psikolojik baskı gibi sonuçlarla yüz yüze bırakılmaktadır.

Mücadele ve Dayanışma Stratejimiz
IGMG Müslüman karşıtı ırkçılık ve ırkçı saldırılarla mücadeleyi dinî bir vecibe ve toplumsal bir sorumluluk olarak görür. Müslümanlara yönelik saldırıları kararlılıkla kınar ve bu saldırıların toplumda artan nefreti ve kutuplaşmayı gösteren tehlikeli sinyaller olduğuna vurgu yapar. IGMG Müslüman cemaatin güvenliğini derinden zedeleyen ırkçı şiddet eylemlerini kınarken, bu saldırıların etkili bir şekilde kovuşturulmasını ve cezalandırılmasını talep eder.

Müslümanların en temel sosyalleşme ve ibadet alanı olan camiler son yıllarda giderek daha sık bir şekilde ırkçı ve siyasi motivasyonlu saldırılara maruz kalmaktadır. Bu saldırılar camileri emekleriyle ilmek ilmek inşa eden Müslüman cemaati derinden sarsmakta, zaman zaman saldırganların etkili bir şekilde kovuşturulmaması ve cezalandırılmaması ise Müslüman cemaatin güvenlik hissini temelden zedelemektedir. IGMG camilere yapılan saldırıların ardından toplumun tamamının göstereceği dayanışmanın bu saldırılara yönelik verilecek en etkili cevaplardan birisi olduğuna inanır. Siyasetin ve sivil toplumun cami saldırıları karşısında daha güçlü bir ittifak kurmasını talep eder.

IGMG sadece camilere yönelik değil, tüm inanç ve dinlere ait mekânlara yönelik saldırıları lanetler, tüm inançların kutsallarına saygı duyar ve saldırılar karşısında dayanışma gösterir. IGMG insanların kutsallarını skandal bir şekilde ayaklar altına alan, sözde “Mushaf yakma” gibi eylemlerin ifade özgürlüğü temelinde değerlendirilemeyeceğine inanır. Bu eylemleri Müslüman karşıtı ırkçı eylemler olarak görüp, başta Müslümanların kutsalına hakaret anlamına geldiğine, bunun haricinde ise toplumları ifsat eden eylemler olduğuna inanır. IGMG Mushaf yakmak başta olmak üzere her türlü inancın kutsalına yönelik hakaret ve saldırı eylemlerinin ceza hukuku nezdinde kovuşturulması gerektiğini savunur.

Siyaset ve güvenlik kurumları ibadethanelerin güvenliğini sağlamakla mükelleftir. IGMG hiç kimsenin camiler başta olmak üzere ibadethanelere gitmek veya dinî kimliğini izhar etmek nedeniyle saldırıya uğramaktan endişe etmeyeceği bir toplumun gelişmesi için hem kendini sorumlu addeder hem de toplumun diğer paydaşlarını bu sorumluluğu yerine getirmeye davet eder.

Müslüman karşıtı ırkçılık yalnızca cami saldırıları, fiziksel şiddet ya da doğrudan tehditler gibi cezai boyutu olan vakalarla sınırlı değildir. Günlük yaşamda, ceza hukukunun kapsamına girmeyen ancak sistematik bir şekilde dışlayıcı ve ayrımcı etkiler meydana getiren birçok vaka yaşanmaktadır. İş başvurularında ayrımcılık, kariyer gelişiminde görünmez engeller, sosyal medyada genellemeci ve aşağılayıcı söylemler ya da bilimsel söylem kılıfı altında meşrulaştırılmaya çalışılan İslam karşıtı ifadeler bu örneklerden sadece birkaçıdır. Müslüman kadınlar hem toplumsal cinsiyetleri hem de dinî kimlikleri nedeniyle çifte ayrımcılığa maruz kalmakta; kamusal alanlardan geri çekilme, fırsat eşitsizliği ve psikolojik baskı gibi sonuçlarla yüz yüze bırakılmaktadır. Müslüman karşıtı ırkçılığın bu “günlük” boyutu, toplumsal yapının derinliklerine işlemiş ön yargıların ve kurumsal ayrımcılığın bir göstergesi olarak daha fazla görünür kılınmalı ve ciddiyetle ele alınmalıdır.

IGMG Müslüman karşıtı ırkçılık ve ırkçı saldırılarla mücadeleyi bir görev ve sorumluluk olarak görür. Bu ırkçılık türüne maruz kalan Müslümanları destekler, onlara yönelik güçlendirme çalışmaları yapar ve danışmanlık hizmetleriyle onların yanında bulunur.

Irkçılıkla Mücadelede Tutumumuz
Irkçılıkla mücadele yalnızca Müslüman cemaatin değil, toplumun tüm paydaşlarının ortak sorumluluğudur. IGMG ırkçılıkla mücadelenin başta hayat boyu eğitim, çoğulculuğun her alanda teşvik edilmesi ve hassasiyeti yüksek yapılar sayesinde güçlü bir şekilde yapılabileceğine inanır. Bu nedenle kendi çalışmalarını gruplara yönelik nefretin üretilmediği, tam tersine farklı grupların ön yargıdan uzak bir şekilde kendisine yer bulabildiği bir biçimde kurgular. IGMG bu sorumluluktan hareketle ırkçı düşünce biçiminin hiç oluşmaması için kendi çalışmalarında ırkçılık konusunda hassas bir tutum ve dil sergiler. Halklar arasındaki anlayış ve tanışmayı teşvik eder. Kendi idari yapılarında farklı etnik ve millî kimliklerden Müslüman cemaatin de bulunmasını teşvik eder. Mevcut durumda IGMG’nin idareci ve görevlileri arasında, organizasyonun tüm kademelerinde Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Alman ya da Fransız fark etmeksizin tüm farklı milletlerden Müslümanlar görev almaktadır.

IGMG başta Ehl-i kitap olan dinî cemaatlerle iletişim ve iş birliğine önem verir. Musevi cemaatlerle helal/koşer kesim, sünnet yasağı gibi konular başta olmak üzere ortak azınlık tecrübesinin zenginleştirici etkisine inanır. Irkçılık ve ayrımcılık zamanında durdurulmadığında, tarih boyunca defalarca tanık olduğumuz gibi, kitlesel şiddet ve soykırımlara kadar varan sonuçlar doğurabilir. Bunun en çarpıcı örneği Nazi Almanya’sı döneminde altı milyondan fazla Yahudi’nin sistematik biçimde yok edildiği Holokost’tur. Bu insanlık suçu sadece bireysel nefretin değil, devlet eliyle kurumsallaştırılmış bir ırkçı ideolojinin yol açtığı korkunç bir felakettir. Bunun dışında, Ruanda, Kamboçya ve Bosna’da işlenen soykırımlar da ayrımcılığın ve nefretin siyasi söylemler ve toplumsal yapı içinde kök salmasıyla nasıl ölümcül sonuçlara evrilebileceğine örnek olarak zikredilebilir. Bu örnekler, ırkçılıkla mücadelenin sadece dinî-ahlaki bir görev değil, aynı zamanda tarihsel sorumluluk ve insanlık onurunun savunusu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. IGMG bu tarz faciaların tekerrür etmemesi adına kendisini nefret ve ırkçılıkla mücadele konusunda sorumlu hisseder. Bununla birlikte ifade ve düşünce özgürlüğü bağlamında, hükûmetlere yöneltilen meşru eleştiri ve hukuka uygunluk taleplerinin antisemitizm olarak görülüp engellenmesine karşı çıkar. Nefret konusunda hassas, insan hukukuna saygılı bir dil benimser.

IGMG’nin gerçekleştirdiği Açık Cami Günü programlarının bir amacı da ırkçılık ve ön yargılarla mücadeledir. Araştırmalar Müslümanlara yönelik ırkçı ön yargılara sahip olan insanların Müslümanlarla karşılaşma ve tanışma durumlarının da az olduğunu ortaya koymaktadır. IGMG Açık Cami Günü başta olmak üzere “Buyrun, Ben Müslüman’ım” ve Müslüman kadınların düzenlediği “Değiştirebilirsin” gibi sokak aksiyonlarıyla Müslümanların kendilerini takdim etmesini ve karşılaşmaları teşvik etmekte, bu yönüyle ırkçılıkla mücadele çalışması yürütmektedir. Cami cemiyetlerinden bölge ve genel merkez yapılanmasına kadar ramazan aylarında gerçekleştirilen kurumsal iftarlar başta olmak üzere, IGMG’nin gerçekleştirdiği tüm çalışmalara toplumun her kesiminden yapılan davetler de bu yönüyle karşılıklı tanışmanın teşvik edilmesi ve ön yargıların bertaraf edilmesi amacını taşımaktadır.

IGMG’nin Irkçılıkla Mücadele Haftaları kapsamında düzenlediği paneller, gençlik çalıştayları ve sosyal medya kampanyaları ise genç kuşaklarda eleştirel bilinç oluşturmayı hedeflemektedir. Ayrıca Müslüman karşıtı ırkçılık ve diğer ırkçılık/ayrımcılık türlerine karşı kurumlar arası iş birliğiyle yürütülen girişimler, bu mücadelenin çok yönlü ve kararlı biçimde sürdürüldüğünü göstermektedir. Konu aynı zamanda vaazlar, sohbetler ve hutbelerde de mutat bir şekilde işlenmektedir.

Dipnotlar
Bakara suresi, 2:164 ↩
Ra’d suresi, 13:3-4 ↩
Âl-i İmrân suresi, 3:191 ↩
Zümer suresi, 39:41 ↩
Bakara suresi, 2:256 ↩
Şûra suresi, 42:48 ↩
Bakara suresi, 2:256 ↩
Şûrâ suresi, 42:38 ↩
Tirmizî, Cihad, 34 ↩
En’âm suresi, 6:108 ↩
Hucurât suresi, 49:13 ↩
Müsned-i Ahmed, H. No: 23489 ↩
Ebû Dâvûd, Edeb, 111-112 ↩
Rûm suresi, 30:22 ↩

PHP Code Snippets Powered By : XYZScripts.com