Temel esaslar en temel, yol gösterici prensipleri ve ilkeleri ele alan, tüm faaliyetlerin dayanaklarını vurgulayan konulardır. IGMG’nin temel esasları başlıca İslam’ın Kur’an-ı Kerim ve sünnet eksenli yaşanması ve yaşatılması için cehdedilmesi, tüm insanların insan onuruna yakışır biçimde temel hak ve hürriyetlerinin savunulması, ümmet-i Muhammed ile dayanışma, acılarını ve sevinçlerini paylaşma üzerine temellendirilmiştir. Bu bağlamda, temel esaslarımızı konu başlıkları üzerinden ele alabiliriz.
İnanç Esaslarımız
Dinî bir cemaat olarak inanç esaslarımız; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kaza-kadere iman temeline dayanır.[10] Bu esasların temelindeki kaynaklar ise Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat anlayışı içerisinde, (Mâtürîdîlik ve Eş’arîlik çerçevesinde) Kur’an-ı Kerim, sünnet, icma ve kıyastır.
Yaratılış Tasavvurumuz ve İnsan
Kur’an-ı Kerim göklerde ve yerde Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren sayısız delil olduğunu bildirir. “Göklerde ve yerde (Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren) öyle deliller var ki! Onlar, bu delillerle sürekli iç içe, yan yana bulunurlar; fakat üzerinde hiç düşünmeden, tam bir aldırmazlık içinde onlardan yüz çevirirler.”[11] ayetinde de bu gerçek vurgulanır. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim, yaratılışta Allah’ın varlığına dair işaretlerin bulunduğunu bildirerek, insanı yaratılış üzerinde düşünmeye ve Yaratıcının sanatını kavramaya teşvik eder.[12]
Tabiattaki çeşitlilik, yıldız ve gezegenlerin düzeni, insan bedenindeki mükemmel uyum ve ahenk; Allah’ın her şeyde tanınması için insanı tefekküre yönlendiren örneklerden bazılarıdır.[13]
Kur’an-ı Kerim, “Allah her şeyin yaratıcısıdır.”[14] diyerek yaratılışın mutlak sahibinin Allah olduğunu bildirir.[15] Bu yönüyle insan, diğer bütün canlılardan farklı ve üstün bir yaratılışa sahiptir. Bu farklılık, “Biz insanoğlunu şerefli kıldık.”[16] ayetiyle açıkça belirtilir. Bu ilahî beyan, insanın “eşref-i mahlûkat”, yani yaratılmışların en şereflisi olduğunu ortaya koyar. Ancak bu paye, sadece bir üstünlük değil, aynı zamanda bir sorumluluk bilincini de beraberinde getirir. İnsan bu dünyada Allah’a, diğer insanlara ve tüm canlılara karşı görev ve sorumluluk taşır. Allah, insanı yarattıktan sonra meleklere Hz. Âdem’e secde etmelerini emretmiş,[17] böylece insanın yaratılıştaki ayrıcalıklı konumunu daha da belirgin kılmıştır.
İslam düşüncesine göre insan sadece maddi bir beden değil, aynı zamanda manevi boyutları olan özgün bir varlıktır. “Gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.”[18] ayeti, insanın bilinç ve irade sahibi olduğunu ortaya koyar. Bu nedenle insan, seçimlerinde özgürdür ve yaptığı her davranıştan sorumludur. “Kim güzel ve makbul bir iş yaparsa, faydası kendinedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı da kendinedir.”[19] ayeti bu sorumluluğu açıkça ifade eder.
Nübüvveti (peygamberliği) ise insanı Allah’a bağlayan ve bu sorumlulukları ona ileten bir makam olarak kabul eder. “Size Rabbimin buyruklarını tebliğ ediyorum. Ben sizin iyiliğinizi isteyen güvenilir bir nasihatçiyim.”[20] ayetiyle peygamberlerin görevinin tebliğ ve davet olduğu bilincinde son peygamberin de Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğu inancındadır. İslam düşüncesine göre; insan fıtraten yani doğuştan Allah’ı bilme yetisine sahip, günahsız, akıl ve irade sahibi bir varlıktır. Bu özellikleriyle insan bireysel, toplumsal ve evrensel anlamda görev ve sorumluluklar taşıyan yegâne varlıktır.
Ölçü ve Değer Anlayışımız
IGMG, İslam’ı temel kaynakları Kur’an-ı Kerim ve sünnete dayalı olarak anlamaya ve yaşamaya çalışır. Ana kaynaklara uygun olduğu müddetçe, bölgesel ve kültürel çeşitlilikleri de bir zenginlik ve imkân olarak kabul eder.
İslam son ve hak dindir. İslam’ın ilke ve değerleri belirli bir zaman ve mekân ile kısıtlı değil, bilakis evrensel ve zaman üstüdür. İslam; ırk, ten rengi ve dil ayırmaksızın bütün insanlığı muhatap alır. “(Ey Muhammed!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[21] ayetindeki âlemler ifadesi ile İslam’ın cihanşümul olduğuna, bütün insanlığa gönderildiğine inanır ve sonsuza kadar aslını muhafaza edecek bir din olduğunu kabul eder.[22]
İslam tevhid anlayışının kuşatıcı çerçevesinde iman, ahlak, ibadet ve ilim temellidir. IGMG, İslam’ın temel inanç esaslarının bireysel ve toplumsal hayata getirdiği ölçü ve sorumluluklar doğrultusunda hareket eder. İslam, bir gaye amacıyla yaratılan insanın başıboş bırakılmadığını belirtir.[23] Bu gaye, kulluk bilincini merkezde tutarak bireye ve topluma önemli sorumluluklar yükler. IGMG bu sorumluluklarla yükümlü olduğunu kabul eder ve tüm faaliyetlerinde adalet, merhamet, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, güvenilir olma ve dürüstlük gibi temel ahlaki yükümlülükleri esas alır.[24] Bu ahlaki misyon, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”[25] hadîs-i şerifi ile de desteklenerek “iyiliği emredip kötülükten sakındırma”[26] (emr-i bi’l ma’rûf nehy-i ani’l-münker) ilkesiyle hayat bulur. IGMG bu nebevî öğüdün takipçisidir.
Müslümanlık, insanları Allah’a ve insanlara karşı sorumlu tutmanın adıdır. Bu sorumluluk bilinci, sadece kişisel ibadetlerle sınırlı kalmayıp, toplumsal ve küresel düzeyde adalet, barış ve toplumsal huzur için çabayı da içerir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Sizden biriniz bir kötülük görürse, önce eliyle, sonra diliyle engel olsun. Buna da gücü yetmiyorsa, kalbinden buğzetsin; imanın en zayıf hâli de budur.”[27] buyurarak, bu sorumluluğun farklı derecelerini ortaya koymuştur. IGMG kimden kaynaklanırsa kaynaklansın her türlü kötülüğün karşısında durmayı ve her şartta adaleti ölçü almayı temel bir görev olarak benimser.
İslam dininde ferdî olarak yerine getirilebilen yükümlülükler olduğu gibi, cemaat hâlinde yerine getirilmesi gereken sorumluluklar da vardır. Bu sebeple, toplu ibadetlerin yerine getirilmesi, yoksul ve mağdurların korunması, haksızlıklara karşı mücadele, adaletin ve iyiliğin yaygınlaştırılması gibi İslami sorumluluklar ortak bir çabayı, dolayısıyla teşkilatlanarak cemaatleşmeyi gerekli kılar. Bu anlayışla, IGMG, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in genç yaşlarından itibaren toplumsal sorumluluk konusunda aktif olmasını örnek alır. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) Mekke’de yaşayan ve dışarıdan gelen kişilerin haksızlığa uğramaması, zulmü önleyebilmek ve mazlumları korumak amacıyla kurulan Hilfü’l-Fudûl’un (Erdemliler Topluluğu) en genç üyesi olmuştur. Bu örnekten hareketle IGMG kolektif bir duruşun temel bir İslami sorumluluk olduğunu kabul eder. “Allah’ın rahmeti cemaat üzeredir.” düsturundan hareketle IGMG cemaat olarak hareket etmeye büyük önem verir.[28]
IGMG, temel öğretilerinde İslam ahlakı ile ahlaklanmayı ölçü alıp, toplumun manevi ve ahlaki gelişimini amaçlar ve bu anlayışla, Müslümanların hayatlarını dengeli bir şekilde sürdürmelerini destekler.[29]
IGMG hoşgörü ve anlayışı ön planda tutan Yunus Emre felsefesinden hareketle “Yaratılana hürmet vardır, Yaratandan ötürü.” düsturunu şiar edinir. Bu bakış açısıyla farklı inanç ve kültürden kimselerle iletişim imkânları kurarak, hoşgörü ve anlayışı artırmayı hedefler. Bir arada yaşama kültürünü destekleyerek toplumsal huzur ve anlayışın güçlenmesini hedefler.
Birlikte Yaşama Vizyonumuz
İnsan, “Hani Rabbin meleklere; ‘Ben yeryüzünde halifeler yaratacağım.’ dediğinde…”[30] âyet-i kerîmesinde ifade edildiği üzere halife kılınmıştır. Halifelik insanın yüklendiği bir görev ve sorumluluktur. İyinin, güzelin, adaletin ve doğrunun yerine getirilmesindeki çabalardır. Bu yönüyle insanın yaratılış gayesi, “Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.”[31] ilahî fermanında olduğu gibi kulluktur. Kulluk ise Yaratanı bulmak, bilmek, kişinin kendisini bilmesi, yaratılış üzerinden evreni ve kendini keşfetmesidir.
“Biz insanı en güzel surette yarattık.”[32] ayeti ise insanın hem bedenen hem de ruhen en güzel şekilde yaratıldığını ifade eder. Bu ahsen-i takvim (en güzel suret), insanın kendini tanıma ve Yaratanına yakınlık duyması için bir rehberdir. Yaratılan her birey ve canlının, yaratılışın muhteşemliğinden hareketle saygı ve hürmet görmeye değer olduğu kabul edilir. Allah insanları eşit yaratmış, eşit haklara sahip kılmış, birbirleriyle tanışmaları için farklı kavim ve milletlere ayırmıştır.[33] IGMG de gerçekçi bir iletişimi önceleyerek, ön yargıların yer almadığı bir bakışla bütün insanlara kucak açar.
Kur’an-ı Kerim’de “Allah katında sizin en üstününüz en takvalı olanınızdır.”[34] buyurularak, insanların birbirine ırk, soy ve zenginlik gibi etkenlerle üstün olmadığını, asıl üstünlüğün ahlaki yetkinlikte olduğunu vurgular. Ahlaki yetkinlik de kişinin kendisi için istediğini başkası için de isteyebilmesidir.[35] Bu temel ilkenin esası adalettir. Kur’an-ı Kerim’in “Adil olun, bu takvaya en yakın olan şeydir.”[36] mesajı, adaletin takva anlayışının vazgeçilmez bir boyutu olduğunu vurgular. Yani adalet, takvanın somut göstergesidir ve kişinin takva derecesi, hayatın her alanında adaletli duruşuyla belirlenir. Bu temel felsefeye dayanan IGMG, benimsediği değerler doğrultusunda bütün insanları mahlukatın en şerefli varlıkları olarak görür ve İslam’ın kutsal saydığı beş temel emniyet olan can, akıl, nesil, inanç ve mülkiyet haklarının tüm insanlar için geçerli olduğunu kabul eder.
Farklı din, dünya görüşü ve kültürlere sahip insanlar, “İnsanları tek bir nefisten yarattı.”[37] ayetinde vurgulandığı üzere aynı kökten, tek bir anne ve babadan gelmektedir; yani Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın çocuklarıdır. İnançların, ırkların, kültürlerin, dillerin ve milletlerin farklılığı ise Allah’ın ayetlerindendir: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.”[38] “Onun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin (lisanlarınızın) ve renklerinizin değişik olmasıdır.”[39] Bu gerçekten hareketle, IGMG için birlikte yaşamanın en temel unsurlarından biri, insanların eşitliği ilkesidir.
Cihad Anlayışımız
Cihad, Kur’an-ı Kerim’de çok sayıda yerde geçen ve çok yönlü bir ibadet olup, “ceht ve gayret sarf etmek” anlamındadır. Allah’ın rızasına uygun bir şekilde hayat sürme çabasıdır. İslam’ı öğrenmek, yaşamak ve başkalarına öğretmek; iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, iyinin, güzelin, adaletin etkin olması; çirkinin, kötünün, haksızlıkların ve zulmün son bulması için gösterilen samimi gayrettir. Cihad, bütün insanların onurlu bir şekilde yaşayabilmesi için bireyin tüm imkânlarıyla, organize bir şekilde gayret etmesidir.
Cihad kişinin üstlenmiş olduğu vazifesini hakkıyla ve gücünün yettiğince yerine getirmesi ve hayatın her noktasında Allah’ın rızasını aramasıdır. “Kim cihad ederse kendisi için cihad etmiş olur.”[40] ayetinde bildirildiği üzere cihad her Müslüman’ın sorumlu olduğu bireysel bir ibadettir. IGMG de bu bilinçle, kişinin yaratılış gayesini gerçekleştirme yolunda kendisini daimî bir muhasebeye tabi tutmasını ve ceht ile gayretin önce kişinin kendinde başlaması gerektiğini savunur. Nitekim “Mücahit nefsiyle cihad edendir.”[41] hadîs-i şerifi cihadın en temel boyutunun içsel mücadele olduğunu vurgulamaktadır.
Cihadın bir diğer önemli boyutu, ilim yolunda gösterilen gayrettir.[42] Hz. Peygamber’in “Bir şey öğrenmek ya da öğretmek için bizim mescidimize gelen Allah yolunda cihad eden gibidir.”[43] ifadeleri ilmî gayretin cihad ile eşdeğer olduğunu göstermektedir. İlim, dünyada ve ahirette insanın derecesini yücelten bir ziynettir[44] ve bu şerefe ulaşmak için peşinde koşulmayı, zorluklara karşı sabırla karşılık vermeyi hak eden bir faaliyettir.
Cihad aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Hz. Peygamber’in vahiy öncesi dönemde bile kabile çatışmalarını önleme ve zulme uğrayanların haklarını koruma amacıyla kurulan Hilfü’l-Fudûl (Erdemliler Topluluğu) içinde yer alması ve “Allah’a andolsun ki Mekke şehrinde birine haksızlık ve zulüm yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi olsun ister kötü ister bizden birisi isterse yabancı olsun kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz.”[45] sözleri, kolektif bir duruşun cihad olduğunun en güçlü işaretidir. Bu anlayış, Kur’an-ı Kerim’de “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[46] ayetiyle de teşvik edilmiştir. Müslümanların tercih etmesi gereken yöntem ise ayette buyrulduğu gibi, “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.”[47] olmalıdır.
Bu kapsamlı anlayış doğrultusunda IGMG, cihadı sadece bireyin yerine getirmesi gereken bir görev olarak değil, aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin onurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için kolektif bir şekilde yapılması gereken organize bir ibadet olarak görmektedir. Bu, kulun kendisini bilmesi, ilim yolunda gayreti ve toplumsal sorumluluk bilinci içerisinde, Allah’ın rızasını kazanmak için var olan tüm güçle gösterilen yapıcı ve bilinçli her türlü çabadır.
Mizana ve Kâinata Bakışımız
Allah Teâlâ kâinatı bir ahenk ve düzen içerisinde yaratmıştır. Kâinat Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren delillerle doludur.[48] Yaratılan her şey, bir tek Yaratanın eseri olarak bir denge (mizan) ve ahenk içindedir. Bu imkânlar yeryüzünün halifesi kılınan insanın hizmetine verilmiştir.[49] İnsan bu düzenin bir parçası olarak imha için değil, inşa etmek için memur kılınmıştır.
Bu sebeple insan kendisine, ailesine, sosyal çevresine, hayvanlara, doğaya ve eşyaya karşı sorumluluk sahibidir.[50] Kendisini bu düzenin sahibi değil, gelecek nesillerin emanetçisi olarak görmelidir. İnsanın başta kendi yaratılış doğası olmak üzere, tabiatı ve hayvanatı koruması dinî bir vecibedir. Bu sorumluluk bilinci, onun gelecek nesillere yaşanabilir bir yeryüzü bırakmasını zorunlu kılar. Bu bilinçten uzaklaşarak, Allah’ın kâinatta yarattığı hassas dengenin insan eliyle bozulmasına karşı çıkılmalıdır.[51] İnsanların kötü davranışlarının neticesi olan olumsuz etkiler, doğa ve toplum üzerinde artık büyük sorunlar hâline gelmiştir. Kendisine emanet olarak verilen dünyayı yaşanılabilir olmaktan çıkardığında ise insan, bunun olumsuz sonuçlarını birçok yönden görmektedir.
Bizler, evrenin bir tek Yaratan tarafından ahenk ve denge içerisinde yaratılıp, insana emanet edildiği bilincini taşırız. Bu emanete şükran ile sorumluluk taşıyarak, dünyanın maliki değil, muhafızı olmamız gerektiğine inanırız. Çünkü hayat, tüm varlıklarla uyum içerisinde yaşandığında insana huzur verecektir.[52]
Ümmet Anlayışımız
IGMG yalnızca yaşadığı toplumlara hizmet eden yerel bir yapı değil, aynı zamanda İslam ümmetinin bilinçli bir parçası olarak küresel sorumluluk taşır. Ümmetin sevinçlerine ortak olmak, sıkıntılarına duyarlılık göstermek ve bu meselelerde aktif sorumluluk almak, IGMG’nin temel ilkeleri arasındadır. Ümmet Allah’a, peygamberlerine ve ahiret gününe iman temeline dayanıp, aynı kıbleye yönelen, sevinç ve üzüntülerde birbirine kenetlenen Müslümanlar topluluğudur.
Kur’an-ı Kerim’de, “Bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir.”[53], “Müminler elbette ki kardeştir.”[54], “İşte böylece sizi, insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye vasat (ölçülü, dengeli) bir ümmet kıldık.”[55] ayetleri ümmet olmayı vurgularken, “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve şefkat göstermekte bir beden gibidir.”[56] ve “Ey Allah’ın kulları! Kardeşler olun.”[57] ifadeleriyle Hz. Muhammed (s.a.v.) de ümmet olma bilincini canlı tutmuştur.
Millî Görüş Terkibinin Anlamı
İslam inancına göre bütün insanlar ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem ile eşi Hz. Havva’dan neşet etmişlerdir. Hz. Âdem’den bu yana Allah (c.c.) insanlara doğru yolu göstermeleri için peygamberler ve ilahî kitaplar göndermiştir. Bu peygamberler silsilesinin bir halkası olan Hz. İbrâhim tevhid inancı mensuplarının atasıdır. Bu meyanda, teşkilatımızın ismi doğrudan Hz. İbrâhim’e atıfta bulunur.
Kullanılan “Millî” kelimesi, Kur’anî bir kavram olan “millet” kelimesinden gelir. “Millet” kavramı Kur’an-ı Kerim’de Nahl suresi 123, Âl-i İmrân suresi 95, Nisâ suresi 125. ayetlerinde “İbrâhim’in milleti” tamlaması içerisinde geçer ve bir peygambere inanan ve bu peygamberin getirdiği değerler, idealler ve gelenekler etrafında toplanan cemaati niteler.
Böylece teşkilatı tarif eden “Millî Görüş” terkibi, görüş ve inanış bakımından kendisini Hz. İbrâhim’in milletinden kabul eden ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolundan giden İslami bir cemaatin dünyaya bakışı ve bu anlayış doğrultusunda insanlığın huzuru için çaba göstermesi olarak anlaşılmalıdır.
Görev ve Sorumluluklarımız
Yukarıda zikredilen temel inanç esaslarını takip eden IGMG kapsamlı bir şekilde dinî, sosyal ve kültürel hizmetler veren İslami bir cemaattir. Mensupları insanlara hizmet etmeyi, yardımcı ve destek olmayı ibadet olarak görürler. Faaliyetlere Allah rızası için, insana faydalı olmak şuuruyla gönüllü olarak maddi ve manevi destek verirler.[58] Bu dünyada yapılacak her iyiliğin karşılığının ahirette alınacağı inancıyla çalışmalarda yer alırlar. Fahri çalışmalarını önceleyerek, hizmet etmenin şuurunda ve bilincinde gayret sarf ederler.[59] IGMG tarafından yürütülen hizmetler, Müslüman bireylerin doğumdan ölüme kadar hayatlarının her aşamasında karşılaşabilecekleri maddi ve manevi ihtiyaçlara bütüncül bir yaklaşımla cevap vermeyi amaçlar.
IGMG, aileyi toplumun temel taşıyıcı unsuru olarak görür. Aile dinî, sosyal ve ahlaki yaşantının merkezinde yer alan hayati bir kurumdur. Aile bireylerin ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarını karşılamak, nesilleri yetiştirmek ve toplumsal düzeni sağlamak bakımından temel bir yapı taşıdır. Bunun için IGMG yeni kurulacak ailenin oluşumunu önemseyerek, ailelerin sağlıklı bir şekilde devamı için her türlü ilgi ve desteği gösterir.
IGMG cami ve dernek hizmetlerini herhangi bir etnik köken veya görüş ayrımı gözetmeksizin, toplumun her kesimine sunmayı ilke edinmiştir. Her yaştan bireyin kendini huzur içinde hissedebileceği, dayanışma ve birlik duygusunu pekiştirebileceği bu yapılar; farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışla, temel esasları çerçevesinde hizmet etmeyi gaye edinir.
IGMG insan onurunu esas alan bir anlayışla, bireyin hem dünyevi refahını hem de manevi gelişimini gözetir. Kadın ve erkeği yaratılışta eşit, sorumluluk ve katkı açısından birbirlerini destekleyici bireyler olarak görür. Kadınların da erkekler gibi toplumsal hayata aktif biçimde katılması gerektiğine inanır ve bu katılımı teşvik eder. Kur’an-ı Kerim’de yer alan “İnsan ancak çalıştığının karşılığını alır.”[60] ayeti doğrultusunda, bireyin cinsiyetine bakılmaksızın emeği, çabası ve sorumluluk bilinci esas alınır. Bundan dolayı IGMG her bireyin potansiyelini gerçekleştirmesi için gerekli imkânları sunmaya çalışır.
IGMG mensupları kendilerini yaşadıkları ülke toplumlarının temel unsurları olarak görürler. Sorumluluk bilinci ile buraları mensup oldukları ve aidiyet duydukları yerler olarak kabul ederler. Faaliyet gösterdikleri toplumların huzur ve refahı konusunda kendilerini sorumlu addederler. “İnanan erkekler ve kadınlar, birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler, kötülükten menederler.”[61], “Sen af ve kolaylık yolunu tut; iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”[62] ve “Canım elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emredip kötülükten sakındırırsınız ya da Allah size bir ceza gönderiverir de Ona dua edersiniz ama O, duanızı kabul etmez.”[63] gibi Kur’anî ve nebevî düsturlardan hareketle, toplumsal ilişkilerde temelde adaletin ve ortak yönlerin esas alınması gerektiğine inanırlar.
IGMG farklı din ve kültürlere mensup insanlarla iletişime, toplumun huzuru için yapıcı iş birliğine katkı sağlamaya önem verir. Bu nedenle tüm toplumsal gruplarla, diğer Müslüman veya gayrimüslim dinî cemaatlerle, kamu kurumlarıyla iletişimde olmayı ve faydalı ilişkiler geliştirmeyi insani, sosyal ve dinî bir vecibe olarak görür.
IGMG insanlığa karşı kendisini sorumlu hisseder. Bu nedenle insanların karşılaştığı ekonomik, kültürel ve sosyal problemlere karşı çözüm arayışlarının içinde yer alır. Dünya genelinde kaynaklara, eğitime ve refaha erişim konusunda eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik temel bir duruşa sahiptir. Mazlum ve mağdurların yanında yer alır ve her türlü zulme karşı çıkarak, insanlar arasında iyilik ve dayanışma gibi temel insani ve medeni faziletlerin gelişmesini teşvik eder. Aynı şekilde çevre ve hayvanatın korunması maksadıyla geliştirilen projeleri destekler. Faaliyetlerinde yeryüzündeki kaynakların sürdürülebilirliği konusunda bilinçli bir yaklaşımla hareket eder. Tüm bu meselelerde kamu kurumları, siyasi aktörler, dinî cemaatler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iletişimde olmayı ve bu ulvi değerlerin korunması ve yaşatılması bağlamındaki çalışmaları destekler.
Dipnotlar
- Bakara suresi, 2:2-5 ↩
- Yûsuf suresi, 12:105 ↩
- Âl-i İmrân suresi, 3:190-191 ↩
- Gâşiye suresi, 88:17-21; Rahmân suresi, 55:1-28 ↩
- Zümer suresi, 39:62 ↩
- Secde suresi, 32:7-9 ↩
- İsrâ suresi, 17:70 ↩
- Bakara suresi, 2:34 ↩
- Kehf suresi, 18:29 ↩
- Câsiye suresi, 45:15 ↩
- A’râf suresi, 7:68 ↩
- Enbiyâ suresi, 21:107 ↩
- Hicr suresi, 15:9 ↩
- Sâd suresi, 38:27 ↩
- Nisâ suresi, 4:58,135; Mâide suresi, 5:8; Âl-i İmrân suresi, 3:104,110,134; Bakara suresi, 2:143,274; Tevbe suresi, 9:119; Hucurât suresi, 49:15 ↩
- Buhârî, Magâzî, 35 ↩
- Âl-i İmrân suresi, 3:104,110 ↩
- Müslim, İman, 78 ↩
- Âl-i İmrân suresi, 3:103 ↩
- Nahl suresi, 16:90 ↩
- Bakara suresi, 2:30 ↩
- Zâriyât suresi, 51:56 ↩
- Tîn suresi, 95:4 ↩
- Hucurât suresi, 49:13 ↩
- Hucurât suresi, 49:13 ↩
- Tirmizî, Zühd, 2, IV, 551 ↩
- Mâide suresi, 5:8 ↩
- A’râf suresi, 7:189 ↩
- Hucurât suresi, 49:13 ↩
- Rûm suresi, 30:22 ↩
- Ankebût suresi, 29:6 ↩
- Tirmizî, Feżâ’ilü’l-Cihâd, 2 ↩
- Nahl suresi, 16:125 ↩
- İbn Balbân, el-İhsân fî takrîbi Sahîhi İbn Hibbân (nşr. Şuayb el-Arnaût), Beyrut 1408/1988, c. I, s. 288 ↩
- Mücâdile suresi, 58:11 ↩
- Bkz. Muhammed Hamidullah, “Hilfü’l-fudûl”, DİA, İstanbul 1988, c. XVIII, s. 31-32 ↩
- Âl-i İmrân suresi, 3:104 ↩
- Nahl suresi, 16:125 ↩
- Ankebût suresi, 29:44; Mülk suresi, 67:3 ↩
- Bakara suresi, 2:29 ↩
- Buhârî, Cum’a, 11 ↩
- Rûm suresi, 30:41 ↩
- Bakara suresi, 2:47 ↩
- Enbiyâ suresi, 21:92 ↩
- Hucurât suresi, 49:10 ↩
- Bakara suresi, 2:143 ↩
- Müslim, Birr, 66 ↩
- Müslim, Birr, 28 ↩
- Âl-i İmrân suresi, 3:134 ↩
- Âl-i İmrân suresi, 3:195 ↩
- Necm suresi, 53:39 ↩
- Tevbe suresi, 9:71 ↩
- A’râf suresi, 7:199 ↩
- Tirmizî, Fiten, 9 ↩











